Baran’la derede gülmekten yorulmuştuk. Sırılsıklam olmuştum, saçlarım yüzüme yapışmıştı ama içimde tuhaf bir huzur vardı. Uzun zamandır bu kadar özgür hissetmemiştim.
Baran, “Hadi Diclem, eve dönelim, yoksa annem bizi böyle görünce kalp krizi geçirir,” dedi gülerek.
Yolda yürürken ayakkabılarımızdan su damlıyordu. Her adımda “çıp, çıp” diye ses çıkıyor, biz o sese bile gülüyorduk.
Evin bahçesine girdiğimizde kapının önünde Şilan’la Helin oturuyordu. Bizi görünce gözleri büyüdü.
— “Aaa! Siz ne hale gelmişsiniz öyle?” dedi Helin, kahkahasını zor tutarak.
— “Derede mi yüzdünüz yoksa?” diye ekledi Şilan, Baran’a kaşlarını kaldırarak baktı.
Baran umursamaz bir şekilde, “Biraz serinlemek istedik,” dedi.
Ben utancımdan başımı öne eğdim.
— “Su çok güzeldi,” diyebildim sadece.
Baran’ın annesi de içeriden seslendi:
— “Çocuklar, üstünüz başınız ne olmuş öyle! Hemen değiştirin, yoksa hasta olacaksınız!”
Baran bana göz kırptı, “Hadi bakalım Diclem, cezayı birlikte çekeriz,” dedi.
Ben de gülerek, “Senin yüzünden ıslandım zaten,” dedim.
O da bana bakıp hafifçe gülümsedi, sesi alçaldı:
— “Ama güzel olmadı mı? İlk defa seni bu kadar içten gülerken gördüm.”
Bir an sustum, gözlerine baktım. Gerçekten de, uzun zamandır içimden gelen bir kahkaha atmamıştım.
— “Evet,” dedim sessizce, “çok güzel oldu.”
Sonra içeri girdik, ıslak elbiseleri çıkarıp kurulanırken, pencereden dışarı baktım. Güneş batmıştı, köy sessizleşmişti.
Ama ben ilk defa, Baran’la olduğum yeri “evim” gibi hissettim.
Kısa sürede üstümü değiştirdim, saçlarımı kurutup aşağı indim. Sofra çoktan kurulmuştu. Masada sıcak yemek kokuları vardı, herkes yerini almıştı. Baran beni görünce sandalyesini çekti.
— “Gel Diclem, burası senin yerin.”
O an içim ısındı. Oturdum, herkes konuşuyor, gülüyordu. Şilan Baran’a takılıyordu:
— “Derede yüzüp hâlâ iştahın mı var Baran abi ?”
Baran gülerek, “Açım tabii, Dicle yüzmeyi bilmediği için hep ben taşıdım,” dedi.
Herkes güldü, ben utandım.
— “Taşımak mı? O mu seni suya attı yoksa?” dedi Helin.
— “O attı!” dedim hemen, gülerek.
Masada kahkahalar yükseldi. Baran’ın babası “Gençlik işte,” diye başını salladı, annesi de gülümseyip “Aman mutlu olun da, ister derede ıslanın ister gölde,” dedi.
Bir an herkesin yüzüne baktım.
O kadar sıcak, o kadar gerçekti ki...
Yüreğim doldu. Baran elini masanın altında tuttu, sessizce sıktı.
— “İyi ki geldin Diclem,” dedi kısık sesle.
Gözlerim doldu ama gülümsemeye devam ettim.
— “İyi ki çağırdın Baran,” dedim.
O an içimden “Belki gerçekten artık bu ev, bu aile, bu köy... benim yerimdir,” diye geçirdimYemek sonrası herkes kendi işine yönelmişti. Biz Baran’la sessizce evden çıktık. Bahçeye adım attığımızda ay ışığı her yeri gümüş gibi aydınlatıyordu. Rüzgâr hafifçe esiyordu, ağaçlar usulca sallanıyordu.
Baran yanımda yürürken elimi tuttu.
— “Biliyor musun Diclem,” dedi, “bugün seninle geçirdiğim en güzel günlerden biriydi.”
— “Ben de öyle hissediyorum,” dedim, başımı hafifçe eğerek.
Dereyi hatırladık ikimiz de, gülümseyerek birbirimize baktık.
— “Yine girsek mi derelere?” diye şaka yaptı Baran.
— “Sen delisin!” dedim ama kahkaha attım.
Bir süre sessizce yürüdük. Yıldızlar gökyüzünü doldurmuştu. Baran durdu, bana döndü ve gözlerime baktı. O an kalbim hızla çarptı.
— “Dicle… buradayız işte,” dedi, sessiz ama sıcak bir sesle.
Ben de gülümseyerek karşılık verdim.
— “Evet… buradayız,” dedim.
Göz göze geldik ve sanki bütün dünya sadece ikimiz için durmuş gibiydi. Baran elimi sıktı ve birlikte sessizce ay ışığında yürümeye devam ettik.Bahçede yürürken gökyüzüne baktım. Yıldızlar pırıl pırıl parlıyordu. Birden bir yıldız kaydı, uzun bir iz bırakarak gökten süzüldü.
Kalbim bir an durdu gibi oldu. Baran’a baktım, gözlerim parlıyordu.
— “Baran… bir dilek tutalım mı?” dedim fısıldar gibi.
Baran gülümsedi, başını salladı.
— “Tamam Dicle, tutalım,” dedi.
Birlikte ellerimizi göğe açtık, yıldızın kayışını izledik. O an Baran yüzüme eğildi ve dudağımın kenarına hafifçe dokundu.
— “Ben dileğimi tuttum,” dedim, kalbim hızla çarparken.
Baran bana baktı, gözleri gülüyordu.
— “Peki ya senin dileğin ne oldu?” dedi alçak bir sesle.
— “Ya Baran…” dedim, biraz utana sıkıla, ama kalbim yerinden çıkacak gibi hızlı çarparken.
Baran dudağımı tekrar öptü, bu kez daha uzun ve sıcak.
O an anladım ki… dilekler belki de gerçek oluyordu, yeter ki yanında sevdiklerin olsun.
Yıldız dileğimizin ardından bir süre birbirimize bakıp gülümsedik. Sonra Baran elimi tuttu:
— “Gel Dicle, damın üstüne çıkalım, oradan daha iyi görürüz yıldızları,” dedi.
Merdivenleri sessizce tırmandık. Damın üstüne çıktığımızda ay ışığı çatıyı gümüş gibi aydınlatıyordu. Aşağıdaki köy sessiz, sadece uzaktan su sesi ve hafif rüzgâr vardı.
Baran yanımda oturdu, kolunu omzuma doladı. Yüzümü gökyüzüne çevirdim, yıldızlar inanılmaz bir şekilde parlıyordu. Sanki gökyüzü bizim için açılmıştı.
Bir süre sessizce oturduk, sadece yıldızları izledik. İçimde tuhaf bir huzur vardı; sanki bütün dünya durmuştu. Baran hafifçe yanaklarıma dokundu.
— “Bazen buraya gelmek iyi geliyor,” dedi, sesi yumuşaktı.
— “Evet,” dedim, başımı omzuna yaslayarak.
Yıldızlar kayıyor, her kayışında bir dilek tutmak istiyordum. Baran da gözlerini gökyüzünden ayırmadan fısıldadı:
— “İşte o an… sadece biz varız.”
O an orada, sessizliğin ve yıldızların içinde, kalbim onun yanında huzurla doldu.
Birden Baran bana döndü ve gözlerinde o bildiğim sıcak parıltı vardı.
— “Bekle Dicle, sana bir şey göstereceğim,” dedi.
Bir anda kollarını açtı ve beni nazikçe kucağına aldı. Kalbim hızla çarptı, ama gülümsemekten kendimi alamadım.
— “Baran! Ne yapıyorsun?” dedim hafifçe utana utana.
— “Sana yıldızları daha yakın göstermek istedim,” dedi gülümseyerek.
Damadaki taşların üzerinden birkaç adım attı, ben kollarımı onun boynuna doladım. Yıldızlar üzerimizde adeta bir tül gibi parlıyordu.
— “Bak Dicle, şuradaki yıldız kaydı,” dedi, parmağıyla gökyüzünde süzülen bir ışığı işaret ederek.
— “Ne kadar güzel…” dedim, başımı hafifçe yaslayarak.
Baran dudağımı hafifçe öptü.
— “Ben dileğimi tuttum,” dedi.
— “Ben de…” dedim, dudaklarımdan çıkacak bir gülümsemeyle.
O an gökyüzü, sessizlik, köyün ışıkları… her şey bir masal gibi görünüyordu.
— “Ya Baran…” dedim, kalbim hâlâ hızlı hızlı çarparken.
Baran sadece gülümsedi ve beni biraz daha sıkı tuttu, yıldızların altında o anın tadını birlikte çıkardık.
Bir süre daha yıldızları izledik. Rüzgâr hafifçe saçlarımı savuruyordu, Baran elini uzatıp yüzüme düşen bir tutam saçı kulağımın arkasına koydu.
— “Hadi artık inelim, üşüyeceksin,” dedi yumuşak bir sesle.
Evin içine girdiğimizde herkes uyumuştu. Ortalık sessizdi. Baran elimi tuttu, odanın kapısını yavaşça kapattık. Yatağa uzandığımızda, dışarıdan sadece rüzgârın sesi geliyordu.
Baran kolunu uzattı, başımı göğsüne yasladım. Kalp atışını dinlerken içimi tarif edemediğim bir huzur kapladı. O an gözlerim doldu, ama gülümsemeye devam ettim.
Yavaşça başımı kaldırıp ona baktım.
— “Baran…” dedim fısıldayarak.
— “Hm?” dedi gözlerini açmadan.
— “Ben… seni hak edecek ne yaptım acaba?” dedim, sesim titreyerek.
Baran gözlerini açtı, bana baktı. Elini saçlarımda gezdirdi, gülümsedi.
— “Beni sevdin ya Dicle… başka hiçbir şey yapmana gerek yok,” dedi.
O sözlerle içim ısındı. Gözlerimi kapadım, Baran’ın kalbine yaslanarak uykuya daldım. Dışarıda rüzgâr eserken, içimde sadece onun sıcaklığı vardı.