27. BÖLÜM 🪖

684 Words
Ben Zühal, Zühal YALÇINTAŞ. 32 yaşındayım. Babamın izinden gidip asker oldum, iyi ki de oldum. Bu şanlı formayı giymek benim için büyük bir onur. Babam beni asker formasıyla görmedi. Yedi yıl önce şehit oldu. Cenaze töreninde ağlamadım, tam tersine gülümsüyordum. Bunu gören bazı insanlar şaşırmış olabilir ama benim için durum farklıydı. Çünkü benim babam bu vatan için canını feda etti. İsimsiz kahramanlardan biriydi. Böyle bir babanın kızı olmak, insanın omuzlarına hem gurur hem de sorumluluk yüklüyor. İlk görev yerim babamın şehit düştüğü yerdi: Şırnak. Oraya ilk gittiğim günü hiç unutmam. Bir yandan gurur, bir yandan garip bir his… Sanki babamın bıraktığı yerden devam ediyormuşum gibi. Orada zor günler de oldu, güzel günler de. Ama bana askerliği gerçekten öğreten yer orasıydı. Bir süre sonra görev yerim değişti ve beni Ankara’ya gönderdiler. Kadınlar zorunlu askerlik yapacaktı, onların bulunduğu birlikte görev almamı istediler. Kabul ettim ve buraya geldim. Sekiz yıllık askerlik hayatımda çok insan gördüm. İyisini de gördüm, kötüsünü de. Ama burada tanıdığım üç kadın kadar farklı ve ilginç insan görmedim. Zeynep, Elif ve Kader. Zeynep fizik öğretmeni. Elif sosyoloji mezunu. Kader ise aşçı. Karakter olarak birbirlerine hiç benzemiyorlar ama buna rağmen çok iyi anlaşıyorlar. Kader ağır başlı, sakin ve düşünerek hareket eden biri. Elif tam tersi; deli dolu, enerjisi hiç bitmeyen bir insan. Zeynep ise ikisinin ortasında bir yerde. Bazen Kader gibi ciddi, bazen Elif gibi gülüp eğlenebiliyor. Ama aralarında en dikkat çeken kişi kesinlikle Elif. Çünkü onun yaptığı her şey bir olay. Şaka yaparsa olay olur, konuşursa olay olur, hatta hiçbir şey yapmadan dursa bile insan şüphelenir. Çünkü Elif sessizse bilin ki birkaç dakika sonra kesin bir şey yapacaktır. Dedim ya, değişik insanlar. Zeynep öğretmen içgüdüsünü hiç kaybetmemiş. Geçen gün arka bahçede bir grup askere fizikle ilgili bir şeyler anlatıyordu. Hatta YKS’ye hazırlanan birkaç kişiye ders verdiğini öğrendim. Onu izlerken içim biraz burkuldu. Çünkü biliyorum ki Zeynep gibi insanlar çok emek veriyor. Sınava giriyor, yüksek puan alıyor ama sonra mülakat yüzünden eleniyor. Böyle durumlarda insan ister istemez düşünüyor. Bu sistem en çok Zeynep gibi gerçekten emek veren insanları üzüyor. Kader ise bambaşka biri. Namazını kılar, insanlara nasihat eder, çoğu zaman koğuştaki herkesi sakinleştiren kişi odur. Bazen koğuşta küçük tartışmalar çıkar ama Kader iki cümleyle ortamı yumuşatır. Üç kadın… Üçünün de hikâyesi farklı. Ama birbirlerine dost olmaları beni gerçekten mutlu ediyor. Bugün 5 Nisan 2026. Günlerden pazar. Sabah babamın mezarını ziyaret ettim. Her fırsatta giderim. Birkaç dakika durup dua ederim, sonra geri dönerim. Bu benim için bir alışkanlık değil, daha çok içimi toparlama şekli. Mezarlıktan çıkıp birliğe dönerken dolmuş durağında birini gördüm. Elif. Muhtemelen o da birliğe dönüyordu çünkü bugün onun izin günüydü. Arabayı yavaşça durağa doğru sürdüm ve yanında durdum. Camı indirip baktım. “Elif.” Beni görünce yüzünde o tanıdık gülümseme belirdi. “Komutanım!” “Bin arabaya. Birliğe gidiyorum zaten.” Elif çantasını omzundan düzeltti, kapıyı açıp yan koltuğa oturdu. Kapıyı kapatır kapatmaz konuşmaya başladı. “Komutanım ben aslında dolmuş bekliyordum ama sizi görünce kaderim değişti.” “Senin kaderin zaten her gün değişiyor Elif.” dedim. Kahkaha attı. Arabayı çalıştırdım, yola çıktık. Bir süre sessizlik oldu. Ama Elif’le sessizlik uzun sürmez. Bunu artık çok iyi biliyorum. Gerçekten de iki dakika geçmeden konuşmaya başladı. “Komutanım bir şey sorabilir miyim?” “Sor.” “Bir insanın başına sürekli olay gelmesi normal mi?” Ona kısa bir bakış attım. “Eğer o insan sensen normal.” Elif yine gülmeye başladı. “Ben bir şey yapmıyorum ama olaylar beni buluyor.” “Hayır.” dedim. “Olayları sen buluyorsun.” “Komutanım bu çok ağır bir itham.” Başımı iki yana salladım. Sekiz yıllık askerim. Çok insan gördüm. Ama Elif gibisini gerçekten görmedim. Bir insanın bulunduğu her ortamın hikâyeye dönüşmesi yetenek ister. Elif’te o yetenek fazlasıyla var.Birliğin kapısı görünmeye başlamıştı. Elif derin bir nefes aldı. “Komutanım.” “Ne oldu?” “Birliğe girince tekrar asker oluyorum.” “Sen zaten askersin.” “Evet ama dışarıda biraz sivil hissediyorum.” Arabayı nizamiyeden içeri sokarken gülümsedim. “Elif.” “Efendim komutanım?” “Sen nerede olursan ol aynı insansın.” “Elif yani.” Elif yine güldü. “Doğru diyorsunuz komutanım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD