Tam tezgâha yaslanıp derin bir nefes alacaktım ki... Kapı çıngırağı sertçe çaldı. İrkilerek başımı kaldırdım. Eşikte Alparslan duruyordu. Üzerinde tulumu yoktu; siyah bir kot pantolon, üzerine koyu gri kalın bir kazak giymişti. Siyah saçları alnına hafifçe dağılmıştı. Ama gözleri... O buz mavisi gözleri, dükkânın loş sarı ışığı altında adeta bir kor gibi parlıyordu. İçeri tek bir adım attı ve arkasındaki ahşap kapıyı 'pat' diye kapattı. Kilit tıkırdamadı ama kapının kapanış sesi dükkânın bütün havasını bir anda vakumlayıp aldı. Dışarıdaki ayaz kesildi; içerisi saniyeler içinde tütün, motor yağı ve Alparslan’ın o sert ten kokusuyla doldu. Kalbim boğazımda öyle bir çarptı ki nefes alamadım. "Alparslan... Abi?" dedim, sesim çatallı ve zayıf çıktı. Alparslan cevap vermedi. Ağ

