~Kimsin Sen Zemheri?~

1527 Words
*** "Nişanlı olmamız benden hesap soracağın anlamına gelmiyor Nur? Haddini bil!" Çekdar, Nur'a karşı sert tepki gösterince, hele ki benim yanımda yapmasına Nur aşırı bozulmuştu. "Odamıza bu kızı sokup, bide hesap vermeyeceksin öyle mi?" Adımı bilmiyormuş gibi tanımamazlıktan gelip bide bana bu kız diyordu. N'olmuş buna böyle? Aslında çok şaşkınım. Benim Çekdar'la olmam ne kadar imkansızsa, Nur'un da o kadar imkansız olması gerekirdi. Nasıl şu anda nişanlı olabilirlerdi? "Evet öyle, anam sana zaten gerekli açıklamaları yapmış." Çekdar'ın sinirlenmesi bundandı demek, Nur'un annesini dinleyip direk buraya damlamasıydı derdi. "Tamam haklısın, sorgusuz sualsiz hesap sormamalıydım ama sende beni anla. Nişanlımın, sevdiğim adamın bekar bir kızı odamıza sokmasını görmezden gelemem." "Bunu senden çok ben düşünüyorum, bide sana hacet yok. Şimdi çık dışarı!" Nur'un gözleri dolarken, nefret dolu gözlerini bana çevirdi. "Onun gitmesi gerek, benim değil!" Sesi Çekdar'a karşı yüksek çıkınca, tabiki Çekdar bunu altan almayıp, "Nur!" Diyerek birden kükreyince ben bile korkmuştum. Nur bana sonrada öfkeyle Çekdar'a bakıp, kapıyı da ardından sertçe kapatarak çıkmıştı. Ne yaşadık biz az önce? Aslında Nur haklıydı, ben nişanlı olsaydım ve Çekdar odamıza başka bir kızı soksaydı çıldırırdım. En iyisi buradan gitmek. "Ağam benim yüzünden kötü oldunuz. Ben gideyim en iyi, bulurum başımın çaresini." Tam gideceğim esnada bileğimden tutup kendine doğru çevirdi. "Bu senin hatan değil Zemheri ve hiç bir yere gidemezsin." Ne demek gidemezsin? Beni zorlamı burada tutacaktı. Başımı hızla sağa sola salladım kabul etmeyerek. "Şu anda gidecek bir yerim olmadığından belki bir süre kalırım ama sonrasında kalamam Ağam, burada bana yer yok." Bu dediğim onu sinirlendirmiş olacak ki derin bir nefes aldı. "Tamam ama baban onlar durgunlaşana kadar burada kalıyorsun. Bu halde olmana ben sebep oldum, ben düzelteceğim." Doğru o sebep olduğu için bana yardım etmeye çalıyor, kısacası bana acıyor ve kendini bundan sorumlu tutuyor. Yoksa...yoksa beni sev-, neyse işte bir süre burada kalabilirdim ama sadece bir süre. "Peki Ağam." Deyip bileğimi eli arasından usulca çektim. "Sen şimdi git bir duş al, temiz kıyafet gönderirim." Deyip odadan çıkmasıyla, ne zamandır tuttuğum gözlerim doldu. Resmen onun için bir zorunluluk gibiydim, ona yük olmuştum. Benim yüzünden nişanlısı ile tartıştı. Hem zaten onları karşımda göremeye dayanamam, yıllardır aşık olduğum adamı başka kadınla görmeye dayanamam, asla. Bir çaresini bulup en kısa sürede buradan gitmeliyim. Git duş al demesi aklıma gelince, üzerimdekilere baktım, haklıydı. Kir pas içinde kalmıştım ve bu kir yatağını bile pisletmişti. Güçlükle adımlar atıp banyoya girip duş kabinine girdiğimde, ona ait kişisel eşyalarına göz gezdirip şampuanını burnuma götürüp kokusunu içime çektim. Keskin nane kokusu içimi ferahlatınca sıcak suyu açıp güzelce yıkandım ama dokunduğum her yer ya yaraydı yada morarmıştı. Bu da canımı acıtıyor, saçlarımın arasına takılan kuru otlar ise baya beni zorluyordu. Bitince duş kabininden çıkıp, kapıyı yavaşça açtığımda yatağın üstüne bırakılan temiz kıyafetleri alıp tekrar banyoya kaçıp giyindim. Yeniden doğmuş gibi hissediyordum. Kapı tıklanınca, "Gel." Diye buyurmamla çalışan kadın içeri girdi. Beni gördüğüne pek memnun olmamış olacak ki, burun kıvırdı. Sebebi peki? Yoktu. "Çekdar Ağa'm artık misafir odasında kalacağını söyledi. Eşyalarını al, git." Diyerek sondaki git kelimesini bastırınca mesajını almıştım. Aslında odaya git demiyordu, bu konaktan git diyordu. "Peki, sağ ol abla." Desemde, bir şey demeden odadan çıktı. Beliki bu konakta sadece Nur değil, kimse beni istemiyor Çekdar bile. Kalbimdeki bu büyük kırgınlık ve öksüzlüğün verdiği buruk derin iç çekişlerimle saçımı kuruttum. Benim bu koca Dünya üzerinde ne gidebilecek bir evim, neden beni seven birisi vardı. Bir insanın en temel ihtiyacı değil miydi barınmak, peki en temel duygusu da sevilmek değil miydi? Bu ikisi olmadan, insan var olabilir miydi? Olamazdı. İşte ben bu yüzden yıllarca görünmez oldum. Saçımı tam kurutuktan sonra artık bu odaya veda etme zamanı gelmişti. Ne çok hayal etmiştim bu odaya beyaz gelinlikle girmeyi, sabah onunla gözümü açmayı, işe giderken kravatını bağlamayı ama işte, basit hayaller olsa da gerçekte imkansızdı. Gerçi artık hayali bile imkansızdı ya. Etrafı toplayıp odadan çıkıp avluya indiğim de, Zümrüt teyze ve büyük gelini Gülay tek vardı. Çekdar, Nur'la gitmiş olmalı. "Acuze, buraya gel." Deyince, yerimde dona kaldım. Burda da mı Acuze olacaktım? Yavaş ve ürkek adımlarla onlara yaklaşınca karşılarında durdum. "Buyur Hanımağam." Beni baştan aşağı küçümseyen bakışlarıyla süzdü. "Sana diyeceklerimi iyi dinle." Deyip sözüne devam etti. "Oğlumun hatırına bu konakta bir kaç hafta barındıracam seni ama ve lakin sonrasında defolacaksın bu konaktan. Senin yüzünden yeni gelinim ve oğlumun arası şimdiden bozuluverdi de. Mutfakta yiyip, içip, oturacan. Çalışanlar sana ne dese onu etcen. Ha bide sakın ola seni Çekdar'ımın etrafında görmeyeyim, kırarım bacaklarını." Ev sahibinden bunları işitiğinizde bir an olsun o evde durabilir miydiniz? Sizin yerinize cevaplıyayım. Asla kalamazdınız ama ben, ben buna mecburdum. Gururumla hareket etmeye dahi hakkım yoktu. Önümde kelepçelediğim ellerimle, başımı eğdim. "Peki Hanımağam." Başını köpek kovarcasına salladığında, elinde kahve tepsisiyle gelen çalışan odamın daha doğrusu geçici odamın yerini söyledi. "İkinci katta odan, sağda kalan ilk kapı." Dediğinde, yüzlerinde anlamadığım sinsi bir ifade vardı. Bunu umursamayıp yanlarından ayrılıp üst kata çıktım, sağa döndüğümde iki tahta kapı vardı. Çalışan ilk kapı dediğine göre o zaman budur odam. Kapıyı açıp içeri birden girdiğimde, masaya yaslanan Nur'u ve onun beline kollarını sararak dudağından öpen Çekdar'ı görünce kalbim durdu, mecazen değil kalbim gerçekte durdu. Bir an...bir an aldatılmış, ihanette uğramış gibi hissetim. Kapının sesiyle çok sevdiği nişanlısını öpmeyi bırakan Çekdar bana dönünce, kaşlarını çatmıştı. Beni gömeyi beklemiyor gibiydi. Ne onlar bir söz etti, nede ben öylece geldiğim gibi de giderek kapıyı üzerilerine kapatım. Nefes almakta zorlanırken elim kalbime gidince sağ tarafta kalan kapıyı açıp içeri girdim. Oda burasıydı ama o çalışan ilk kapı demişti. Kapıyı kapatınca, sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm. Elim hala acısından inim inim inleyen kalbimin üzerindeydi. Kast ettiğim buydu işte, daha ilk günden onları görüp bu hale gelmişken her gün görmeye bu yüreğim dayanamazdı ki. Gözümden yaşlar aktığında, başımı kapıya üç dört defa unutmak istercesine vurdum. Bana bunu bilerek yaptılar, o çalışan bilerek bana birinci kapı demişti. "Ne bekliyordun Zemheri, senin yanında iki Nur'a çıkıştı diye kollarına mı atlayacaktı? Anla artık şunu kızım, onun zaten bir sevdiği var." Ben kollarıma atlasın istemiyordum ki iç sesim. Sadece ona aşkla bakan gözlerim, onu başka kızla görsün istemiyordum ama en feci şekilde de gördüm. Çekdar'ın bir suçu yoktu ki, o sadece sevdiği kadını öpmüştü, asıl tüm suç benimdi. Onu haddinden fazla seven bendim, ben..! Çekdar'dan... Nur'u çalışma odasına götürüp onla yaram saattir konuşsam da, Zemheri'nin bu evde kalamayacağını söylüyordu. "Ben gelin olacağım bu konakta, o kızı istemiyorum Çekdar Ağa. O varsa ben yokum." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Ne demek ben yokum?" "Duydun işte, ben o kızla aynı çatı altında yaşamam, kararını ver." "Sende çok iyi biliyorsun ki Zemheri iyileşmeden onu hiç bir yere göndermeyeceğim Nur. Annem aklını bulandırmış, böyle devam edersen eğer haklısın, bu konakta barınamasın." Ona rest çekmemle birden yüz ifadesi değişti. "Yani bana git mi diyorsun?" Başımı sağa sola sallayıp üzerine doğru adımladığımda, onu kendim ve masa arasına sıkıştırdım. "Sana git demiyorum ama kal da demiyorum. Seni sevdiğimi biliyorsun ancak bu triplere gelemem ben Nur." Yüzüne yakın bir mesafede konuşmam onu oldukça heyecanlandırmıştı. "Beni sevdiğini artık bilmiyorum Çekdar Ağa, son olaylardan sonra benden gitmiş gibisin." Haklıydı aslında, onu bu aralar çok ihmal ettiğimin bende farkındaydım. Onunla bir yuva kuracaksam eğer en başta onu mutlu etmeliydim. "Haklısın güzelim, bu bi' daha olmayacak ancak sende hareketlerine, bana karşı olan tavırlarına dikkat et." Başını uslu bir çocuk gibi salladığında, gözlerimi yumup artık nişanlı olmanın da verdiği rahatlıkla dudaklarına eğilip öptüm ve öpmemle gözlerimin önüne Zemheri gelince anında gözlerimi açtığımda, kendini bana bırakmış gözleri kapalı Nur'u gördüm. Kapı destursuz açılınca, hızla dudaklarımı ayırıp gelen kişiye baktım. Zemheri kapıda dikilmiş, donmuş bakışlarıyla bize baktı ve çok sürmeden kapıyı ardından kapatarak çıkmıştı. Kendimi bir an suçlu gibi hissetim sanki...sanki onu aldatmışım gibi... Zemheri'den... Saatlerce akşama kadar kapının dibinde oturmuş, içimdeki kara sevdaya içim içim ağlıyordum. Ayaklarım uyuşunca, yaralarıma da artık ağrı girmişti. Ayağa kalkınca, dolabın aynasına takıldı gözlerim. Şu anda yansımamı görmesemde telaştan kalbim deli gibi atıyordu. Korkuyorum kendimi görmekten, çok korkuyordum. O aynayı bir an önce kapatmam lazım yoksa delirecem. Oysa insanlar için ne kadar normaldi ayna karşısında saçını taramak veya giydiği şık bir elbiseyle kendine doymadan bakmak. Benim için hiç normal olmadı, olmayacakta. Çirkinliğimle neden her saat yüz yüze geleyim ki, bunu herkesten duymak zaten yeterince can sıkıcıydı. Aynalara küsünce, zamanla artık aşamadığım bir fobiye dönüştü. Sırtımı aynaya dönerek, yatağın üzerine bırakılan yedek çarşafı kolayca bulabilmek için tam önüme bırakıp, ardından saçlarıma bağladığım yazmayı söküp katlayarak gözlerime bağladım. O aynaya hiç bir şekilde bakmamam gerek çünkü bakınca pek hoş şeyler olmayabiliyordu. Elimi uzatıp kendime yakın tuttuğum çarşafı hissedip alarak diğer elimi de havada sallayıp adımladım. Elim tahta dolaba çarptığında, aynanın olduğu kapağı açıp çarşafı açarak üzerine atmaya çalıştım. Tahminimce kapının önünden ve arkasından sarkan çarşafı elimle düzeltmeye çalıştığım sırada zıpladım ve zıplamamla bedenim birden bir insan bedenine çarptı. Bununla beraber bide boynumda ılık bir nefesi hissedince dona kaldım. Çarşafı tutan ellerim havada asılı kalırken, ne yapacağımı bilemedim. Kimdi bu? Yeni geldiğim bu evde birde tacize uğramak istemiyordum. Gözlerim bağlı olduğu için göremiyordum da. Ne yapacağım şimdi, bağırsam mı? Bağırsam arkamdaki kişi değil, ben ahlaksız olurdum. Bu olmaz, peki ne yapmam gerek? Boşluğumdan yararlanıp birden beni kendine doğru çevirip dolaba yaslayınca, kemikli parmakları boğazımı sarıldı. Öldürecek miydi yani beni?! Ben boğazımı sıkacak sanırken, baş parmağı ile boynumu okşadığını hissetim. Deli gibi korkuyordum şu anda. Bana doğru yaklaştığını, yüzümü yalayıp geçen nefesinden anlayabiliyordum. Kalbimin sesi aramızdaki sessizliği bozarken, sesini işittim. "Kimsin sen Zemheri?"...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD