~Yalancının Mumu~

1538 Words
Çekdar'dan... Saatler geçtiğine rağmen Zemheri ortalıklarda yoktu. Odasının önünde durduğumda, kapıyı tıklatım ama ses gelmedi. Kaçmış olabilir miydi? Belki uyuyordur düşüncesiyle de kapıyı yavaşça açıp içeri girdiğimde, gördüğüm manzara karşısında kaşlarımı çattım. Gözlerini yazmasıyla bağlamış, aynalı olan dolap kapağına çarşafı sermeye çalışıyordu. Kapıyı ardımdan yavaşça kapatıp odanın içine bir adım attığımda, kısa bir sürede odaya sinen o hayran olduğum kokuyu içime çekip, uzaktan çarşafla debeleşmesini izledim. Hayret bir şey bu kız. Aynalardan neden bu kadar hazzetmediğini içten içe merak ediyordum. Boyunun yetişmediğini görünce yanına ilerleyip arkasında durduğumda, yoğunlaşan kokusu beni çoktan etkisine almıştı. Zıplayıp bana çarpmasıyla, varlığımı fark etmiş olaca ki donup kaldı. Bilincim dışında başımı boynuna indirip derin soluklar aldığımda çoktan mayışmıştım. Belinden tutup dolaba yaslamamla, parmaklarımı ince boynuna dolayarak baş parmağımla da okşadım. Ne yaptığımı ben bile bilmiyorum? Bu koku bana iyi gelmiyor. Yüzüne eğilip sessiz çıkan sesimle delice merak ettiğim soruyu sordum. "Kimsin sen Zemheri?" Zemheri'den... Sesin kime ait olduğunu bulmaya çalışıyordum ancak o kadar kısık çıkmıştı ki anlamak güçtü ama aşkımın hakkını vererek her şeye rağmen anladım. Çekdar'dı gelen. Gerek kokusundan, gerek sesinden, gerek yürüyüşünden tanırım. Ben de böyle seviyorum işte. Titreyen sesimle, "A-Ağam?" Dedim. Bana neden kim olduğumu soruyordu durup dururken. Benden ayrıldığını, birden üzerime çöken soğuklukla hissetiğimde, bende gözüme bağlı yazmayı çıkarınca onu tüm heybetiyle karşımda gördüm. "İlaçlarını aldın mı?" Konudan bağımsız soruları aklımı bulandırıyordu. "Henüz almadım Ağam, birazdan alırım." Deyip devam ettim. "Ağam senin konağın istediğin gibi girer çıkarsın ama şimdi bizi yine görseler sıkıntı çıkacak, yine başına bela olmak istemiyorum." Beni onaylayarak başını sallayarak odadan çıkmasıyla, bir süre öylece ardından kapatığı kapıya baktım. Aklından neler geçtiğini çok merak ediyordum. Aklıma Nur'u öptüğü gelince yine kalbim sızladı. Nur'la lisede tanışıp iyi arkadaş olmuştuk ancak bundan 2 yıl önce hala lisedeyken birden bağlarını kesti. Sebepsiz yere, o da herkes gibi beni bırakmayı seçmişti. Ve şimdi bir zamanlar yakın arkadaşım olan kız ve yıllardır sevdiğim adam evleniyordu. Bunun ne kadar can yaktığını tahmin bile edemezsiniz. Nur'un, Çekdar'ı sevdiğimi bilip de şu anda onla evlenecek olması zoruma gidiyor. Çünkü bu deli divana aşkımın en büyük şahidi o'ydu. Bu arkadaş ihanetti değilde neydi? Onla bir an önce konuşsam iyi olacaktı. Öğrenmek istiyorum bu ilişkinin nasıl başladığını. Bunu düşünmeyi bir kenara bırakarak üzerimdeki elbisenin bel boşluğundaki zincirini açıp askılıklarını üzerimden sıyırdığımda vücudumdaki morluklara göz gezdirdim. Her biri ayrı ayrı ağrıyordu. Yatağın üzerindeki hazır bırakılmış pijamaları giyerek, ilaçlarımı da alıp yatağa girdim. Her şeyi bir kaç saatliğine unutup, gerçeklikten uzak durmak istiyordum. Sevdiğim adamın evlendiğini bilmediğim rüyalara, Nur'u öptüğünü görmediğim düşlere dalmak istiyorum. Ve keşke o düşlerden hiç uyanmasaydım çünkü gerçekte bu yaşadıklarım birer kabustu. Zor, hemde çok zor sevdiğini başkasıyla görmek. Ölseydim ama görmeseydim dedirtir insana, işte o kadar müşkül bir durumdu. Yapacak bir şey yok, başa gelen çekilecekti... Sabah uyanıp aşağı indiğimde, çalışanlara yardım ettim. Çalışmaktan bıksam da, çalışmayınca da sıkılıyordum. Kahvaltı için izinlerini alarak börek açıp fırına atınca, avludaki masayı hazırladım. Çalışanlar ise başka işleri yokmuş gibi oturmuş dedikodu yapıyorlardı. Konak halkı yavaştan aşağı inince mutfağa çekildim. Konakta Çekdar'ın anne, babası ile birlikte büyük evli abisi Ozan ve yengesi de kalıyordu. Birde küçük kardeşi vardı Nihan. Benden bir yaş küçüktü. Aşiret olarak büyük olsalar da, konakta çekirdek aileydiler. Çünkü amcaları, halaları zengin olduğundan farklı konaklarda yaşıyorlardı zaten en güzeli de buydu, sülaleden ayrı yaşamak. Aklıma telefonum gelince bizim konakta kaldığı aklıma geldi. Bir şekilde gidip telefonumu ve çizimlerimi almalıyım. Eğer babam Çekdar'a ait çizimlerimi görürse ben biterim. Kahvaltı için masaya oturduğum da, açlıktan ölüyordum. Ağzıma bir lokma ekmek atmamla, ismini yeni öğrendiğim Birgül abla konuştu. "Ne yapıyorsun sen?" Eğdiğim başımı kaldırıp masumca, "Kahvaltı edecem abla." Dememle küçümseyerek güldü. Önüme bir tas yoğurt ve bir parça ekmek bıraktı. "Hanımağa sandın kendini her hal, al şunları yerde ye. Sana bunlar bile fazla ama mecburiyet." Diyerek oturmam için yeri işaret ettiğinde, ayağa kalkıp bir tas yoğurt ve ekmeğimi de alarak yere oturdum. İştahım kaçmış, odama kaçmak istiyordum ama yapmayacağım. Aç kalarak iyileşemezdim ve iyileşmediğim sürecede buradan defolup gidemezdim. Gözlerim ağlamak için dolarken, kopardığım ekmeği yoğurda bandırıp ağzıma attım ama boğazımda oluşan düğümden yutamıyordum. "Zemheri nerede?" Duyduğum tanıdık sesle başımı kaldıramayıp daha çok eğdim. Utanıyordum, sevdiğim adamın bana sanki köpek yavrusuymuşum gibi davrandıklarını görmesini istemiyordum. Önümde iki siyah deri ayakkabı belirince, ona ait olduğunu anlamıştım. Masanın arkasında dursam bile beni fark etmişti. "Niye yerde yiyorsun?" Başımı kaldırıp, yüzüne bakmamla dolu gözlerimden taşan yaşlar yanağımdan usulca akmıştı. "Ağam kendisi istedi." Diyen Birgül ablayla, şoka uğradım. Ben mi istedim? Çekdar ölümcül bakışlarını Birgül ablaya çevirdiği gibi gür sesi mutfağın içini doldurdu. "Kimi kandırıyorsunuz lan siz?" Diyerek masanın örtüsünü birden çektiği gibi tüm kahvaltılıklar, tabaklar, bardaklar yere düşmüştü. "Yok size kahvaltı!" Onlara bağırıp, eğilerek omuzlarımdan tutup kaldırdı. "Sana dedikleri şeyleri yapmak zorunda değilsin Zemheri, bana söyle!" Bana da bağırarak bunları söylediğinde artık dayanamayarak kollarımı elleri arasından sertçe çektim. "Beni buna sen mecbur bıraktın Çekdar Ağa! Evet o konakta mutlu değildim ama bir düzenim vardı, en azından kendi evimin kölesiydim. Elin elime değmediğine rağmen sen değil, ben namussuz oldum. Beni buraya getirdin, şimdi de sanki sana kapama (bir erkekle nikahsız yaşayan kadın) olmuşum gibi bakıyorlar!" Haklı olduğum için ne diyeceğini bilmiyordu ama öfkeyle derin soluklar alıp veriyordu. Bu suskun halinden korkarken, önüne düşen demir tasa vurarak hışımla mutfakta çıkınca, gözümden akan yaşlarla zıkkım olan kahvaltıyı da yerde bırakıp odama çekildim. Bir kaç saat geçtiğinde, camın önündeki sedire oturmuş öylece manzara dalmıştım. Kapım açılınca, başımı çevirip baktım. Nur gelmişti. Ardından kapıyı kapatınca, duruşumu düzeltip konuştum. "Bende senle konuşmak istiyordum." Beni onaylayıp, "Bencede Zemheri artık konuşalım." Diyerek yanıma geçip sedire oturarak bir bacağını diğer bacağının üstüne attı."Evet seni dinliyorum." Üzerimdeki küçümser bakışlarını umursamadan konuya girdim. "Yıllardır Çekdar'ı sevdiğimi biliyordun Nur, hatta bunun en büyük şahidi sendin. Nasıl oluyor da şimdi onla evlenebiliyorsun?" Gayet sakin bir ses tonuyla açıklamaya başladı. "Evet sevdiğini biliyordum Zemheri, hata sana ihanet ettiğimi düşünüyorsun ama yok öyle bir şey. Sen Çekdar'ı severken, ben içimden onun için ölüp bitiyordum ama sana hiç söylemedim. Ona açılmanı bekledim ve sonunda mektup yazarak ona açıldın ama aşkına karşılık vermedi. Bu da bana yeni bir şans yarattı. Seni kabul etmediğine göre artık onu sevmemde bir engel yoktu. Tıpkı senin gibi bir mektuba yazdım sevdamı ve açıldım, seninkinin aksine bana karşılık verdi. Beni seçti!" Bu duyduklarım canımı yakıyordu. En çokta beni değilde, onu seçmesi canımı yakıyordu. "Neden benimle konuşmayı kestin peki?" Saçlarını geriye atıp, histerik bir şekilde cevap verdi. "Bizi görüp üzülmeni istemedim diyelim." Ne kadar da iyi bir arkadaş değil mi? Üzülmemi istememiş. "Ne diyim ki, mutluluklar dilerim size." Az önce oturduğu yerden kalkıp karşımda durdu. "Senden tek bir rica olacak Zemheri, sakın onu eskiden sevdiğini bilmesin. Ayrıca burada mecburiyetten kaldığını biliyorum ama bir an önce hayatımızdan çıkıp git." Başımı anlayışla sallayarak onayladım zaten gidecektim. Hem Çekdar onu seçmişse eğer saygı duymaktan başka bir şey gelmez elimden. Odadan çıktığında, dizlerimi kendime çekerek başımı yasladım. Acaba Çekdar beni bulup sonra çirkin olduğumu görünce vaz mı geçmişti? Neyse ne artık sonuç olarak evleneceği kadın olarak Nur'u seçmişti. Nur'dan... Kaynanam Zümrüt'ün araması üzere konağa geldim ve gitmeden önce Zemheri ile konuşmuştum. Ayak bağı olmasından korkuyordum ama artık korkmuyorum, o kadar salak bir kız ki her şeye birden inanıveriyor, aslında iyi ki de böyle çünkü işime geliyor. Onu liseden beri tanırım, hepte böyleydi. Şu mektup olayına geleceksek eğer bundan iki yıl önceydi. Zemheri, Çekdar'ı çok seviyordu, gerçi sevmeyen kız mı vardı Midyat'da, bende o kızlardan biriydim. Tabi Zemheri bu kızların aksine haddinden fazla seviyordu ve kimsenin yapamayacağı bir şey yaptı, mektup yazdı. Kimse cesaret edemiyordu buna çünkü olur da Çekdar Ağa o kişiyi ifşa ederse veya duyulursa o kızın hayatı sönerdi. Hal böyle olunca da buna ilk cesaret eden Zemheri oldu zaten ailesi ona kötü davranıyordu, bide duyulursa onun için pek bir şey ifade etmeyecekti. Boş bir dersteyken yazdığı mektubu bana okutu, her bir cümlesi ağır bir anlam taşıyordu. Çekdar'ın bu mektubu görmezden gelmesi imkansızdı. Zemheri mektubu ve her zaman boynuna doladığı fuları bir zarfa koyduğunda onu izledim. Kararlıydı, o zarfı Çekdar'a gönderecekti. Tuvallete gitmek için sınıftan çıkınca, şeytanlar kulağıma fısıldadı. Çekdar'ı bende istiyordum ve eğer ona ilk mektup yazan biri olacaksa o ben olmalıydım. Zemheri tuvaletten dönmeden hemen zarfı çıkarıp ona ait bilgileri silerek kendi adımı ve telefon numaramı yazdım. Mektubu tekrar zarfına koyup eski yerine bıraktım. Zemheri salağının o mektubu tekrar açıp okumayacağından çok emindim ve bu yüzden benim bilgilerim Çekdar'a ulaşacaktı, ki ulaştı da. Başlarda fulardaki kokuyu sorup durdu ama onu bir şekilde oyalayıp kendime aşık ettirdim. Bu süreçte de Zemheri ile bağlarımı keserek tüm engelleri ortadan kaldırdım. Tabi şimdiye kadar, Çekdar tekrar o kokuyu bulmuştu ama sanırım eskisi kadar takık değildi bu boktan kokuya. Neyse işte, bizim aşk hikayemiz de böyle başlamıştı. Ki Zemheri zaten Çekdar'a asla yakışmıyordu, bu yüzden de hiç vicdan azabı çekmedim... Merdivenleri indiğim sırada, işten yeni dönen Çekdar'ı gördüm. Ona gülümsedim ama o aksine sinirli bir yüz ifadesiyle hızla yanıma gelip kolumdan tuttuğu gibi odasına soktu. "Sana şimdi sorular soracağım ve sende bana yalan söylemeyeceksin!" Bu halinden korkuğum için başımla onayladım onu. "Zemheri'yi nereden tanıyorsun?" Dedi bir anda. "Tanımıyorum." Dememle kolumu sıktı. "Yalan söyleme Nur! Senle aynı okulda, aynı sınıfta okumuş." Of! Bunları bilmesi hiç ama hiç iyi olmadı. "Ve ne hikmetse o zarfın içinden çıkan fuların kokusu Zemheri'nin kokusuyla aynı! Sana son kez soruyorum Nur, Zemheri'yle ne gibi bir geçmişiniz var, o mektup kime ait?!" Yalancının mumu yatsıya kadar yanar dedikleri bu olsa gerek. Benim mumum söndü mü yani şimdi..?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD