Sabahın erken ayazı dükkânın camlarını buğulandırırken ellerimin titremesini bir türlü durduramıyordum. Feride’yle gece yarısı kurduğumuz o sakin planın ağırlığı omuzlarıma çökmüştü. Çok geçmeden çırak Süleyman, elinde alet çantası ve yeni kilitle dükkânın kapısından içeri girdi. "Kolay gelsin Dila Abla," dedi her zamanki saf sırıtışıyla. "Ustam gönderdi, kilidi değiştireceğim." "Sağ ol Süleyman," dedim sesimin düz ve sıradan çıkmasına olağanüstü gayret göstererek. Çocuk tezgâhın önündeki kapıya eğilip vidaları sökerken, önlüğümün cebindeki katlanmış beyaz kâğıdı usulca çıkardım. Ne bir zarf vardı ne de üzerinde tek bir harf... "Süleyman," dedim hafifçe boğazımı temizleyip kâğıdı tezgâhın kenarından ona uzatarak. "Ustan dün akşam dükkânda bir evrak unutmuş. Masasına koyuverirsin geçe

