Gala gecesinden sonra şehir, yeni bir sabaha uyanırken Can, lüks otelin geniş penceresinden dışarı bakıyordu. Gökyüzü griye çalan bir mavilikteydi; tıpkı içinde taşıdığı duygular gibi. Geceden beri Elif’in gözleri aklından çıkmıyordu. Onunla dans ederken hissettiği o huzur ve açıklanamaz çekim, Can’ın kalbinde ilk kez gerçek bir iz bırakmıştı. Bu alışık olmadığı bir histi; çünkü Can’ın hayatı, genellikle yüzeysel ilişkiler ve zorunluluklarla çevriliydi. Elif ise sabahın erken saatlerinde işe gitmek üzere hazırlandı. Yaşadığı semtin mütevazı sokaklarında yürürken, gala gecesi zihninde dönüp duruyordu. Can’ın sözleri, bakışları, özellikle yalnızlık üzerine söyledikleri… Elif, onun sadece dışarıdan görünen karizmatik bir adam olmadığını, içinde derin yaralar taşıyan biri olduğunu hissetmişti. Bu merakı, Elif’i Can’a daha da yakınlaştırıyordu.
Bir hafta sonra, Elif iş çıkışında bir kitapçıya uğradı. Kitaplar arasında gezinirken, arka raflarda bir adam dikkatini çekti. Elinde bir psikoloji kitabı tutuyordu. Elif yaklaşınca, adamın Can olduğunu fark etti. Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. O da Elif’i fark ettiğinde, gözlerinde bir ışık belirdi. "Merhaba," dedi Can, hafif bir tebessümle. "Merhaba… Gerçekten seni burada görmek şaşırtıcı," dedi Elif, heyecanla. "Aynı şehirde yaşıyoruz sonuçta," dedi Can. "Ama bu, güzel bir tesadüf." Beraber kitapçıda dolaşmaya başladılar. Kitaplar hakkında konuştular, edebiyat ve psikolojiye dair düşüncelerini paylaştılar. Elif’in derin bakış açısı, Can’ı şaşırtıyordu. İlk defa birisiyle yüzeyin ötesine geçen sohbetler yapabiliyordu. "Hayatımda ilk kez biriyle bu kadar rahat konuşuyorum," dedi Can bir ara, dürüstçe. "Ben de aynı şeyi hissediyorum," dedi Elif. "Sanki birbirimizi uzun zamandır tanıyormuşuz gibi."
Can, Elif’le geçirdiği her anın ardından içindeki karanlıkla yüzleşmeye başladı. Babasıyla olan sorunlu ilişkisi, annesinin ilgisizliği ve aile şirketinde zorla üstlendiği görev… Bunlar, onun kişiliğinde derin yaralar açmıştı. Çocukluğunda bastırdığı birçok duygu, Elif sayesinde yüzeye çıkıyordu. Ancak Can’ın geçmişinde daha derin bir sır yatıyordu. Annesinin yıllar önce intihar ettiğini sanıyordu ama gerçekte onun psikolojik sorunlar nedeniyle bir kliniğe kapatıldığını öğrenmişti. Bu bilgi, ailesi tarafından ondan gizlenmişti. Elif’e bunu anlatmak istemedi; çünkü onun gözünde güçlü görünmek istiyordu. Ama aynı zamanda, Elif’in samimiyetine güvenmek istiyordu. Elif’in de hayatı kolay değildi. Annesi yıllar önce babasını terk etmişti ve Elif, küçük yaşta kardeşine annelik yapmak zorunda kalmıştı. Maddi zorluklar içinde büyümüştü ama bu, onu asla karamsar biri yapmamıştı. Aksine, umut dolu bir bakış açısı geliştirmişti. Can’daki içsel çatışmayı görebiliyor, onu yargılamadan anlayabiliyordu. Bir gün, Elif ve Can sahil kenarında yürürken, Elif birden durdu. "Bana her şeyi anlatmak zorunda değilsin Can," dedi. "Ama ne zaman istersen dinlerim. Ve ne çıkarsa çıksın, senin yanında olmaktan korkmam." Can bu sözlerden çok etkilendi. İlk defa biri ona gerçekten güven veriyordu.
Zamanla, aralarındaki bağ daha da güçlendi. Hafta sonlarını birlikte geçiriyor, birlikte müzik dinliyor, birlikte susuyorlardı. Ama bir gün, Can’ın ailesi Elif hakkında konuşmaya başladı. Onu küçük görüyorlardı. Can, ailesine karşı çıkacak gücü bulamıyordu. Bu da Elif’in kalbini kırdı. "Ben senin yanında bir utanç kaynağı değilim," dedi Elif, gözyaşlarını tutamayarak. "Eğer bunu kabul edemiyorsan, bu ilişki bizi sadece yorar." Can sessiz kaldı. İlk defa bir karar vermesi gerekiyordu. Ya ailesinin çizdiği yoldan gidecek ya da kalbinin sesini dinleyecekti. Bir gece, Can uzun uzun düşündü. Annesinin bir gün ona söylediği bir cümle aklına geldi: "Gerçek mutluluğu, toplumun değil, kalbinin kabul ettiklerinde bulursun." Ertesi sabah Elif’in kapısını çaldı. Gözleri kararlıydı. "Seni seviyorum Elif. Ve seni kaybetmeyi göze alamam. Ailemle yüzleşeceğim. Ama lütfen, beni biraz daha bekle. Söz veriyorum, bu mücadeleyi senin için vereceğim." Elif’in gözleri doldu. İçinde hâlâ kırgınlık olsa da, Can’ın cesareti onu etkilemişti. Başını salladı, "Birlikteyken her şey daha kolay. Ama bu yolu senin yürümen gerekiyor. Ben sadece yanında olurum."
Can, Elif’in sözlerinden güç alarak ailesiyle yüzleşmeye karar verdi. O akşam, yemek masasında sessizlik hakimdi. Babası, şirketle ilgili konuşurken Can söze girdi. "Artık kendi kararlarımı kendim vereceğim. Hayatımı da, sevdiğim insanı da siz değil, ben seçeceğim." Bu cümle, masada buz gibi bir hava estirdi. Babası öfkeyle sandalyeden kalktı. "Bizi rezil mi edeceksin Can? Kim olduğunu unutma!" Can gözlerini babasından ayırmadı. "Tam olarak kim olduğumu yeni öğreniyorum. Ve artık sizden korkmuyorum." O an, Can geçmişindeki zincirleri kırmıştı. Elif’le birlikte olmanın bedelini ödemeye hazırdı. Elif’e döndüğünde, ona olan sevgisi daha da güçlenmişti. Fakat hayat her zaman sadece sevgiyle ilerlemiyordu. Elif’in geçmişinden biri geri döndü. Üniversiteden eski sevgilisi Mert, yurtdışından dönmüş ve Elif’le tekrar görüşmek istemişti. Elif, onunla geçmişte yaşadığı acı dolu ayrılığı aşmıştı ama Can’a karşı hissettiği duygulara gölge düşürmesini istemiyordu. Mert, Elif’i bir kafede bulduğunda, hâlâ onu sevdiğini itiraf etti. Elif ise kararlıydı. "Ben hayatımda ilk kez kendimi gerçekten değerli hissediyorum Mert. Artık geçmişe dönmem. Lütfen bu sayfayı kapat." Bu netlik Can’a olan bağlılığını da pekiştirdi. Ama Can, Mert’in varlığından haberdar olduğunda kıskançlık duygusunu bastıramadı. Elif’e güveniyordu ama geçmişin gölgeleri Can’ın özgüvenini zedeliyordu. Bu duygu, ilişkilerinde küçük çatlaklar yaratmaya başladı. Can, Elif’in onu teselli etmeye çalıştığı bir akşam, patladı: "Sana güveniyorum ama geçmişin hâlâ seninleymiş gibi hissediyorum. Kendimi senin dünyana ait hissedemiyorum bazen." Elif, bu çıkışa üzülse de, Can’ı anlıyordu. "Ben geçmişimi silemem Can. Ama seninle geleceği kurmak istiyorum. Lütfen bunu birlikte öğrenelim."
Günler geçtikçe, aralarındaki bağ yeniden güçlendi. Can, terapiye gitmeye başladı, annesini hastanede ziyaret etti ve onunla ilk kez gerçek bir konuşma yaptı. Annesi, "Kendin ol Can. Sevilmeyi hak ediyorsun," dediğinde gözleri dolmuştu. Elif ise kendi ailesiyle barışmaya başladı. Annesiyle konuşarak geçmişteki yaraları sardılar. İkisi de kendi karanlıklarıyla yüzleşip onları kabullenmeyi öğreniyordu. Bir akşam sahilde otururken, Can Elif’e döndü. "Hayatımda birçok yanlış yaptım. Ama seninle birlikteyken her şey doğru geliyor. Benimle bir ömür yürür müsün?" Elif gözyaşlarını tutamadı. "Evet Can. Çünkü aşkın rengi senin gözlerinde."