Yeni Patron

1412 Words
İNCİ Sarp’ın dün boşanmak istediğini söylemesinin ardından Sarp tüm eşyalarını alıp evden gitmişti. Sabaha kadar ağladım. Ona aşık olduğum için ağlamadım. Ağladım çünkü çok fazla fedakarlık yapmıştım. Kendimden çok fazla özün vermiştim. Bana kötü davransada o evliliği omuzlarıma alıp devam etmiştim. Sonuç ortadaydı. Gene kendime üzülüyordum. Yıllarımı verdiğim için, ona sonsuz güvendiğim için kendime kızıyordum. Sabah gözlerim şiş uyandım. Görüntüm berbattı. Biraz kendimi toparladıktan sonra Ayazı kaldırmaya gittim. Kahverengi düz saçlarını okşadım. Oğlum bana çok benziyordu. Kehribar göz rengi vardı. Teni açık renkti. Uzun boylu ve ince yapılı olması babasına benziyordu. Yanaklarından öpüp ‘uyan bebeğim’ dedim. Ayaz beş yaşında olmasına rağmen hala benim bebeğimdi. O kalbimin tüm sahibiydi. Ayaz bana gülümsedi. Onu gıdıkladım. Kıkırdayıp yatakta döndü. Ardından Onu kreşe hazırladım. Sonra taksi çağırdım. Sarp arabayı alıp gitmişti. Bu yüzden mecburen taksiyi çağırmıştım. Artık bir arabam yoktu. Boşanma sonrası paramı biriktirip araba alacaktım. Taksiye bindik. Ayazı kreşe bıraktım. İçeri girmeden önce ona sarıldım. Neyse ki bu sabah babasını sormamıştı. İçimi bu durum kemiriyordu. Daha sonra Sarp ile Ayazın durumunu konuşacaktım. Çocuğumu bu güne kadar psikolojisi bozulmasın diye her şeye dikkat ederek büyütmüştüm. Şimdi bu boşanma sürecinde çocuğumun zarar görmesini istemiyordum. Bunun için Ayaza boşanma durumumuzu anlatırken bir pedagog ile görüşecektim. Bunları düşünürken dört katlı olan ilaç firmasının kapısına gelmiştim. Yaklaşık üç aydır burada çalışıyordum. Tüm süreci öğrenmiştim. Patronum, Mehmet Bey çok iyi bir adamdı. 50’li yaşlarında kır saçlı, tombul biriydi. Orada çalışan herkes bana sıcak kanlı davranıyordu. İşimi seviyordum. Rahattı, kolaydı. Beni zorlamıyordu. Üniversite hayatımda derslerimde başarılı olduğum için her şeyi hemen kapıyor ve yapıyordum. Üç kısa ayda firmanın tüm her şeyini öğrenmiştim. Ofisime girdim. Camdan Mehmet Bey’in odasına baktım. Daha gelmemişti. Masam hemen onun yanında ki küçük odadaydı. Diz üstü bilgisayarımı açıp evrakları düzenlemeye başladım. Kısa süre sonra Mehmet Bey geldi. ‘Günaydın Mehmet Bey’ dedim. O da ‘Günaydın. Bugün ki tüm görüşmelerimi iptal et. Bir saat sonra ilaç üreticisi bir firmanın yetkilisiyle görüşme yapacağım’ dedi. ‘Tamamdır. Yetkilinin adı neydi? Geldiğinde hemen karşılayalım’ dedim. Mehmet bey ‘Cure Soft firmasından Cem Bey’ dedi. Cure Soft firması Türkiye’nin ve hatta Avrupa’nın da büyük bir kısmının sahip olduğu güçlü bir ilaç firmasıydı. Pek çok yerde fabrikası vardı. Bizim gibi küçük bir firmada ne aradıklarını merak ettim. Firma içinde dolaşırken çalışanların konuşmasına kulak misafiri oldum. Muhasebeden biri ‘Bugün son iş günümüz arkadaşlar. Patron bu firmayı satıyor’ dedi. Diğerleri de ‘Nasıl? Gerçekten mi?’ diye sordu. Muhasebeci ‘Şu çok ünlü firma var ya Cure soft. Onun sahibi burayı almış’ dedi. Herkes biraz endişelenmeye başladı. Bende endişelenmiştim. Çocuğumun bakım ve diğer tüm masraflarımız için işe ihtiyacım vardı. Kira ödenecek, faturalar yatırılacak, kreşin aylık ödemesi yapılacaktı. Fazlasıyla bu işe ihtiyacım vardı. Yerime döndüğümde Mehmet Bey’in isteği üzerine programını boşattım ve bir saat sonra Cem Bey’i karşıladım. Cem Bey, yanında bir korumasıyla ana binadan giriş yaptı. Ortalama boylarda, genç, esmer bir adamdı. Ona ‘Hoşgeldiniz’ dedikten sonra Mehmet Bey’in odasına kadar eşlik ettim. Onlar odada konuşurken neyde bahsettiklerini merak ediyordum. Acaba gerçekten Cem Bey bu firmayı alacak mıydı? Hepiniz işsiz kalacak mıydık? Endişeli bekleyiş bir süre sonra sona erdi. Cem Bey odadan çıktı ve gene ben ona eşlik ederken ana kapıdan çıkış yaptı. Geri odama döndüğümde Mehmet Bey, beni içeri çağırdı. Söylenenler doğruydu. Mehmet Bey bana şirketin satıldığını söyledi. Endişe içinde ‘Hepimiz işsiz mi kaldık?’ diye sordum. Mehmet Bey ‘Bu konuda fikrim yok. Cem Bey, yarın herkese açıklama yapacaktır’ dedi. O gün neler olacağını merak ederek ve işimi kaybetme korkusuyla bitirdim. İş çıkışı Tuğçe’ye konuştum. Tuğçe’ye firmanın satıldığından ve işsiz kalma durumumdan bahsettim. Tuğçe ‘Merak etme yöneticimle konuşurum. Tekrar sana bir iş buluruz. Üzülme’ dedi. Her zaman destekçim olduğu için kendimi rahat hissettim ama onunda sınırları vardı. Her zaman bana iş bulması mümkün değildi. Ertesi gün aynı düzenle uyandım ve Ayazı kreşe bıraktım. Ardından işe gittim. Sabah saatleri olduğu için herkes yeni gelmeye başlamıştı. Çayını kahvesini alan ortak alanda toplanıyordu. Hepsi bir ağızdan ne olacağını merak ediyorlardı. İşsiz mi kaldık? Yeni patron nasıl? Neler gelecek başımıza diye konuşuyorlardı. Bende bu soruların cevaplarını merak ediyordum ki Cem Bey kapıdan giriş yaptı. Olduğumuz yerde bizi gördüğünde herkese ‘günaydın’ dileğiyle başlayıp konuşmaya yapacağını bildirdi. Cem Bey ‘Öncelikle herkesin endişeli olduğunu görüyorum. Sorularınıza net bir cevap veremem ama yarın Cure Soft’un sahibi buraya gelecek ve sizin endişelerinizi giderecek cevaplar verecek’ dedi. Çalışanlardan biri ‘Kovulacak mıyız?’ Diye sordu. Cem Bey ‘Dediğim gibi sorularınıza net cevap veremem ama kimseyle mağdur etmeyeceğiz’ dedi. Ardından eski müdürün yani şimdi kendisinin odasına doğru yürüdü. Arkasından gittim. Hala kovulmadığım için müdürün sekreteri bendim. Cem Bey bir süre sonra beni odasına çağırdı. Adımı sordu. ‘İnci’ dedim. Cem Bey ‘İnci Hanım, bana muhasebe departmanının yöneticisini çağırır mısınız? Ayrıca geçmiş ar-ge çalışmalarının dosyalarını da muhasebeyi inceledikten sonra bakmak için ayarlayın’ dedi. ‘Tamamdır Cem Bey’ dedim. Cem Bey ben çıkmadan önce kahve istediğini de bildirdi. İstediklerini hazırlarken Muhasebe yöneticisini de Cem Bey’in odasına gönderdim. Bu şekilde uzun saatler geçmiş hakkında Cem Bey ile araştırma yaptık. Ardından o bir analiz çıkarttı. Bunu yarın yeni Patronuma vermemi söyledi. Akşam olduğunda Ayaz’a bugün söz verdiğim keki yaptık. Ayaz benimle mutfakta zaman geçirmeyi çok seviyordu. Onunla portakallı kek yaptıktan sonra birlikte akşam bir çizgi film seçip izledik. Açıkçası bu yeni hayatımın zor olacağını düşünmüştüm. Ama tam tersi oldu. Ayaz ve ben baş başa çok mutluyduk. Ayaz babasını soracak olduğunda işi hakkında bir şeyler uydurdum. Ona yalan söylediğim için üzgündüm ama yakın zamanda boşanma işlemi yapıldığında ona açıkça her şeyi anlatacaktım. O zamana kadar bu mutlu baloncuğumuzda kalmayı tercih ediyordum. Ertesi gün üzerime daha düzgün kıyafetler giymeye özen gösterdim. Ayağıma siyah loafer’larımı üzerimde de siyah takım kıyafetimi giydim. Saçlarımı ensemden topuz yaptım. Sanırım bu halim beni biraz orta yaşlı gösteriyordu ama görünüşüme o kadar da takılmıyordum. Sadece çocuğu için yaşayan bir anneydim. İş yerine geldiğimde kendime bir kahve aldım. Kısa süre sonra oturduğum odamın kapısı açıldı. Tanımadığım bir adam içeriye girdi. Ayağa kalktım. Bu adam dana önce gördüğüm kimseye benzemiyordu. Normalde aşk hayatımı tamamen kapattıktan sonra bir adama bu kadar uzun bakmam aptallık olurdu. Ama herkesin bu adama dönüp uzunca bakacağına emindim. Çünkü gerçekten yakışıklıydı. Kumral saçları, uzun boyu ve buğday teniyle mankenlik ajansından fırlamış gibiydi. Heybetli vücudunu uzun siyah paltosu kaplıyor olsada içinde ki iri kaslı yapısı belli oluyordu. Kıyafetleri özel dikim olduğu belliydi. Kusursuz bir görünüm sergiliyordu. Kolalı gömleği ve siyah Armani kravatı takım elbiseinin altında jilet gibi bir görünüme sahipti. Ayakkabıları da aynı şekilde cilalı ve parlaktı. Resmen ayna gibi kullanılabilirdi. Üzerindeki kıyafetler ne kadar pahalı olduğunu zaten bağırıyordu. Tüm dünyaya zenginliğini gösteriyordu. Bu tür kıyafetleri giyen kişinin kalibresinin ne kadar yüksek olduğunu belli ediyordu. Adamın her haraketi etrafına büyük bir güç dalgası yayıyor gibiydi. O resmen her sözünü yaptıran ve emir veren bir karaktere sahipti. Onu inceledikçe her detayından resmen güç ve mükemmeliyet akıyordu. Sadece bakışlarıyla bile tüm emirleri yerine getirmeni bekliyor ve bakışlarıyla her şeyi anlatıyor gibiydi. Tabi bu görünüm benim üzerimde bir etki yaratmamıştı. Çünkü her ne kadar bu kadar hayranlık uyandıran birini görmemiş olsamda iş dünyasına girdiğimden beri pek çok iş adamıyla tanışmıştım. Adam bir kaç adımda masamın önünde durdu. Gözlerime ciddiyetle baktı. Yeşil ve kahverenginin karışımı tonuyla ela gözlerinde ateşli ve delici bir bakış vardı. Ne yapacağımı bilemeden orada öylece dikildim. Selam mı vermeliydim? Ama o odama girdi. Ne yapmalıydım? Ağzından kelimeler çıktığında onu takip etmeye çalıştım. ‘Demek sendin’ dedi. Neyden bahsettiğini anlamadan kaşlarımı çattım. ‘Ne demek istediğinizi anlayamadım’ dedim. Tek kaşını kaldırdı. ‘Sen burayı üç ayda eski halinden daha güçlü hale getirecek fikiri üreten çalışansın değil mi?’ Diye sordu. Üç ay önce Mehmet Bey neredeyse batmanın eşiğine gelmişti. Bende ona fikir vermiştim ve bir anda satışlar patlamıştı. Sanırım bundan bahsediyordu. Ama öncelikle bu adam kimdi? ‘Pardon buraya neden geldiniz? Kimsiniz?’ Diye sordum. Bu sırada içeriye Cem Bey girdi. ‘İnci Hanım, Demir Bey Cure Soft’un CEO’su ve bu firmanın yeni sahibi’ diyerek tanıttı. Ben hemen duruşumu düzelttim. Bu adama ilk izlenim olarak iyi bir görüntü vermek istiyordum çünkü kariyerim iki dudağı arasındaydı. ‘Hoş geldiniz Demir Bey’ dedim. Bana ruhsuz şekilde bakmaya devam etti. Ardından ‘Analiz raporunu hemen odama bekliyorum’ dedi ve çıktı. Gerginlik onunla birlikte yok olurken Cem Bey’e döndüm. ‘Cem Bey sizi bu kadar erken beklemiyordum’ dedim. O da ellerini cebine soktu ve ‘Demir Bey erkenden işlerini halletmeyi tercih eder’ dedi. Ben ‘Bu gün hepimizin sanırım kaderi belli olacak’ dedim. Cem Bey ‘Bu kadar endişelenme Mehmet Bey senden bahsetti. Neler yaptığını biliyoruz. Eminim Demir Bey’de seni bırakmayacaktır İnci’ dedi. Sonra odadan çıktı. Bende analiz dosyasını elime eldim ve kaderimle yüzleşmek için adımlarımı attım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD