Dolabın kapağını açtığımda içimde tarifi zor bir kararsızlık vardı. Ne giyeceğimi bilmiyordum. Birkaç saniye boyunca elim bir elbiseye uzandı, sonra geri çekildi. “Bu fazla ciddi,” dedim kendi kendime. Siyah düğmeli uzun elbiseye bakarken yüzümü buruşturdum. Sanki bir toplantıya gidiyormuşum gibi hissediyordum. Birkaç dakika boyunca dolabın önünde dikildim. Ellerim arada sırada askılara gidip geldi. Renkli bir gömlek, düz bir jean, belki sade bir ceket… Hayır, yok. Hiçbiri içime sinmiyordu. “Yani, bir kahveye gideceğim, dünya kurtarmıyorum,” diye fısıldadım. Ama içimden geçen başka bir şeydi. Sanki ne giyersem giyeyim yanlış olacaktı. Çünkü ben hâlâ ne hissettiğimi bilmiyordum. Sonunda gözümün ucuyla, köşedeki rafta duran o lacivert elbiseyi gördüm. Hafif salaş, bilek hizasında biten,

