Bölüm 18

925 Words
Aradan bir hafta geçmişti. Wolf eve neredeyse haftada bir ya da iki defa geliyordu. Geldiğinde akşam oluyor yorgun olduğunu söyleyip uyuyordu. Onunla hiç konuşamıyordum. Tek yaptığım o gelene kadar beklemekti geldiğinde ise uyumak. Duyduğum sesler artık çoğalmaya başlamıştı. Artık evin içinde duramıyordum. Genellikle göl kenarına gidiyordum. Akan su ve kuş sesleri beni rahatlatıyordu. Ayaklarımı soktuğum su bedenime serinlik sağlarken başımı kaldırdım ve sıcak güneşe baktım. Her şey çok sıkıcıydı. Wolf artık yok gibiydi. Onu kaybediyor gibiydim. Ne kadar sıkı tutmaya çalışırsam çalışayım elimden kayıp gidiyordu. Bu düşüncem içimi korkuyla doldururken ayağa kalktım ve eve döndüm. Geçen zamanda edindiğim en güzel alışkanlık kitap okumak olabilirdi. Evin içinde bulduğum kitapları okurken zaman hızlı geçiyordu. Elimde yarım kalan kitaba devam ederken akşam olmuştu bile. Kapı açılmış ve Wolf içeri girmişti. Şaşkınlikla ona döndüm. Bugün gelmesi çok şaşırtıcıydı. Wolf sallanırken sarhoş olduğunu fark ederek yanına gittim. Kolunu tutarken koltuğa zor bela gitti. "Çok boktan!" sinirli bir şekilde konuşması ile ona döndüm. "Ne?" "Her şey! Sen, o HER ŞEY!" O? Kimden bahsediyordu. "Anlamadım?" derken Wolf bana baktı. "Hiçbir şeyden anlamıyorsun tatlı Virginia, belki de seni bu yüzden seviyorum." derken uzanıp dudaklarımı öptü daha doğrusu dudakları dudaklarıma çarptı. Hırsla beni kendine çekerken elini kalçama atması ile durdurdum. "Kendinde değilsin." Wolf geri çekilirken, gözleri kapanıyordu. Üzerine bir battaniye getirdiğimde çoktan uyuya kalmıştı. Alnına gelen saçlarını düzeltirken "Çok değiştin..." diye fısıldadım. Şiddetli kavga ettiğimiz gece, beni severken neden benden uzak durduğunu sormuştum, bana beni hiç sevdiğini söylemediğini aşık olmadığını söylemişti. Canımı o kadar iyi yakıyordu ki. Beni parçalara ayırıyor, ayırdığı parçalara bakma zahmeti bile duymuyordu. Sabah olduğunda Wolf duş almış ve aceleyle evden çıkmıştı. Artık sinir olmaya başlamıştım. Ben yokmuşum gibi davranıyordu. Umurunda değilmişim gibi, eve aldığı haftalık alışverişi bu hafta yapmamıştı mesela ve ben bunu ona söylemek istemiyordum kendi anlasın istiyordum eskisi gibi. Ama boşuna bekliyordum biliyordum. Elimde ki kitaptan sıkılırken sıkıntıyla tavana baktım. Eskiden böyle olurdu. Sıkılırdım ve yanımda konuşacağım bir sürü kişi olurdu. Emma mesela. Hatırlamam ile gülümsedim. Şimdi ne yapıyordu acaba? Umarım iyidir. Beni bırakıp gitmemiş olsaydı ne durumda olurduk merak ediyordum. Şuan olduğundan daha eğlenceli olacağından emindim. Akşam olduğunda Wolf yoktu, yemek istemediğimden hemen uyudum. Diğer günde yoktu. Ve diğer gün. Günlerce, haftalarca gelmedi. Ben bekledim, hayatımı durdurdum ama o gelmedi. Midem karnıma yapışmıştı resmen hem yemek istemiyordum kendimi zorlayacağım zaman ise evde yemek olmadığını fark ediyordum. Dolabı açtığımda boş olması ile kapattım. Odaya gidip yatağa girdim ve uyumaya çalıştım. Karnıma giren ağrılar ile uyanırken midemi tuttum. "Ah!" acı içinde bağırırken mutfağa gittim ağrı kesici ararken onunda bitmesi ile bir küfür savurdum. Çaresizlik içinde orada dikilirken Wolf'a lanet ettim. Beni hiç mi düşünmüyordu! Haftalarca nasıl gelmezdi? Sinirle montumu aldım ve botlarımı giydim. İş yerini biliyordum. Telefonu ile oynarken gözüm çarpmıştı. Madem o gelmiyordu ben ona giderdim. Kapıyı arkamdan kapatırken taş yola çıktım. Güneş tepede ışıldarken yanıma su almadığıma pişman oldum ama ev çok arkada kalmıştı. Yarım saat sonra karnımda ki ağrı iyice şiddetini arttırırken ileride bir ev fark etmemle hızlandım. Lüks bir villaya benzer evken, büyük bir bahçesi vardı. Kapısına geldiğimde hızla çaldım. Kapıyı açan beyaz önlüklü kadına ilaca ihtiyacım olduğunu söylerken içeri çağırdı. Lüks mobilyaların olduğu odayı geçerken aynı zenginlikte mutfağa götürdü. Ağrı kesici verirken hızla içtim. "Teşekkür ederim." hizmetli gülümserken işine döndü. Tam evden gidecekken gözlerimin kararması ile yere yığıldım. Gözlerimi açtığımda beyaz bir tavan karşıladı beni. Nerede olduğumu anlamak için etrafa bakarken bir bir aklıma düşen anılar ile ayağa kalktım. Tekrar başım dönerken açılan kapı ile gelene baktım. Sarışın, mavi gözlü orta yaşlarda bir kadın içeri girdi. "Tatlım, bir anda ayağa kalkmamalısın." dedi. "Ne oldu bana?" "Bayıldın, açlıktan kaç gündür yemek yemiyorsun?" sorusu ile başımı çevirdim. "Gel, biraz yemek ye."sıcak daveti ile içeri giren hizmetliye döndüm. " Gerçekten gerek yok. " kaşlarını çattı. "Gel lütfen." ısrar etmeden getirdiği yemeğe döndüm. Hepsini yiyemesemde tekrar bayılma ihtimalime karşılık yemeği yiyebildiğim kadar yedim. "Adın ne tatlım?" "Virginia." "Nerede yaşıyorsun?" "Burada sizden biraz uzakta." şaşkınlikla bana baktı ve oturduğu koltukta bacak bacak üstüne attı. "Öyle mi? O evde kimse yaşamıyor diye biliyordum." "Ben ve-" yutkundum ve "Ben ve Wolf yaşıyoruz." tek kaşını kaldırdı. "Wolf?" "Wolf Beer. " diye yanıtladım. düşünüyor gibi uzun uzun baktı ardından hatırlamış gibi gülümsedi. "Ah! Ünlü işadamı Wolf!" hatırlaması ile rahatlarken devam etti. "Geçenlerde gazetede gördüm küçük oğlu kansere yakalanmış, ne kadar üzüldüm bilemezsin. Ah! sahi sen nesi oluyorsun?" cümlesi ile başım dönerken ellerim titredi. "N-Ne?" "Oğlu kanser olmuş haberiniz yok muydu?" Oğlu? Wolf'un oğlu mu vardı? Ayağa kalkarken hızla kadının önünde eğildim. "Oğlu? Wolf'un oğlu mu var?" Kadın davranışıma anlam veremiyorken bir süre sonra "Elbette hatta bir kızı da var eşi ile birkaç kez görüşmüştüm." kalbime saplanan iğne ile nefesim kesilirken nefes alamıyor gibiydim. "Y-Yalan!" soluklarım birbirine karışırken karşımda ki kadın tepkime şaşırdı ve telefonunu çıkardı. Bana uzatırken titreyen ellerimle aldım. Resimde Wolf iki çocuk ve bir kadın vardı. Birbirine sarılmış mutlu bir aile gibiydiler. Wolf'un parmağında ki yüzüğü görmemle gözlerimin önü kararmıştı. Hırıltılı nefeslerim ile adım atarken aynı anda dönen başım ve gözüm yatağa devrilmeme neden olmuştu. Telefon zemine çarparken sesi odaya yayılmıştı. "İyi misin! Angel çabuk buraya gel! " gerçek gelmeyen sesler ile kulaklarım çınlarken yatağa yığıldım. Gözümün önü kararırken başımda duran kadın gözüme ışık tutuyordu. "Beni duyabiliyor musun?" bedenim sıcaktan kavrulurken belli belirsiz başımı salladım. Koluma batan iğnenin soğukluğu bedenimi yakarken gözlerimden akan yaşlar ile çığlık attım. Bedenim titrerken nefeslerim birbiri ardına adeta yarışıyordu. "Nesi var?" "Sinir krizi." sesler kesilmezken ayağa kalkmaya çalıştım fakat tekrar yığılmam ile ellerimle saçlarımı çektim elime dolanan saç tellerim parmağıma dolanmıştı. Acıdan başım zonklarken elimi tutan ellerle durmak zorunda kaldım. Şiddetli ağlamam yüzünden gözümün önü bulanıklaşırken" Kendimden nefret ediyorum!" diye fısıldadım. Ben nasıl bir hata yapmıştım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD