BARIŞ'IN AĞZINDAN...
Ya bulamasaydım? Ya hemen uyanamayıp Asiye'ye yetişemeseydim? Ya çoktan gitmiş olsaydı?
İnsan kendi düşüncelerinin içinde boğulur muydu? Ben boğuluyordum.
Belki şimdi kollarımın arasında bana sarılıyordu ama tam tersi de olabilirdi, bu kollar sonsuza dek boşta kalabilirdi.
"Bir daha sakın!" dedim saçlarını koklarken.
"Sakın yapma bunu bana!"
Şoktan çıkmadığı belliydi. Yüzüne yerleşen her şeyden vazgeçmişlik hâli içimi yakıyordu. Onu ilk kez böyle sinirli, öfkeli görmüştüm. Normalde sakinliği en güzel taşıyan karaktere sahipken çıldırmış gibi bağırmıştı. Bu hâle biz kendi ellerimizle getirdik Asiye'yi. Kendi ellerimizle mahvettik onun güzel hayatını...
"Biz... Boşanmadık mı?" dedi.
"Hayır..." dedim bedenini kendime iyice bastırarak.
"Asla! Asla Asiye! Öleceğimi bilsem, yine de boşanmam senden!"
Öyle sıkıyordu ki kendini ağlamamak için... Daha fazla dayanamadı, hıçkıra hıçkıra ağladı omzumda. Tek ağlayan o muydu, ben de ağlıyordum. Ben ağlamayı Asiye'yle birlikte yeniden öğrenmiştim. Kaybolan duygularım tekrardan canlanıyordu...
***
"Kolun... Kötü olmuş." dedi içini boşalttıktan sonra. Çakır gözlerinin masmavi parıldayışıyla tüm acımı unutmuştum.
"İyi misin?" dedim.
Koluyla yüzünü sildi "Kolun kötü." dedi tekrardan. Sesi boğuktu. Kaybolmuş yıllarına özenen güzel sesi gittikçe kısılıyordu.
"Sorun değil Asiye. Hadi kalk..."
Belki zordu ama yanından ayrıldım, ayağa kalktım, elimi uzattım karıma. Düştüğü tereddütün sebebi benim ikili davranmamdı. Fakat dün akşam gerçekten de annem için gitmiştim. Yengem olacak o şeytan kadının anneme zamanında yaptıklarından ötürü Leyla'yı vurduğu an gözünü bile kırpmadan şikayet edeceğini biliyordum.
"Sadece sen ve ben..." dedim.
Ilık rüzgar saçlarını okşuyor, tel tel o güzel yüzüne döküyordu. Bu dünya üzerinde ondan daha güzelini görebileceğimi hiç sanmıyordum. Zor istedim ama kolay kapıldım. Varlığı büyük armağanken yokluğu koca bir çukur gibiydi. Kimse yerini dolduramazdı, hem de hiç kimse...
"Sana güvenmiyorum." dedi.
Haklıydı... Ben de olsam bana güvenmezdim.
Yeniden diz çöktüm önünde, elimi tekrar uzattım.
"Bu odunu yontmaya, benimle birlikte yanmaya var mısın Asiye?" dedim.
Ben, ben oldum olalı böyle güzel sözler asla söylemezdim. En fazla güzelsin kelimesi çıkardı ağzımdan. Peki şimdi? Kırk sayfa şiir yazasım var bu kadına. Kırk sayfa, kırk kitap, kırk yıl... Ömrü benimle geçsin, çocuklarım ondan olsun, yastığa başımı her koyduğumda göğsüm onun varlığıyla dolsun...
"Ne, nasıl?" dedi.
Zorlama be kızım... Anca bu kadarı çıkıyor ağzımdan, zorlama beni...
"Zaman diyorum... Zaman Asiye. Birbirimize zaman verelim."
"Zamanımı ziyan etmeyeceğini nerden bileyim?"
"Yaşamadan bilemeyiz."
Sustu, gözlerimin içine derin derin baktı. Dudakların sükut ettiği yerde bakışlar konuşurdu. Asiye'de bu ince detaydan duygularımı anlamaya çalışıyor, yanıtını ona göre vermeyi düşünüyordu.
Baktı, baktı, baktı...
Elim hâlâ önünde uzanmış duruyordu.
Sağ elini kaldırdı, ilk baş tereddüt etti ama sonunda tuttu. Ölmüş kalbim yeniden atmaya, hayata dönmeye çabalıyordu.
"Beni üzme olur mu?" dedi.
'Seni üzen hep bendim dimi?' diyemedim.
Birlikte ayağa kalktık, arabaya doğru yürüdük. İkimizin de doktora gözükmesi şart olmuştu. Dizinin üstü etinden sıyrılmış, topuklarına hep taş batmıştı.
En yakın hastaneye giderek işimizi bitirdikten sonra Asiye'yi süt anamın evine geri götürdüm.
Planın tamamını anlatmak mecburiyetindeydim.
***
"Anladın mı?" dedim.
"Şimdi sizin eve gidip boşa-..."
Elimi kapattım ağzına. Kaç kere uyardım ama laf dinlemiyordu.
"Hoca şakadan da olsa söylemeyin tehlikeli dedi diyorum ama hâlâ devam ediyorsun Asiye."
Yavaşça çektim elimi.
"Daha nasıl anlatacağım ki?" dedi.
"Ayrılmak de, ıı diye bahset, nokta nokta de... Ne bileyim, o kelime haricinde başka bir şeyler kullan."
"Tamam. O zaman şimdi sizin eve gidip nokta nokta dicez, sonra sen beni buraya geri götüreceksin ve düşman ortaya çıkacak öyle mi?"
Bence öyleydi. Zafer rehabetine kapılan herkes hata yapar, kesin açık verirdi. O itte karımdan ayrıldığım haberini duyunca sevinçten kuduracak ve gövdesine ağır gelen başını mutlaka o sıçan deliğinden çıkaracaktı.
"Aynen öyle." dedim koltuğa yayılarak.
"İyide, ya olmazsa? Ya ters teperse?"
"Olacak biliyorum. Sen kocana güven tamam mı?" dedim, göz kırptım.
Utanınca al al olan yanaklarına her seferinde hayran kalıyordum.
"Sen..." dedi başını aynı hareketle aşağı eğerek.
"Dün gece o yüzden mi gelemedin yanıma?"
"Evet."
Güldü. Gördüm evet güldü. Günler sonra ilk kez güldü. Yaşadıklarına rağmen, bana rağmen güldü...
Ben de gülmeye çalışıyordum fakat gülemiyordum. Düşman çıkana kadar da gülmek gelmiyordu içimden.
"Hadi kalk gidiyoruz!" dedim koltuktan ayaklanarak.
Bugünkü iş toplantıma Asiye'de gelsin istedim. Kafası dağılır, yaşadıklarını unutur belki.
"Nereye?" dedi çakırlarını açarak.
"İş görüşmem vardı, sen de gel."
"Ben mi?"
"Evet sen. Hadi kalk, hazırlan."
"Ama... Ben yanlış bir şey yaparım orda. Hem... Alışkın değilim öyle ortamlara."
"Benim karım değil misin?" dedim kaşlarımı çatarak.
Ne zaman vereceği cevaptan çekinse gözleriyle etrafı dolanıyordu.
"Adam da karısıyla gelecek. Hem, kadın bildiğim kadarıyla Karadenizli. Senin içinde değişiklik olur."
Dudaklarına yerleşen tebessüm teklifimin kabul olduğuna işaretti. İzin isteyip odasına geçtiğinde heyecanla beklemeye başladım. İlk kez karı koca olarak bir yere gidecektik. Öyle bir heyecan ki kolumun ağrısını bile unutturdu bana...
"Gidebiliriz."
Güzel olduğunu hep dile getiriyordum ama şimdi daha da güzel gözüküyordu gözüme. Bir yıldız gibi parlıyor, karanlığımı aydınlatıyordu...
"Gidelim." dedim gözümü üstünden alamayarak.
***
"Kim bu aile?"
"Aslında söylesem tanırsın bence. Bu yıl dizileri çıktı, ikisi de başrol oynuyor. Dizinin adı Dağların Ardında."
"Aa biliyorum evet! Sen, onlarla mı iş yapacaksın? Dizi sektörüyle ne alakan var ki Barış?"
"Babasının işini de yapıyor."
"Baya zengin yani."
"Baya!" dedim.
Benim için şan, şöhret önemli değildi. İş yapacağım insanların tanınmış isim olmasına pek takılmazdım. Adam olmadıktan sonra dünya starı olsa gözümde toz zerresi kadar değeri olmaz.
"Çok heyecanlandım!" dedi Asiye.
Ülke genelinde reyting rekorlarıyla çalkalanan dizinin başrol oyuncularıyla tanışacak diye oturduğu koltukta kıpır kıpırdı. Bilseydim bir önceki buluşmaya da götürürdüm.
Yüzün gülüyor ya... Varsın ben sana yeniden dizi çekeyim Asiye...
***
"Hoşbulduk Kuzey." dedim ortağımın elini sıkarken. Adam televizyondaki görüntüsünden daha yakışıklıydı.
Asiye'de Yıldız hanımla tokalaşıp yanıma oturdu. Gün içinde yaşadığımız onca kaosa rağmen nefes almak güzeldi, seninle...
"Nasılsınız?" dedi Yıldız hanım.
"Şey... Siz Dağların Ardında oyuncularısınız."
Heyecandan sorulan soruyu bile anlamamış, direk aklındakinin cevabına yoğunlaşmıştı.
"He kız. Aramuzda kalsun!" dedi Yıldız hanım.
Asiye'nin aksine çok dilli bir kadına benziyordu. Bir ara bütün haber sayfaları ikisinin aşkıyla çalkalanıyordu. Kadın tek başına tüm medyaya meydan okumuştu o zamanlar...
"Nerelisiniz tam olarak?" dedi karım.
"Trabzon."
"Aa bende!"
Asiye'nin Karadenizli olduğunu biliyordum fakat Trabzonlu olduğunu daha şimdi öğrenmiştim.
Kadınlar kendi arasında konuşurken bizde işimize döndük. Onların sohbeti koyuydu, bizimkisi derin...
"İyi anlaştılar." dedi Kuzey, eşlerimizi göstererek.
"Öyle oldu, evet." dedim iç çekerek.
Karım diye demiyorum ama televizyon yıldızının yanında bile parlıyordu. Zarif parmakları sürekli hareket halinde hararetli hararetli konuşuyordu. Gözümü ondan alamıyordum. Neden daha önce karşılaşmadık, neden?
"Bence Barış'a sorabiliriz!"
Yüksek çıkan ses Yıldız hanıma aitti.
"Yok, sormayalım." dedi Asiye.
Korku dolu gözlerle bana baktığında 'Ben bu kızı bu denli korkutacak ne yaptım?' diye düşündüm.
"Barış... Asiye çok güzel bir kız." dedi.
Kaşlarımı çatarak Yıldız'a döndüm.
"Ekranlar böyle yüzlere hasret. Hem, bizim dizide bana kardeş-..."
"Sakın!" dedim elimi kaldırarak.
Okun ucunun varacağı hedef belliydi. İki güzel yüz görünce kendilerini tutamıyorlar.
"İyide cümlemi bitirmeme izin bile vermedin."
"Devamını biliyorum. Karım öğretmen ve daha yeni atandı."
"Deneme amaçlı sadece."
"Yok dedim dimi?"
Eliyle ağzını hafiften kapatarak Asiye'ye doğru "Ay bu ne kız böyle? Öküzle ömür mü geçermiş? Valla daraldum, sağa kolay gelsun!" dedi.
Bu adam iyi katlanıyordu buna. Demekki aşk sahiden adamın gözünü kör, daha doğrusu kulaklarını sağır ediyormuş...
İş konuşmamız bitince muhabet bizlere döndü. Yıldız hanımın öğütleri bitmek bilmiyordu. Kadında bir çene varki 30 yıllık hayatım boyunca bu kadar cümle kurmamışımdır.
"Başka projelerde de oynamayı düşündünüz mü?" dedi Asiye.
"Asla!"
Kuzey'in bu sert çıkışı bana az önceki beni hatırlattı. Muhtemelen eşinin başka partnerlerle olmasını istemiyordu.
"Karımın değil başkasıyla öpüşmesini, el ele bile tutuşmasına razı gelmem!"
"Aynı fikirdeyim." dedim parmak şıklatarak.
Düşününce bile gerildim. Senin karın ama iş gereği başkalarıyla öpüşecek, koklaşacak, aynı yatağa girecek!
Bu ne arkadaş! Bu ne saçmalık! Benim karım eşya mı ki başkalarıyla paylaşayım?
Kimseye gerek yoktu çünkü ben kendimi öfke nöbetine sokmayı az önce çok iyi başarmıştım.
Mümkün değilki Asiye televizyonlara çıksın, insanlar ona baksın. Erkek sinekten bile kıskanırken mümkün değil...
***
"Bu görüşmeyi tekrarlayalım ama bu sefer Trabzon'a, bizim eve beklerim sizi." dedi Yıldız.
"Eşim haklı Barış. Van'a geldik, Trabzon'a da bekleriz."
"İnşallah." dedim uzattığı elini tutarak.
Karı koca sürekli didişir haldeydiler. Aralarındaki enerji öylesine büyüktü ki neden insanları televizyona kilitlediklerini çok daha iyi anlamıştım.
Onlar Trabzon'un yolunu tutarken bizde anamlara vereceğimiz haberi düşünüyorduk kara kara...
"Biliyor musun?" diyen Asiye aramızdaki uzun süren sessizliği güzel sesiyle böldü.
"Yıldız hanım Trabzon'a gidersek bana silah kullanmayı öğretecekmiş."
Sert bir fren yaptım. Kafası dağılsın diye getirdiğim karımın kafasını dağıtacak bu kadın! Yemin ediyorum ki deli!
"Ne silahı Asiye?" dedim sesimi hafif yükselterek.
"Kullanmayı bilmiyorum diyince o da aynı senin gibi şaşırdı. 'Karadeniz kadını silah kullanmayı bilmez mi?' dedi."
"Saçmalamış! Silah milah yok duydun mu!"
"Ama..."
"İtiraz etme Asiye! İyiki Karadeniz'de yetişmemişsin."
"Niye?"
"Yetişeni görüyoruz! Kadın yürüyen tehlike."
Asiye'nin sakinliği benim öfkeli yanımı dengeliyordu. Eğer Yıldız gibi olsaydı biz asla anlaşamaz, ilk celsede de boşanırdık. Dağına göre kar dedikleri bu olsa gerek... Ama benim dağ değilde dağ ayısı olduğum kesindi. Asiye ise dağlarda özgürce uçan bir kelebek... Onca güzel çiçek varken gelip de dağ ayısının üstüne konan bir kelebek...
***
Annemlere boşanma işini söylemeyi bir günlük ertelemiştik. Geçirdiğimiz yoğun günün yorgunluğu adım atacak hâl bırakmamıştı bizde.
Odamıza geçerek kapıyı kapattım. Artık Asiye aynı havayı soluduğumuzda gözlerini dışarı atmıyordu. Varlığıma git gide alışıyor, beni kocası olarak kabulleniyordu.
Yastığı elime alarak bilerek yere attım. Maksadım tepkisini ölçmekti.
"Yerde mi yatacaksın?" dedi.
"Hı hı." dedim.
"Olmaz öyle. Yer soğuktur, yatağa gel."
"Rahatsız etmeyeyim."
Bendeki yüzsüzlük kimsede yoktur. İstanbul'da kızın odasına çökmüştüm, şimdi ise sözde mesafeliyim.
"Rahatsız olacaksan içeride oda var."
Ters yerden vurdu Karadenizli. Taktiğimi üstün zekasıyla alt ederek gururumu ezdi. Şimdi burada da kalamazdım ki.
Aldım elime yastığı, mecbur kapıya ilerledim.
"İyi geceler sana." dedim isteksiz sesimle.
Asiye birden önümü kesti.
"Nereye?" dedi.
"Salonda yatacağım."
İşaret parmağını omzuma koyarak "Burada karın varken, içeride mi yatacaksın?" dedi.
Hızlı geliyordu hatun! Bu işin sonu çocuk yolunda biterdi.
"Yakarım!" dedim açık açık.
"Yakmak için erken ama biraz tutuşabiliriz."
Benim için küçük kıvılcım yeterdi. Asiye yanımda olsun, nefesi yüzüme çarpsın yeter...
İstifimi bozmadan yastığı yatağın üstüne attım ama aklıma hiç olmayacak bir şey geldi. O Cihan itinin Van'da ne işi vardı? Hani Van'ı geçtim, karımın yerini nerden öğrenmişti?
Bana mutluluk haram!