Kapının kilidini usulca açıp ofisten çıktı. Dışarıdan Alparslan’ın o tok, otoriter sesiyle çırağı Süleyman’a "Ne bağırıyorsun lan dükkânın ortasında, indir şu kutuları içeri!" diye kükreyişi duyulurken, ben ardiyenin soğuk aralığından arka sokağa süzülüp nefes nefese kendi dükkânımın kapısına doğru adeta uçarcasına koştum. Dükkânın kapısından içeri adeta bir fırtına gibi daldım. Kapıyı arkamdan hızla kapatıp sürgüyü sürdüğüm an sırtımı ahşap kanada yasladım. Göğsüm delicesine inip kalkıyor, şakaklarımda zonklayan nabzımın sesi dükkânın sessizliğini yarıyordu. Dizlerim titriyor, parmaklarım kazağımın kumaşına gömülüyordu. Yakalanmanın kıyısından dönmüş olmanın verdiği o soğuk panik damarlarımda kol geziyordu ama göğsümün sol yanında... Dokuz koca yıldır ilk defa böyle bir bahar açmıştı.

