36. DOST GÖRÜNÜMLÜ DÜŞMAN!

1247 Words
ASİYE'NİN AĞZINDAN... Yaşamı zor geçirmiş her kadının ardında onu sırtından bıçaklayan bir erkek mutlaka vardır. Her bıçak darbesinde yara alan kadın hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktığından bilmezler yaptıklarını. Hatun hanımda bu kadınlardan sadece birisiymiş. Dışarıdan aslan yürekli duruyordu fakat bu aslan geçmişten yaralıymış. En çok da o yarayı beraber sarmak varken karşısında duran kocasınaydı öfkesi. Demekki bu yüzden Halis beye olan bakışlarında hep bir kin, hınç vardı... Konuştuklarımız ölene dek bende sır olarak kalacaktı. Zaten bu acı dile getirilemeyecek kadar büyük ve ağırdı. Daha izlerini bile kapatamadığı bıçak darbelerinin yanına bir yenisini de ben ekleyecek kadar kalleş değildim... Halis bey beni kendi elleriyle Hülya teyzenin yanına bıraktı. Barış'tan haberi olduğunu, Cihan'ı dövmeye gittiğini biliyordu ama ilginçtir ki karışmayacağını söyledi. Bir dayak bin nasihattan daha iyidir düşüncesiyle hareket ediyordu. Hülya teyze yine binbir çeşit yemek hazırlamıştı bana. Her biri muazzam gözüken yiyeceklerden tek lokma alıp midemi dolduracak keyfim, hevesim yoktu. Aklım Barış'taydı. Ya Cihan'la gerçekten kavga ederse? Hadi kavgayı geçtim, ya olay farklı yerlere evrilir, çıkılmaz yollara sürüklenirlerse? Hazır olan sofrada sırf Hülya teyzenin gönlü kırılmasın diye zorla da olsa bir kaç kaşık yemek yiyerek izin istedim. Odamda volta atıyordum. Telefonum da Barış'ta kalmıştı. Şimdi ben nasıl haber alacaktım? Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalıyordu. Akrep 11'in üstünde ilerliyor, gecenin derin sessizliğine gölge düşürüyordu. Dışarı çıkıp aramaya kalksam Barış çok kızar, daha yeni kurtuldun derdi. Evde kalınca da içimdeki kurtlar yerinde durmuyordu. Ee, ne yapacaktım ben? Acaba kendimi gizleyerek çıksam, yüzümü saklasam sorun olur muydu? İyide nerede olduğunu nasıl bulacağım? Of of! Bağladın elimi, kolumu gittin Barış! Hiç düşünmedin bu kız o konakta ne yapacak diye? Saat 11.47'yken kapının kapanma sesini duydum. Üstüne daha yeni oturduğum yataktan kalkarak hızlı adımlarla odadan dışarı çıktım. Hülya teyze uyuduğundan ötürü her yer karanlıktı. Kimin geldiği gözükmüyordu. "Barış, sen misin?" dedim kısık sayılmayacak kadar alçak sesimle. "Benim." diyince rahatlasam mı yoksa sesinin tonuna telaş mı yapsam bilemedim. Ağzından nefes nefese çıkmıştı benim kelimesi. Işığı açtım panik hâlinde. Gözlerimin gördüğü adamla elimi ağzıma götürdüm. Perişan hâldeydi. "Hi Barış! Ne oldu sana?" Yanına gittim, koluna girdim. Üstündeki gömlek büyük ölçüde yırtılmış, pantolonun sağ paçası yarıya kadar gitmişti. Burnu kanıyor, kaşı açık, sol gözü mosmordu. "Gel! Hülya teyze uyanmasın, odama geçelim." dedim. Kolunu omzumdan sarkıtarak bedeninin ağırlığını kendime verdim. "Kendim yürürdüm." dedi. "He yürürsün! Bıraktığım an pestil gibi yere serilirsin!" dedim. Biraz zor oldu ama sonunda odaya geçip kapıyı usulca üstüne kapattım. Barış'ı benim yatağımın üstüne yatırıp sorma tenezzülünde bile bulunmadan cebindeki telefonu aldım. "Ne yapıyorsun?" dedi. "Halis beyi arıcam. Vaziyetin perişan Barış. Acil doktora gitmemiz lazım." "Sakın!" dedi. "Sakın arama Asiye! Daha beterlerini yaşadım, biliyorsun. Sabaha bir şeyim kalmaz." "Ya sen hasta mısın? Bu sefer seni dinlemicem ve arıcam!" Dediğim gibi de yaptım. Halis beyi arayarak rapor verdim. Eve doktor yollayacağını, dışarı çıkmamamız gerektiğini sıkı sıkıya tembihledi. Telefon konuşması bitince yatakta ölü gibi uzanan Barış'ın yanına gittim. Uzun süredir sessiz pozisyonda yatıyordu. Gözleri kapalıydı. İçimde beliren korkuyla yavaşça eğildim. Yüzüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırarak kulağımı burnuna götürdüm. Tam o an "Ne yapıyorsun sen?" sesiyle "Ayh!" diyip geri çekildim. Madem yaşıyorsun, niye belirti vermiyorsun be adam! "Korkuttun Barış!" dedim elimi kalbime koyarak. "Dibimde ne yapıyorsun Asiye?" "Sen öyle şey, sessiz yatınca korktum." "Seslenmek yerine niye ağzımın içine giriyorsun?" "Özür dilerim." dedim. Bi dövmediği kalmıştı. "Sana aşık olmuş it! Sana, benim karım olan sana!" Eyvah! Sinirinin nedeni belli oldu. "Gözümün içine baka baka sana aşık olduğunu söylüyor! Haysiyetsiz, şerefsiz! Evli lan, aşık oldum dediğin kadın evli evli! Başkasının mahremine nasıl bakarsın sen? Neymiş, anlaşmalı bir evlilikmiş, ben Leyla'ya aşıkmışım! Ne Leyla'sı lan, Leyla mı kaldı bu kalpte?" Yattığı yerde hem acısını çekiyor hem de Cihan'a saydırıyordu. Öfkesinden dolayı dediklerine cevap vermeden köşedeki sandalyede oturdum ve doktorun gelmesini bekledim. Tek başına 5 adamın arasına dalmış. Cihan'ın kendisinden beter olduğunu söylüyordu fakat benim tek düşündüğüm kendisiydi. "Sen biliyor muydun sana aşık olduğunu?" dedi. Hedef ansızın bana dönünce ne diyeceğimi bilemedim. "Doktor mu geldi? Sanki ses duydum?" Cümlem biter bitmez destek alarak yataktan kalktı ve oturdu. "Vardı dimi Asiye? Hatta kapıya dayandığında bunun için gelmişti dimi?" "Barış... Sonra konuşsak olur mu?" dedim. "Konuşacağız! Konuşacağız Karadenizli! Hesabını vereceksin!" Ellerimi önüme alarak kafamı dağıtmak için oyalanmaya çalıştım fakat olmuyordu. Barış'ın dili sussa da bakışları eziyordu. Neyseki doktor geldi de kurtardı beni. "2-3 gün istirahat edin Barış bey. Serum bitince bana haber verirsiniz, geçmiş olsun." Doktor hastaneye gidelim diye çok ısrar etti ama katır inatlı Barış bey kabul etmedi. Burada daha iyiymiş. Çektiğin ağrıları görmesem inanacaktım. "Ben sana temiz kıyafet ayarlayayım." dedim. Adımlarım dolaba yöneldiğinde "Gel!" dedi Barış. "Anlamadım?" "Gel!" dedi tekrar. Yatakta hafif yana kayarak eliyle sağındaki boşluğa vurdu. "Gel, yanıma gel Asiye." "Rahatsızlık veririm şimdi sana." "Asiye! Bir daha demicem." Kalbimin atış sesleri odanın kasvetli havasına bahar niyetine düşüyordu. Küçük adımlarla yanına gittim ve gösterdiği yere usulca uzandım. Zaman akıyor, aktıkça Barış'a daha da alışıyordum. Varlığıyla verdiği güveni yokluğuyla sınıyor, düştüğüm derin kuyudan beni çıkartmaya çalışıyordu. Serumun takılı olmadığı kolunun üstünde arkam dönük şekilde yatıyordum. Yüzüne bakmaya cesaretim yoktu. Bir bakış, bir gülüşten etkilenip aşık olmaktan delicesine korkuyordum. Biraz uzaktım, uzağına yatmıştım fakat Barış mesafeyi kapattı. "Neden kaçıyorsun benden?" dedi. Kabuğuma sığındım. Her insan korktuğu kişiden kaçardı ve bende kaçıyordum. Bakışları, duruşu, konuşması... Barış her şeyiyle ürkütüyordu beni. "Asiye sana soru sordum." "Bilmiyorum." dedim. Yaklaştı. Nefesi boynuma çarpıyordu. "Uyuyalım." dedim heyecandan bayılmadan önce. "Uyumadan önce..." Bedeni benimle temas ettiğinde panik yaptım. Kaçmak için ayağa kalkmak yerine zaten yatağın ucunda olan vücudumu yuvarlayarak sülük gibi yere yapıştım. Yerin ahşap zeminiyle bakışıyorduk. Kâbus olsun! Bu yaşadığım rezillik lütfen kâbus olsun! "Asiye, iyi misin?" "Bu anı, unutabilir miyiz?" dedim. "Sen iyi misin?" Ayağa kalktım. Yanındaki yastığı alıp "Salonda yatayım en iyisi." dedim. "Ufak bi öpücük alacaktım sadece. Senin istemediğin hiçbir şeyi yapmam merak etme." "Şey... Eğer bir şey olursa seslenirsin. Uykum hafif zaten, hemen duyarım." Köşe kapmaca oynuyorduk adeta. Salonda uyumuştum ama gece uyandığımda Barış'ın kolunu üstümde görünce şaşırmadım desem yalan olurdu. Alışma sürecinde olduğumuzu söyleyerek birlikte uyumamız gerektiğini belirtiyordu. Tuvalet ihtiyacımı görmek için Barış'ın yanından usulca kalktım. Uyurken bile çatık olan kaşları dudaklarımda ince bir tebessüm bıraktı. Yüzüne dağılan saçlarını okşadım. Alnındaki boncuk boncuk teri elimle silerek yanağına ufak bir öpücük kondurdum. Her kızın hayalindeki erkek profiline sahipti Barış. Gerek tipi, gerek karakteriyle muazzamdı. Örtüyle üstünü iyice örterek tuvalete doğru yürümeye başladım. Tam o sıra dışarıdan duyduğum sese kulak kesildim. Kerem abinin sesine benziyordu. İyide bizi nerden buldu? Barış kimseye söylememişti ve Halis bey de söylemeyecekti. Sessizce camın önüne gittim, açık pencereye yanaştım. "Bilmiyorum Leyla. İçerisi çok karanlık, göremiyorum. Yav bilmiyorum diyorum anladın mı? Asiye'yi görmedim hiç. Boşandılar herhalde sahiden. Tamam! Tamam görürsem haber vericem. Şimdi kapatmam lazım. Barış beni burada görürse şüphelenir. Öyle iyi oynuyorum ki varya... Kendinden çok bana güveniyor Leyla. Neyse hadi, hadi kapat." Güven nedir insanların gözünde? İki çift lafın doğruluğu mu yoksa kişinin üzerinde oluşturduğunuz hakimiyet mi? Duyduklarım bu yaşıma kadar işittiğim en ağır ihanetti. Belki elim ağzımı kapatmaya yetiyordu ama vicdanımın sesini susturmaya hiçbir kuvvet yetmezdi. Barış'ın kardeşinden yediği kazık yetmezmiş gibi bir de üstüne en yakın arkadaşı Kerem eklenmişti. Aramızda sadece bir tuğla vardı. Kerem abinin Leyla ile hangi planlar üzerinde durduğunu bilmiyordum. Daha doğrusu bir insan neden düşmanına en yakın dost olurdu hiç anlamamıştım. Evet düşman dedim çünkü hiçbir dost kardeşim dediği insana bunu yapmazdı. İçerideki düşmanın sadece Elvan olmadığını biliyordum fakat Kerem abiden zerre kadar şüphem olmamıştı. Pekiyi bunların derdi neydi? Elvan yaralı yüze çalışıyordu ama bunların işbirlikçisi kimdi? Yoksa hepsi aynı adama mı hizmet ediyordu? Ama nasıl? Elvan ve Kerem abinin önceden yaşadıkları belliydi. İkisini dahi bir çatı altında toplayan bu kinin nedeni neydi? Ve önemlisi ben bunu Barış'a nasıl söyleyecektim?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD