Alparslan o kükremenin ardından beni göğsüne öyle bir bastırmıştı ki, Kuzey Abi hemen bir adım ötemizde dikilmesine rağmen aramızdaki dünya bir anda koptu, sadece ikimize dar gelen o kuytuya sıkıştı. Sırtım hamamın taş duvarına, önüm ise Alparslan’ın alev alev yanan gövdesine hapsolmuştu. Peştamalın üzerinden belime kenetlenen iri parmakları, etimi kavrar gibi hafifçe yukarı kaydı; parmak uçlarının kaburgalarıma yaptığı o sert, sahiplenici baskı içimden kasıklarıma doğru inen elektrikli bir sarsıntı yaydı. "Dila..." dedi, sesi bu defa bağırmıyordu ama öyle pürüzlü, öyle karanlık ve boğuktu ki doğrudan tenime işledi. Başını bir milim daha eğdiğinde çenesindeki sert kirli sakallar şakağıma, oradan da boynumun en savunmasız, açıkta kalan yerine hafifçe sürtündü. Hamamın sıcağından nemle

