32. Veda

945 Words
Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım, ama içimde tarifsiz bir boşluk vardı. Sessiz adımlarla bebek odasına girdim, minik kıyafetlere, oyuncaklara ve boş beşiğe dokundum. Her eşya, kaybettiğim bebeğimin yokluğunu daha da hissettiriyordu. Boş beşiğe bakarken gözlerim doldu, içimde biriken tüm acı ve özlem bir anda taşarak hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Titreyen ellerimle aniden Baran’a vurduğumda, dünyamın bir an için durduğunu hissettim. Elimden çıkan o tek darbe hem onun yüzündeki şaşkınlığı hem de kendi içimdeki yıkımı büyüttü. Hemen arkasından pişmanlık ve utançla sarıldım; gözyaşlarım daha da şiddetlendi, “Üzgünüm… çok üzgünüm” diye fısıldadım. Baran sessizce beni tuttu; ikimiz de kırılmıştık. “Bebeğim… gitti… Baran… bebeğim gitti…” diye hıçkırarak fısıldadım. Sözlerim odada yankılanıyor, acımın büyüklüğü bütün varlığımı sarıyordu. Gözlerimden yaşlar sel gibi akarken, Baran sessizce yanıma sarıldı; ama içimdeki boşluğu hiçbir şey dolduramıyordu. Baran titreyen sesiyle, gözleri dolu bir halde “Yapma bunu, ne olur Dicle… ben de dayanamıyorum artık, yapma bunu bize…” dedi. Sesindeki kırıklık kalbimi paramparça etti. Ama acım o kadar büyüktü ki, ne onun sözleri ne de kolları içimdeki fırtınayı susturabiliyordu. “Baran…” dedim, sesi titreyen bir nefesle, elimle beşiğe dokunarak. “Bak… bizim Elvamız yok artık… bu yatakta uyuyacaktı… bu elbiseleri giyecekti…” Gözlerimden yaşlar süzülürken, beşiğin yanına çöktüm. “Benle sen çok iyi anne baba olacaktık Baran… ama yapamadım… taşıyamadım onu… ben ne yaptım…” Sesim çatladı, hıçkırıklarım arasında fısıldadım: “Seni dinleyip çıkmayacaktım odadan…” Sonra yere çöktüm, kollarımla kendimi sardım, ağlamaktan nefesim kesiliyordu. Baran yanımda diz çöktü, ellerimden tuttu, gözleri doldu. “Yeter Dicle… ne olur… yapma artık, yeter… dayanamayacağım…” dedi. Baran hemen yanıma çöktü ve beni sımsıkı sardı. Kolları etrafımı sıkıca sararken, titreyen nefesimizi birbirimize karıştırdık. Gözlerimden süzülen yaşlar onun omzuna düşerken, sessizce acımızı paylaşıyorduk; dünya bir anlığına sadece ikimiz ve kırık yüreğimiz olmuştu. Baran başımı göğsünden kaldırdı, gözleri kızarmış, sesi kısılmıştı. “Dicle…” dedi yavaşça, titreyerek, “bebeğimizin… cenazesi var.” Bir an sustu, boğazındaki düğümü yuttu. “Gitmek ister misin?” diye sordu, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Ben donup kaldım, gözlerim bir noktaya dikili, kalbim yerinden kopacak gibiydi. Dudaklarım aralandı ama kelimeler çıkmadı; sadece sessizlik içinde bir damla yaş süzüldü yanaklarımdan. “Gidelim Baran…” dedim titreyen sesimle, gözyaşlarım durmadan akıyordu. “Bebeğimiz yalnız kalmasın… hadi Baran, ne duruyorsun, kalksana…” Sözlerim odada yankılandı, ellerimle yere yaslanarak ayağa kalkmaya çalıştım. Baran bana baktı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sessizce ayağa kalktı, elimi tuttu. İkimiz de konuşamadan, kalbimizin yarısını orada bırakıp çıkmaya hazırlandık.Baran sessizce montunu aldı, bana da yardım etti. İkimiz de konuşmadan, gözyaşlarımızla kapıya yürüdük. Her adımda içimdeki sızı biraz daha büyüyordu. Dışarı çıktığımızda hava soğuktu, gökyüzü griydi — sanki bizim içimiz gibi. Baran arabayı çalıştırdı, ben yan koltukta ellerimi kucağımda kenetledim. Motorun sesi dışında hiçbir şey konuşmuyorduk. Gözlerimi cama çevirdim, yoldaki her görüntü bulanık görünüyordu. Kalbim deli gibi atıyordu, nefesim düzensizdi. “Birazdan yanına gideceğiz…” diye fısıldadım kendi kendime. Baran direksiyona sıkıca tutundu, sesi titreyerek, “Birlikteyiz Dicle… yalnız değiliz,” dedi. Araba, sessizliğin içinde ağır ağır bebeğimizin cenazesine doğru ilerliyordu.Araba yavaşça cenaze alanına yaklaştığında, gözlerim oradaki kalabalığı fark etti. Ailemiz, yakınlarımız ve sevdiğimiz herkes oradaydı; sessizlik ve hüzün her tarafı sarmıştı. Baran elimi sımsıkı tuttu, başımı omzuna yasladım. Herkesin sessizce bizi izlediğini gördüm; gözlerinde paylaştığımız acıyı görebiliyordum. İçimdeki boşluk, etrafımızdaki bu hüzünlü kalabalıkla birleşmişti. İkimiz de sessizce arabadan indik, gözyaşlarımız ve sessiz hıçkırıklarımız arasında bebeğimizin yanına doğru yürümeye başladık. Her adım, içimizdeki kaybın ağırlığını daha da hissettiriyordu.Bebeğimizin yanına yaklaştığımızda, etrafımızdaki herkes sessizliği bozdu; bir anda hıçkırıklar ve gözyaşları her yana yayıldı. Aileler, yakın dostlar, herkes kendi acısıyla ağlıyordu. Baran yanımda ellerimi sıkıca tuttu, ben titreyerek gözyaşlarımla yüzünü ıslatıyordum. Herkesin ağlaması, kaybımızın ağırlığını daha da görünür kılıyor, içimdeki boşluğu bütün dünyaya yansıtıyordu. Sessizlik anları artık yoktu; sadece hüzün ve paylaşılan acının yankısı vardı.Birden içimdeki acı öfkeye dönüştü ve bağırdım: “Ağlamayın! Bebeğim… uyuyor!” Sesi titrek ama kararlıydı, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Etrafımdaki herkes dondu, sessizlik anlık olarak geri geldi. Ama içimdeki fırtına hâlâ dinmemişti; bebeğimin huzurunu bozmak istemiyordum, kendi acımı ise durduramıyordum.Yavaşça yere çöktüm, dizlerimi karnıma çektim ve titreyen ellerimle toprağa dokundum. Gözlerim dolu dolu, sesi kırık ama kararlı fısıldadım: “Bak… nasıl da sessizce uyuyor… lütfen, ses çıkarmayın. Onun huzurunu bozmayın.” Baran yanımda diz çöktü, ellerimden tuttu ve etrafımıza bakarak titrek sesiyle söyledi: “Dicle’nin dediği gibi… lütfen sessiz olun, ses çıkarmayın.” Etrafımızdaki herkes sustu, rüzgarın hafif uğultusu ve içimizden gelen hıçkırıklar mezarlıkta yankılandı. Bebeğimiz orada, sessizce toprağın altında yatıyordu ve biz gözyaşlarımızla acımızı paylaşıyorduk.Bir süre sonra etraftakiler yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Sessizlik mezarlığın üzerine çöktü, sadece rüzgârın sesi ve toprağın kokusu kaldı geriye. Ben hâlâ yere çökmüş, toprağa dokunuyordum. Gözlerim donuktu, içim boştu. Baran sessizce yanıma geldi, elini omzuma koydu. Sesi kısılmış, neredeyse fısıltı gibiydi: “Dicle… gidelim mi? Hadi meleğim…” Başımı kaldırdım, Baran’ın gözlerindeki yaşları gördüm. Bir an toprağa baktım, sonra fısıldadım: “Biraz daha… sadece biraz daha…” Baran başını eğdi, elimi tuttu. Sessizce bekledi. Rüzgâr ikimizin de saçlarını savururken, o mezarlığın ortasında zaman sanki akmayı unutmuştu.Başımı kaldırdım, gözlerim hâlâ dolu dolu. Baran yanımda diz çökmüş, titreyen sesiyle fısıldadı: “Hadi bir tanem… gidiyoruz artık, bak akşam olacak… hadi bir tanem.” Korktum, titredim. “Baran… korkuyorum…” dedim, sesi kırık ve hıçkırıklı. “Onu burada bırakmak… sanki bir daha göremeyecekmişim gibi…” Baran’ın gözlerinden yaşlar süzüldü, sesi kırıldı: “Yapma bunu bize, ne olur Dicle… bak, tükendim… dayanacak gücüm kalmadı.” Ben ellerimi yüzüme kapattım, hıçkırıklarım arasında ağladım: “Gitme olur mu… sen de beni bırakma… ne olur Baran…” O ellerimi tuttu, gözyaşlarını silerken fısıldadı: “Bırakmam, ömrüm… asla bırakmam. Hadi, evimize gidelim…” Başımı göğsüne yasladım, hâlâ titriyordum ama onun kollarında bir nebze olsun güven buldum. Sessizce ayağa kalktık, mezarlığın üzerinde batmakta olan güneş bizi karşılamıştı; geride yalnızca sessiz bir veda kalmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD