Selin katladığı kâğıdı ceketinin cebine koyup fermuarını çekti. Yüzündeki o donuk, mesafeli ifadeyle kapıya doğru adımladı. "Benim anaokuluna geçmem lazım, müdire hanım veli dosyalarını bekliyor," dedi arkasına bile bakmadan. Feride de şalının ucunu çenesinin altından sıkılaştırıp çantasını omzuna astı. "Benim de kursa yetişmem gerek, teyzeler cüz için toplanmıştır bile. Kendine dikkat et Dila, Allah’a emanet ol," diyerek Selin’in peşinden çıktı. Kapı çıngırağının sesiyle ikisi de sokakta ters yönlere doğru hızla uzaklaştı. Dükkân yine o tanıdık, ağır sessizliğine gömüldü. Öğleden sonra zaman sanki donmuş gibiydi; ne kumaşların tozu dindi ne de içimdeki o deli yangın. Bakkal Hasan amcanın pantolon paçalarını bastım, muhtarın kaban astarını teyelledim ama gözüm sürekli karşı kaldırıma, sa

