34. NEDEN?

1783 Words
ASİYE'NİN AĞZINDAN... Huzur kelimesinin manasını unutacak raddeye dayanmıştım. Tam her şeyi şimdilik de olsa unuttuk, mutlu olmaya çabalıyoruz diyorum ama yok... Barış kendisine mutsuzluk formülünü bulmuş. "Uyuyalım." dedim. "Bir şey sordum Asiye. O Cihan ne arıyordu burda?" "Bilmiyorum." dedim. Aşk itirafı muhabbetini ortaya dökersem Barış'ta Cihan'ı dökerdi biliyorum. "Belki de Rasim amca yollamıştır." dedim. Neyseki beynim kıvırma konusunda beni bazen şaşırtıyordu. Bu bilgi Barış'ı bir süre de olsa durdurur, suların sakinleşmesi için zaman tanırdı. "Ha!" dedi yatağın içine girip örtüyü üstüne çekerek. "Öyle diyorsun!" "Öyle diyorum. Şimdi izin verirsen dinlenmek istiyorum Barış." Öylesine çekiniyordum ki, yanına yatarken titriyordum adeta... En ücra köşeye sığındım, örtüyü de boynuma kadar çektim. "İyi geceler." dedi Barış. Yarın açıklayacağımız karardan ötürü çok stresliydi. Yatakta kıpırdadıkça sinirlerim altüst oluyordu. Uyumayacaksan git salonda yat, ne diye beni de ortak ediyorsun? "Çok yorgunum Barış. Artık yerinde duracak mısın?" "Uyuyamıyorum ki! Asiye... Boşanma durumunu sen kendin istediğini söyler misin? Eğer benim kararım olduğunu düşünürlerse babam ağzıma s..." "Tamamlama istiyorsan Barış! Küfür sevmiyorum!" dedim lafını bölerek. İnsanlar duygularını anlatırken neden argo kelimeye başvururlar anlamıyorum. Biri diğerinin anasına, öteki de onun bacısına... Küfrün nereye gittiğini düşünmeden söylüyorlar. "Bir daha olmaz." dedi. Öyle uykum vardı ki Barış'ın yatakta dört dönmelerine bile kayıtsız kalıp uykuya yenik düşmüştüm. Yeni bir gün yeni maceralar, yeni kavgalar demekti benim için. Slow geçen zamanım yok denecek kadar azdı. Barış'la kaostan kaosa atlıyor, dert babası olmak adına yoğun uğraş veriyorduk. Gün aydığında yatağın boş tarafıyla bakıştım. Gece uyandığım zamanlarda Barış'ın sık sık dışarı çıktığını görüyordum. Ya sigara içmeye ya da Kerem abiden bilgi almaya... Boşanma mevzusunu çok takıyordu kafaya. Bir tek süt annesi hariç herkes boşandığımızı bilecekti. Ona da ben burada kalacağım diye söylemişti. Elimle gözümü ovuşturup etrafa bakındığımda açık camın önünde sigarasını tüttüren kocamı gördüm. Dertler derya olmuştu yine üzerinde. Yaşadığı onca zorluğa rağmen ayakta durmaya çalışmasına yüreğim dağlanıyordu. Hiçbir sıkıntısını paylaşmıyor, kendi içinde yoğurup duruyordu. İnsansın... Yıkılmakta, ayağa kalkmakta senin yaradılışında var... "Hayırlı sabahlar." dedim uyandığımı hâlâ anlamayan Barış'a. Yüzünü bana döndü. Her zamanki çatık kaşlarıyla "Hayırlı sabahlar." diye cevapladı. "Erkencisin." dedim. Duvardaki eski saatin akrebi 7'nin üstündeydi. Gece boyu uyumamış olmasına rağmen erken kalkmıştı. Sigarasını küçük kül tablasının içinde söndürerek camı kapattı. "Uyku tutmadı." dedi. "Biliyorum." Yanıma geldi, yatağın üstüne oturdu. "Çok tehlikeli bir oyun oynayacağız Asiye." dedi. Tehlike arz edecek durum yoktu bence. Medeni bir şekilde boşanmanın neresi tehlikeli ki? "Tehlike derken?" dedim. "Sen çok yüzeysel düşünüyorsun ama derine inince işin boyutu farklılaşıyor. Rasim amca öğrenecek, seni geri götürmek isteyecek. Ee bizimkiler de beni hemen yeniden evlendirmek isteyecek." Rasim amcanın götürme işini kenara attım da, yeniden nikâh işi canımı sıkmıştı. "Plan uzun mu sürer?" dedim. "Bilmiyorum Asiye. Belki 1 hafta, belki 1 ay... Hiçbir fikrim yok." "Sen... Evlendirmek isterlerse evlenecek misin?" Döndü, yüzüme baktı. Gözlerindeki yorgunluk canımı sıkıyordu. Keşke sırtındaki yük çuvalından tutmam için izin versen Barış... "Karşı çıkarım, kabul etmem ama ya sen?" dedi. Ben mi? Ben ne alaka? "Anlamadım?" dedim. "Ya Rasim amca seni başkasıyla evlendirmek isterse?" "Nikâhın süresi yok mu? Yani 4 ay gibi bir süre var diyor biliyorum." Sanki bir avuç dolusu mutluluk tozunu dökmüştüm üstüne. Yorgun gözlerinde beliren umut ışığıyla hafiften gülümsedim. "Zaten isteselerde yapamazlar çünkü benim nikâhımdasın ama başkasıyla görüşmeni dahi istemiyorum. Neyseki iddet süresini hatırlattın. Yoksa bi gecemi de onu düşünmeye harcardım." dedi. Ufak hareketlerle tam yanına çekildim. Elimi elinin üzerine koyarak "Derdin neyse söyle, beraber çözelim." dedim. O her daim düz duran dudak çizgisi küçük bir eğrilme yaşasa da hemen eski hâline döndü. "Bazı dertler anlatılmaz Asiye." dedi. Kardeşinin ihanetini kendine yediremiyordu. İnanmak istemeyen yanına direnmek bile kurtarmıyordu çünkü gerçekti. Elvan, abisine hayatın en büyük kazığını atmıştı. Derdi neydi, kimden intikam alıyordu bilmiyorum ama bu ateşin ucu bir gün ona kesinlikle dokunacaktı. "Sen yine de anlatmak istersen ben buradayım." dedim. "İyiki varsın..." dedi. Sonra yavaştan yaklaşarak nefesini dahi hissettiğim bir öpücük kondurdu yanağıma. Öptüğü yer yanıyordu. Hemen önümüzde bulunan aynadan yüzüme baktığımda kıpkırmızı olan yanaklarımla iyice utandım, bu sefer komple kızıla döndüm. "Küçük bir öpücük..." dedi. Ellerimle yüzüme dokundum. "Ben!" dedim ayağa kalkarak. "Şey..." Kaçacak delik arıyordum. Rezil oldun Asiye... "Kahvaltı hazırlayayım ben." Arkama bile bakmadan odadan çıkıp kapıyı kapattığımda salonda oturan Hülya teyzeyle göz göze geldik. "Hayrola kızım, bir şey mi oldu?" dedi. "Yok! Şey... Kahvaltı hazırlayacaktım ben." "Ee mutfak ordadır, get hazırla." Küçük gülümseme ile mutfağa geçecektim ki "İstersen ilk baş elini yüzünü yıka, kıpkırmızısın." dedi. Yine yüzüme dokundum. Hülya teyzenin ufak kahkahaları kulağıma ulaşırken kendimi zar zor bahçeye attım. Temiz hava belki iyi gelir diye düşündüm. Orada bir kaç dakika nefes aldıktan sonra bahçedeki küçük hortumla elimi, yüzümü yıkayıp içeri geri girdim. Barış, süt annesiyle konuşuyordu. Bölmeden mutfağa geçip ne yapabiliyorsam onu yapmaya çalıştım. Neyseki yumurta kırmayı biliyordum yoksa rezil olacaktım. ... "Senin bu gelinin varya..." dedi Barış, ağız doluyken. "Yemek yapmasını bilmiyor ana." Başımı yere eğdim. Niye beni rencide etmişti ki şimdi? "Uğraşma kızla Barış! Öğrenir zamanla." "Ben öğretirim." dedi. Bu boğazı doyurmak için şef olmam lazımdı. Midesine öyle düşkündü ki yemek yerken tüm sıkıntılarını köşeye bırakıyor, yalnızca tabağına odaklanıyordu. "Sende ye. Bugün çok yorucu geçecek, karnını doyur." Ben, bence yemekten çok kolum kadar laflar yiyecektim. Acaba hangi hakaretlere maruz kalacak, eksik kadınlık yaptığımı nasıl dile getireceklerdi? Hep öyle olmaz mıydı? Mesela kadın, kadınlığını yapmadığı için erkeğin gözü dışarı kayardı. Ocakta aşı, yatakta aklı olmadığı için aldatırdı erkek. Susturulur, başına tokmakla vurulup otur diyilirdi. Pekiyi aynısını kadın yapınca ne olurdu? Bütün pislik yakıştırmaları çevrelerdi etrafını. Dakikasında kapıya atılarak ağır ithamlara maruz kalırdı. Oysa sadakat her iki taraf içinde aynı ifadeyi ifade eder. Eğer sevgin bittiyse konuşmak yerine neden ihaneti tercih edersin ki? Aslında biz kadınların en büyük sorunu susup oturmak oluyor. Biz sustukça erkek kendini haklı görüp üstüne koyarak seni aşağılamaya devam ediyor. Zaten bir kadın susuyorsa ya sahip çıkanı yoktur ya da kimsesi. Umarım bir gün bu düzen bozulur ve tüm eşler birbirlerine sevgi ve saygıyla yaklaşırlar... Benim kimsem yoktu. Şimdilik Barış'ın çoğu davranışına sessiz kalmıştım fakat yaptığı en ufak saygısızlıkta bırakıp gideceğimi acı yoldan deneyimlemişti. "İştahım yok." dedim tabağımdaki peyniri çatallarken. "Al! Sonra da derdini bana anlat diyorsun. Derdim sensin Asiye, senin kendine iyi bakmaman!" Kötü mü gözüküyordum? Acaba çirkin mi geliyordum gözüne? Yoksa beğenmiyor muydu beni? "Çirkin miyim?" dedim ellerimi yanaklarıma koyarak. "Kızım o nasıl laftır?" "Ama öyle dedi Hülya teyze." "Ben öyle mi dedim Asiye?" dedi Barış. "Evet. Kendine bakmıyorsun dedin." "Kendine bakmayan insan çirkin mi oluyor?" "Bilmem." "Sen bu dünya üzerinde gözlerimin görebileceği en muazzam güzelliğe sahipsin." İltifatına sevinse miydim yoksa yine utancımdan yerin dibine girdiğime mi üzülseydim? İlk kez böyle açık konuşmuştu bana. O da afalladı. Ağzından çıkanları kendisi dahi idrak edememişti. "Ye hadi!" dedi havadaki adı aşk olmayan ama aşka çok yakın yerlerde dolaşan duygu kokusunu dağıtmak için. "Hayde yiyin yemeğinizi. Yeter bu kadar cilveleşmek." Cilveleşmek bizim yaptığımız mıydı? Ben daha çok birbirimizin yer dibine girişine şahitlik ediyordum. Cilveleşme kelimesi daha çok çiftlerin kendi arasında birbirlerine naz yapmasıdır. Ama naz kim, biz kim? O ketum diye magazin haberlerine boy boy konu olan Yıldız Barutçu bile eşiyle cilveleşiyordu. Arada fark ediyordum. Kuzey Barutçu karısına göz kırpıyor, öpücük yolluyordu. Yıldız'da öpücüğü yakalamış gibi yaparak kalbinin üstüne koyuyordu. O eli silah tutan, göz pek kadın dahi kocasına kur yaparken ben saksı gibiydim. Adam beni öpse odadan kaçıyor, sürekli köşe kapmaca oynuyordum. Böyle mi evliliğimize şans tanıyacaktım? Tavşan kaç, tazı kovala mı yapacaktık? Ne zamana kadar kovalardı? Sessizce yemeğimizi yerken çaktırmadan Barış'a göz ucuyla bakıyordum. Çok yaklaşıklıydı. Kim bilir günde kaç göz değiyordu kocama? Kıskanmak duygusu ilk kez içimde yeşerirken istemsizce kaşlarım çatıldı. Benim en kısa zamanda bu cilve işini öğrenmem lazımdı. Barış bana göz kırptığında ona olan bakışlarımın artık gizliden değilde doğrudan olduğunu anlamıştım. Hülya teyze ilaçlarını içmek için masadan kalkmıştı ve daha rahattım. "Ne oldu?" dedi sigarasını çıkarırken. Çok içiyordu, haddinden fazla çok... "Bakamaz mıyım?" dedim. Çakmak sigarasının ağzında öyle kalakaldı. "Neden şaşırdın?" dedim. "Kocama bakamaz mıyım?" Sigarayı yakmadan parmaklarının arasına alıp gelen giden var mı diye kontrol etti. Ardından "Şöyle pat diye kocam deme, içim gıdıklanıyor." dedi. Sanırım doğru yoldaydım. "Kocam değil misin?" dedim. Tek kaşını havaya kaldırdı, sigarasını tekrardan dudaklarına götürdü ve çakmakla ateşledi. "Öyleyim evet." dedi gururla. Görende İngiltere kraliçesinin kocası sanır! "Asiye Kaya..." diye mırıldandı. "Asiye Kaya... Asiye Kaya..." Kafasını salladıkça aynısını tekrarlıyordu. Her tekrarında okşanan gururuyle silik silik gülüyor, sigarasını keyifle içiyordu. "Benim karım Asiye Kaya..." Gözlerini kıstı, uzaklara daldı. Sanırım birbirimize alışma sürecimiz başlamıştı... *** "Hazır mısın?" dedi kapının önüne geldiğimizde. Birazdan bu bahçede kıyamet kopacaktı. "Hazırım." dedim. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki dışarı çıkmıştı. Kapıyı anahtarıyla açınca içeri girdik. Bilerek kahvaltı saatine ayarlamıştı buluşmayı. Herkesin sofrada olduğunu biliyordu. "Hoşgeldiniz." dedi Hatun hanım. "Yüzünüzü görebildik sonunda!" diye de ekledi. Cevap vermeden yanlarına çekildik. "Laf sokmanın hiç sırası değil ana. Baba..." dedi Halis beye dönerek. "İznin olursa seninle bir şey paylaşmak istiyoruz." Kaşları çatık, bıyıkları asık olan Halis amca "Konuş!" dedi. "Biz... Asiye'yle ayrıldık." "NE!" diye bağırdı Hatun hanım. Sandalyeler yere düştü, Kaya ailesi ayaklandı. Korkuyla Barış'ın yanına çekilecektim ama plan durdurdu beni. "SEN NE DİYORSUN!" diye haykırdı Halis bey. "Duydun baba. Anlaşamıyoruz, evliliği yürütemiyoruz. Bizde dün usulünce ayrıldık. Karım değil, kocası değilim." dedi gözlerimin içine dolu dolu bakarak. "Bu ne saçmalıktır Barış? Daha yeni evlendiniz siz. Biraz zaman geçsin, otururdu evliliğiniz oğlum." "Zorla evlendirildiğimizi unuttun herhalde ana!" "KES!" dedi Halis bey elini havaya kaldırarak. Sustuk. Onun lafının üstüne laf söylemek yürek yemeye eş değerdi. "Mademki bizi çiğneyip ayrıldınız. Mademki sorma tenezzülünde bile bulunmadan bu evliliğe son verdiniz... O zaman derhal topla bavulunu, seni Rasim'in yanına bırakacağım! Belki o it oğlu Cihan kapımın önünde köpek gibi türemekten vazgeçer! Mademki boşandınız!" dedi masaya yumruğunu vurarak. "Mademki beni hiç saydınız..." Korkudan tir tir titriyordum. Cihan'dan haberi vardı. "Derhal topla eşyalarını!" dedi. Elleri titriyordu sinirden. Elindeki bastonu yere bastırarak diğer elinin işaret parmağıyla beni gösterdi. "Seni sevmiştim Asiye!" dedi. Yüzündeki hayal kırıklığıyla gözümden bir damla yaş düştü aşağı. Yaşlı insanlara yalan söylemek beni çok üzüyordu. "Seni kendi kızım gibi sevmiştim." Başımı yere eğdim. "Demekki sevilecek kadar önemli değilmişsin! Şimdi var git peşinde köpek olan o itin karısı ol!" Bir bomba düştü tam ortamıza ama en çok da Barış yaralandı. Cihan'ın aşkından emin olmadığı kesindi. Ben biliyordum fakat o gelgitliydi bu düşünce hakkında. Şimdi babasının dedikleriyle pekişen şüpheleri ortalığı duman altı yapacaktı. "Ne diyorsun sen baba?" dedi Barış. Cihan'ın geliş nedenini tamamen Rasim amcalardan ötürü biliyordu. "İki gecedir içip içip kapıya dayanıyor. Sırf huzurunuz bozulmasın diye konuyu örtbas etmiştim ama anlaşılan o ki bunu asla haketmemişsiniz!" "Baba..." "Ne babası lan! Adam iki gecedir bizi memlekete rezil etti! Rasim'in oğludur diye göz yumdum yaptıklarına, canını bağışladım ama Asiye'ye olan aşkını duymayan kalmadı!" Barış'ta bütün bağlantılar koptu. Ne plan kaldı aklında ne de düşman... Hiçbir şey demeden kapıdan çıkıp giderken öylece arkasından bakakaldım. Tam Halis beye dönüp 'Bir şey yapmayacak mısınız?' diye soracakken yüzünde gördüğüm sırıtma ile kaldım. Bilerek yapmıştı! Halis bey bunu kesinlikle bilerek yapmıştı çünkü boşandığımızı düşünmüyordu. Niye yaptınız, neden yaktınız bizi? Şimdi nasıl toplayacaktım ben bu enkazı?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD