Hastane acilinin önüne vardığımızda Yiğit Abi arabayı acil servis kapısına adeta savururcasına park etti. Selin’i iki yanından tutarak Feride’yle birlikte içeri sürükledik. Otomatik kapılar açılır açılmaz hastane koridorunun o keskin dezenfektan ve metalik soğukluğu yüzümüze çarptı. Selin’in ayakları taş zemini tutmuyor, boğazından kesik kesik "Ablam nerede, ablamı götürdüler mi?" iniltileri dökülüyordu. Kırmızı alanın önündeki kargaşada Alparslan’ı gördük. Sırtını duvara yaslamış, iki elini saçlarının arasına daldırmıştı. Üzerindeki gri tişörtün yakası yırtık, ellerindeki sargılar çözülmüş vaziyetteydi. Kuzey Abi ise doktorların açıp kapattığı kapının önünde volta atıyordu. Selin çığlık atarak kırmızı alanın kapısına atılmaya çalışınca Yiğit Abi hemen önünü kesti, "Selin Hanım durun, iç

