Nedenini bilmediği bir sorunun omuzlarında yük oluşunda eziliyordu Karmen. Kocası tarafından neden bu halde olduğunu bilmiyordu. Neden bir anda gitmişti? Nedn bir anda kendisini ve bebeğini bırakma kararı almıştı bilmiyordu. Aslında kalbi o kadar çok kırıktı ki bilmek bile istemiyordu. Hep çok kibar ve naif biri olmuştu. Hatta sulu göz bile olduğunu kabul edebilirdi ama gurursuz değildi. Kocası onu ve kızını bırakma kararı alıp boşanma davası açtıysa pekala o da bunu kabul edebilirdi. Demek ki o saatlerce içeride doğum sancısı çekerken kocası kahpelik yapıp boşanma davası açmıştı.
Yaşlı gözlerini silip arkadaşının açtığı kapıdan içeri girdi usulca. En yakın arkadaşı olabilirdi ama onun arkadaşlarıyla bir yaşadığı evde uzun süre yaşayamayacağını iyi biliyordu. iki artı bir odalı evde 3 kişi zor yaşarken kendisinin fazlalık olduğunu biliyordu. En azından ayaklanıp iş bulana kadar idare etmesi gerektiğini de biliyordu.
Karşısında beliren yabancı kişilere karşı başını eğip mahçup dolu gözlerle baktı. Apar tpar kimsenin haberi olmadan evlerine gelmek kötü hissettirmişti.
"Bu en yakın arkadaşım Karmen. Bunlarda ev arkadaşlarım sırasıyla Selda ve Melda." Ezel'in (En yakın arkadaşı) konuşması ardından Selda ve Melda'nın kardeş olduklarını anlamıştı Karmen. Her birine kısa bir 'Merhaba.' diyerek Ezel'in gösterdiği odaya girdi. Pek fazla eşyası olmayan çantasını boşaltıp Ezel'in kızını yatağa yatırmasıyla kızının yanına uzandı. Masumca uyuyan güzel kızına baktı. Kendisi gibi kızıl saçlara yeşil gözlere sahipti. Kendisi gibi büyüyünce çok güzel bir kız olacaktı. Ve kendisi gibi yetim büyümek zorunda kalmayacaktı. Babası onları terk etmiş olsa bile bir annesi vardı ve her zaman yanında olup onu tüm kötülüklerden koruyacaktı.
...
Ağlayan bebeğinin sesiyle gözlerini açıp hızla kızını kucaağına aldı. Ani hareketi dikişlerini sızlattı ama umursamadan kızının sırtını sıvazladı. Karanlık çöken odaya bakıp iç geçirdi. Başka ve yabancı evde olmaya alışması gerektiği yüzüne tokat gibi vurdu. Elini geriye uzatıp düğmeye bastı. Açılan ışık gözlerini acıttı. Kapalı tuttuğu gözleriyle ağlamaya devam eden bebeğinin sırtını bir kaç kere daha sıvazlayıp "Acıktı mı benim güzel kızım?" diye sakinleştirmeye çalıştı. Diğer odalarda uyuyan kişileri rahatsız etmeden kızını doyurmak için hızla hareket etti. Giydiği tişörtü çıkarıp tek göğsünün ucunu kızına verirken kızının duru güzelliğine tebessüm sundu. Belki de bu kadar acının içerisinde tek dayanağı kolları arasında olandır.
Tekrar uyuya kalan bebeğinin gazını çıkartıp yatağa yatırdı. Ezel'in yatağını esir almışlardı ama Ezel neredydi? En yakın arkadaşını yatağından ettiği için koca bir hüzün beslerken odadan çıkıp nereye gideceğini bilmediği için odada kalmayı tercih etti. Sessize aldığı telefonunu komidinin üzerinden alıp arkadaşına "Neredesin?" diye mesaj atmış ve aynı dakika içinde "Dışarıda işlerim var, rahat et ve uyu." cevabını almış daha fazla soru sormadan telefonu kapatıp uyumuştu.
...
Bir hafta boyunca kızının sürekli ağlayarak uyanmasına alışmış olsa da yorgunluğu gözlerinden okunuyordu Karmen'in. Bu süre boyunca dikişleri daha iyi konumda olsa da yorgunluktan bazı şeyleri unutur olmuştu. Bir kaç kere kirli bezleri odanın bir ucunda unutmuş Ezel'in odaya girer girmez öğürerek dışarı çıkmasıyla fark etmişti. Bir kaç kere kızının ağlamasına rağmen duymayıp uyumaya devam etmesi üzerine Selda'nın gelip 'Çocuk ağlıyor kalk bak.' diyerek uyandırması olmuştu. Hatta ve sıklıkla yemek yemeyi unutuyordu. Yemek yemediği için sütü pek olmuyor kızı da doymuyordu. Bebeğinin açlıktan sürekli ağlamasına Selda ve Melda'nın artık dayanamadığını anlıyordu. Elinden daha fazlası gelmediği için oturup kızıyla ağladığı anlar bile olmuştu. Bu süre içerisinde kocasından tek bir haber bile yoktu.
Kocasıyla evlenmeden önce avukattı. Hatta şehrin en yi avukatıydı diyebilirdi. Kocasınında kendisiyle aynı işi yapıyor olması onu başta aşırı gururlandırmıştı. Düğüne kadar sabah akşam çalışarak elde ettiği mal varlığını düğünden sonra alkol aldıkları bir gece kocasının üzerine geçirmişti. Yaşadıkları o evin aslında kocasının değil kendisinindi. Düğünden sonra kocasının ona 'İşi bırak evin hanımı ol, beni işten gelince karşıla.' isteği üzerine işi bırakmıştı. Onca sene bunu hiç dert etmemişti çünkü hiç ayrılacaklarını düşünmemişti. Ama şimdi o gece yaptığı şeyin üstelik hiç hatırlamadığı bir gecenin sonunda böyle bir şey için pişmanlık duyuyordu. Alkollü bir kafayla mal ve mülkü teslim etmek yasal yollarda geçersiz sayılırdı ama bunu ispatlamak uzun süreceğini bildiği için bir süre kendisini geçindirecek iş bulması gerektiğini biliyordu.
"Çocuğu bana ver yemeğini ye hadi." Ezel'in binince kez ısrarı üzerine geri çevirmek istemişti ama artık yemek yemesi gerektiğini bildiği için ses çıkarmadan bebeğini ona verip yerinden usulca kalktı. Her sabah Ezel'in yanına gelip bebeğini bakacağını ve yemek yemesi gerektiğini söylemesini reddediyordu. Çünkü sabaha kadar Ezel'in dışarıda çalıştığını sabaha karşı eve yorgun bir şekilde geldiğini biliyordu. Henüz ne iş yaptığını bilmese bile yorgun olması onu üzüyordu. Sabahları Ezel rahat uyusun diye kızını da alıp odadan çıkıyor oturma odasına geçiyordu. Bu zaman içerisinde Selda ve Melda'nında güzdüzleri çalıştığını evin her sabah boş olmasıyla anlamıştı.
"Her şey için teşekkür ederim Ezel." Mahçup dolu bir sesle fısıldadı. Ezel'in ona kucağındaki çocuğu sıkıca tutup attığı yan bakışla ve işittiği "Saçmalamayı kes, git yemeğini ye." cümlesiyle duaklarını birbirine bastırıp hızla mutfağa girdi. İnsanlara mahçup olmaktan nefret ediyordu. Yetimhanede geçirdiği onca zamanlarda kimilerinin sevmediği oyuncaklarla, giymediği kıyafetlerle büyümüş olsa da bunlar için hep verenlere mahçup olmuş gibi hissediyordu. Bu hislerden uzak bir hayat yaşamayı sevmiş ve bir daha bu şekilde olmaması için uğraşmış olsa da şimdi aynı hissi yaşıyor gibi geliyordu.
...
Yemeğini hızla yemiş ve karnını güzelce doyurduktan sonra uyuyan bebeğini Ezel'den alıp yatağına yatırıp rahatlaştırmıştı. Kendisi de biraz uyumak istemişti ama hala ayakta olup uyumak yerine koltukta iki büklüm oturarak düşünen arkadaşının yanına gitmiş ve dizlerinin ucuna yanına oturmuştu. "Sorun ne?" diye usulca sordu. 'Bir derdin mi var?' diye sormazdı. Çünkü bilirdi bu kara kara düşünmeninde bir derdin var olduğunu. "Ben..." desi usulca sulu sulu olan gözlerini arkadaşına çevirirek. "Ben evleniyorum."
Karmen arkadaşından gelen beklenmedik cevapla şaşırdı. Gözleri şaşkınlıkla açılıp dudaklarını bir kaç kere birbirine bastırıp durdu. "Kimle, nasıl neden ne zaman? Yani ben seni anlamadım Ezel, sen evleniyor musun?"
"Evet."
Karmen inanamıyormuş gibi yerinden kalkıp karşısına geçti. "Peki ya ailen?" Her ne kadar farklı bir şehirde olsa da onun bir ailesi vardı. Ondan sorumlu olsun ya da olmasın annesi ve babası vardı. Aileden uzakta yaşıyor olmak onların varlığını yok etmezdi.
Ezel'in hızlıca yerinde doğrulup sıkıca elini tutuşuna ve "Ailemin bundan haberi olsun istemiyorum Karmen." diye yalvarır tonda konuşuna şahit oldu. Anlamıyordu. İnsan neden ailesinden saklardı. Arkadaşının çaresşz bakışlarına dayanamayıp elinin üzerindeki parmakları sıkıca tutup kalktığı yere geri oturdu. Arkadaşının başını usulca tutup dizlerine yatırdı ve saçları arasında parmaklarının geçmesine izin verdi. Ezel'in her ne kadar ailesi olsa da o lise hayatı boyunca farklı şehirde ailesinden uzakta büyümüş gelişmiş olgunlaşmış bir kızdı. Henüz yirmilerinin sonunda olması onu yetişkin kendi kararlarını kendi verebilecek bir olgunluğa getirmişti. Eğer arkadaşı öyle istiyorsa öyle olması gerekiyordu. Ama yinede "Neden?" sorusunu sormasına engel değildi.
Arkadaşının başını çevirip aşağıdan dolu gözlerle gözlerine bakarak "Ben hamileyim." demesiyle dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini kapattı. "Ve bilmediğim bir adamla evleniyorum."
Karmen gözlerini usulca açıp dizlerinden başını kaldırıp doğrulan arkadaşına çevirdi. Bilmediği tanımadığı bir adamdan hamile kaldığı için onunla mı evlenecekti? "Sen ciddi misin?" Ezel'in baş sallayıp onaylamasıyla derin bir nefes alıp bıraktı. "Hamile olduğun için hayatının hatasını yapacak olamazsın? Başka yolu vardır ya da ne bileyim hamileliğin yeniyse aldırabilirsin." Kurduğu cümleye bakmadan ağzına geleni söylemesi arkadaşını yaralamıştı. Oysa Ezel bu bebeği sırf arkadaşının ne kadar zorluklarla hamile kaldığını gördüğü için doğurma kararı almışken onun bu şekilde konuşması hayal kırıklığı olmuştu. "Hamileliğimi nasıl sonlandırmam gerektiğini söylersin bana?" Arkadaşının dolu olan gözlerini görmesiyle ne dediğini anca anlayabilmiş ve büyük bir pişmanlıkla hızla arkadaşına sıkıca sarılabilmişti. Hamileliği ne kadar çok istediğini ve neler yaşadığını kendisini biliyordu. O kadar sene uğraşmış biri nasıl olurda bir anne adayına bebeğinden vazgeç diyebilmişti! "Özür dilerim çok özür dilerim ne olur affet beni kardeşim. Bir anda şaşkınlıkla ağzımdan ne çıkacağını bilemedim. Sadece sevmediğin bilmediğin bir adamla ömür geçilmez, böyle bir hata yapmanı istemedim."
Ezel her ne kadar kırılmış olsa da arkadaşının niyetini bildiği için uzatmak istemeyip başını usulca salladı. "Sorun değil tamam ama bu bebeği büyütürken benimle olmak zorundasın!" der ve Karmen'in gülümsemesine neden olur. Onu asla yalnız bırakmayacaktı. Zor zamanında kendisine yuvasını açan arkadaşını tek bırakamazdı.
"Anlaştık! O halde o damada söyle seni gerçekten istiyorsa seni istemeye gelsin."
"Ne?"
"Duydun. Gelsin ve alabiliyorsa alsın."(