28.Sadece Biz

1138 Words
Gözlerimi açtım, Baran hâlâ uyuyordu. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Yanına sokuldum ve hafifçe omzuna dokundum. “Hadi uyan, önce duş alalım, sonra kahvaltıya geçeriz,” dedim. Baran uykulu bir şekilde gülümsedi: “Tamam, ben geliyorum,” dedi. Banyoda sıcak suyun altında kısa bir duş aldık. Su, hem sabah uykusunu hem de içimdeki hafif gerginliği alıp götürüyordu. Duş sonrası giyindik; ben rahat ama şık pijamalarımı değiştirmiş, Baran ise sade ama düzgün bir gömlek giymişti. Mutfaktan kahkaha ve sohbet sesleri geliyordu. Baran’ın babası, annesi, kuzeni Helin ve yengesi çoktan masada oturmuş, kahvaltı için hazır bekliyorlardı. Helin neşeyle seslendi: “Hazır mısınız bakalım? Kahvaltı sofrası bekliyor!” Baran gülerek cevap verdi: “Az kaldı, hemen geliyoruz!” Ben de kahkaha atıp Baran’ın elini tuttum. İçimden, “Her şey yakında çok değişecek… ama şimdilik böyle huzurlu sabahları kaçırmak istemiyorum,” diye geçirdim. Hizmetçiler sessizce masayı tamamlıyor, etrafı toparlıyordu. Mutfakta kahkahalar ve şakalaşmalar yankılanıyordu. Hem neşe vardı hem de hafif bir heyecan… Çünkü doğuma çok az bir zaman kalmıştı ve içimde hem huzur hem de tarifsiz bir mutluluk vardı.Kahvaltıyı yavaş yavaş bitirirken içim hafif bir heyecanla kıpır kıpır oldu. Baran, bir yandan çayını yudumluyor, bir yandan da gülümseyerek bana baktı. “Diclem,” dedi, “bugün biraz bebek için eşya bakmaya çıkalım mı? Erken çıkmamız lazım.” Ben de tabağımdaki son lokmayı yerken gülümsedim: “Sen doyduysan kalkalım, ben bitiriyorum zaten.” Helin araya girip merakla sordu: “Ne alacaksınız bakalım? Şimdiden mi alışveriş planı?” Baran hafifçe omuz silkti: “Biraz erken belki ama hazırlık iyidir. Hem Diclem de heyecanlı, değil mi?” Ben başımı sallayıp gülümsedim: “Evet, heyecanlıyım… Ama önce kahvaltımızı bitirelim, sonra hazırlanalım.” Hizmetçiler etrafı toparlarken, mutfakta hala kahkahalar ve şakalaşmalar vardı. İçimde hem neşe hem de yaklaşan değişime dair tatlı bir heyecan vardı.Kahvaltımızı bitirdik, son lokmaları da yuttuk. Baran tabağını kaldırırken gülümsedi: “Hazırsan, Diclem, arabaya geçelim. Eşyaları bakmaya çıkıyoruz.” Ben de tabağımı temizledim ve mutfakta hizmetçilere teşekkür ettim. Helin araya girip şakalaşarak dedi: “Ne kadar titiz olacaksınız bakalım, bakalım bebek alışverişi neye benzeyecek!” Baran gülerek omuz silkti: “Dikkatli olacağız, her şey en iyisi olacak.” Yengesi hafifçe gülümseyip bana baktı: “İyi yolculuklar, hem eğlenceli hem de heyecanlı bir gün sizi bekliyor.” Hizmetçiler etrafı toparlarken biz mutfaktan çıktık. Bahçeye doğru yürüdük, arabaya bindik. Motorun çalışmasıyla birlikte içimde hafif bir heyecan, biraz da merak vardı. Bugün küçük ama önemli bir adım atacaktık; bebeğimiz için eşya bakacaktık. Baran’ın elini tuttum ve sessizce gülümsedim.Arabaya binip yola çıktık, motor çalıştı. Tam rahat bir sessizlik çökmek üzereyken arkadan bir ses geldi: “Abiii! Beni bekleyin!” Döndüm, Baran’ın kız kardeşi Şilan nefes nefese arabaya yetişiyordu. Gülerek kapıyı açtı: “beni de çarşıya bırak abi, lütfen!” Baran kaşlarını kaldırdı ve hafifçe güldü: “Ne işin var orada bakalım? Biz alışverişe gidiyoruz, senin ne işin var?” Şilan omuz silkti: “Üst baş alacağım abi, hem siz eğleniyorsunuz, ben de gelmek istiyorum!” Baran başını sallayıp gülümseyerek dedi: “Tamam tamam, ama bu sefer sorumluluk sende, tamam mı?” Ben de yanlarından gülerek Baran’ın elini tuttum. İçimden, “Yolculuk artık daha da neşeli olacak,” diye geçirdim. Şilan’ın varlığı, sabahın sakin heyecanını tatlı bir karmaşaya dönüştürmüştü.Arabada hepimiz yerimizi almış, motor çalışmıştı. Yola çıktığımızda Şilan birden öne doğru eğildi ve arkamdan seslendi: “Beni burda indir abicigim!” Baran başını arkasına çevirdi, hafifçe gülerek sordu: “Ne yapacaksın burada, senin işin ne burada?” Şilan omuz silkti ve gülerek cevap verdi: “Üst baş alacağım ama tek başıma gidemem ki! Hadi bırak abi, lütfen!” Baran gülerek arabayı yavaşlattı ve kenara çekti. Kapıyı açıp dışarıya adım attı. Şilan hemen arabadan indi, hafifçe zıpladı ve enerjik bir şekilde yürümeye başladı.Arabadan indik ve bebek mağazasının önünde durduk. İçeriye bakarken ikimiz de hafif heyecanlı ve meraklıydık. Camdan vitrinlere bakarken küçük bebek kıyafetleri, oyuncaklar ve sevimli aksesuarlar gözlerimizi kamaştırdı. Baran bana dönüp gülümsedi: “Başlayalım bakalım, ilk neye bakmak istersin?” Ben de içim kıpır kıpır şekilde cevap verdim: “Sanırım önce kıyafetlerden başlayalım… Minik body’ler ve tulumlar ne kadar tatlı!” Mağazaya adım attık, hizmetçiler ve diğer müşteriler arasında dolaşırken her şeyin düzenli ve özenle yerleştirilmiş olduğunu gördük. Raflarda rengarenk battaniyeler, sevimli oyuncaklar ve minicik patikler vardı. Baran bazı ürünleri eline aldı, bana gösterdi: “Bunu alalım mı, hoşuma gitti.” Ben de güldüm: “Evet, bu çok sevimli… Ama bir yandan da diğerlerini görelim, seçenek çok.” Mağazanın içinde dolaşırken içimde hem tatlı bir heyecan hem de yaklaşan doğumun farkındalığı vardı. Her detay, bebeğimiz için alacağımız küçük şeyler bile bizi mutlu ediyordu. Mağazanın içinde dolaşırken Baran bir an dengesini kaybetti ve yanlışlıkla bir kadına çarptı. Kadının elindeki torbalar yere düştü. “Çok pardon, hanımefendi!” dedi hemen, torbaları eğilerek topladı. Kadın hafifçe gülümseyip teşekkür etti: “Çok naziksiniz, sağ olun!” Torbalarını alıp uzaklaştı. O anda içimde bir kıskançlık kabardı. Baran hâlâ bana bakmadan raflardan eşyaları toplamaya devam ediyordu. Dudaklarımı büzdüm, ellerimi kavuşturup hafifçe tavır aldım ve sessizleşerek bir köşeye çekildim. Baran fark etti ve bana bakıp, hafifçe gülümseyerek sordu: “Kıskandın mı beni sen?” “Biraz!” dedim kararlı ama alttan gülümseyerek, gözlerimi kaçırdım. Baran yanımda durdu, elimi tuttu: “Merak etme, bütün ilgim sadece sana, Diclem.” İçimden hırslı bir şekilde, “Evet, biraz kıskanç ve inatçıyım,” diye geçirdim. Onun sabırlı ve gülümseyen hali içimdeki tavrı yumuşatsa da, hâlâ hafif bir inat ve kıskançlık vardı. Baran bazı minik tulumları ve oyuncakları elime gösterdi: “Bunu alsak mı, Diclem?” Ben kaşlarımı çatarak başımı çevirdim: “Eh, pek hoşuma gitmedi.” Baran hafifçe kaşlarını kaldırdı, başka bir body’yi gösterdi: “Peki bunu? Bu çok sevimli değil mi?” “Hayır, bu da bana göre değil,” dedim, tavrımı bozmadan. Baran şaşkın ama gülümseyerek: “Vay canına, hepsini beğenmedin mi sen?!” “Beğenmedim!” dedim kararlı bir şekilde, biraz önde yürüyerek sessizliğimi sürdürdüm. Baran hafifçe kahkaha attı, gözlerime bakarak: “Kıskanç ve inatçı bir moddasın bugün, değil mi?” İçimden tatlı bir hırıslıkla, “Evet, biraz kıskanç ve inatçıyım,” diye geçirdim ama aynı zamanda Baran’ın sabırlı ve sevecen hali içimdeki tavrı biraz yumuşatıyordu. Mağazanın içinde bebek eşyalarını incelerken içimde hâlâ Baran’ın başka birine gülümsemiş olmasının tatlı bir kıskançlığı vardı. Dudaklarımı büzdüm, ellerimi kavuşturdum ve hafif tavır aldım. Baran hemen fark etti, bana döndü ve yumuşak bir sesle: “Kızım, kıskanma. Gözüm senden başkasını görmüyor.” Ben kaşlarımı kaldırıp alaycı bir şekilde karşılık verdim: “Aynen, gördük.” Baran gülümseyerek elimi tuttu ve beni mağazadaki küçük bir kabine doğru yönlendirdi: “Dicle, buraya gel. Senden başkasını gözüm görmüyor dediysem görmüyor.” Tam konuşmaya başlamıştım ki, Baran aniden dudaklarımdan öptü. Bir anda içimdeki küçük kıskançlık tamamen eridi, yerini tatlı bir mutluluk ve heyecan aldı. Gözlerime bakarken gülümseyerek ekledi: “Bak, ilgim sadece sana, Diclem.” İçimden tatlı bir sıcaklık geçti. Alışveriş devam etse de, o küçük öpücük ve sözleri, günü çok daha özel ve romantik hâle getirmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD