Atahan odasına geçtiğinde ben de peşinden odanın içerisine girmek yerine, kapının önünde durup onu izlemeyi tercih ettim. Gardırobun kapağını açtı, askıdaki takımlara göz gezdirdi. Güneş odanın içine sızıyor, açık renk duvarların üzerinde gölgeler bırakıyordu. Atahan, eline aldığı lacivert ışıklı takım elbiseyi bedenine tutup aynaya baktı. Kumaşın parıltısı bile onun üzerindeyken daha başka bir hava taşıyordu. Ceketini giyip düğmelerini iliklerken gözüm ondan bir an bile ayrılmadı. Her hareketinde ciddiyet ve karizma vardı. Onu izlerken kalbim hızla çarpıyordu. “Kahveye gideriz,” dedi. “Üstüm yok ki…” Ben kapının eşiğinde dikilirken o an bana dönüp gülümsedi. “Birazdan senin eve geçeriz, sen de giyinirsin,” dedi, sesinde sakince akan bir kararlılık vardı. “Sonra bir kahve içmeye gidel

