Odaya çıktığımızda yüzümde hafif bir yorgunluk vardı ama içim çok sakindi.
Baran bana baktı ve gülümsedi.
“Duşa girip rahatlayalım, sonra aşağı ineriz,” dedi.
Ben başımı salladım, gülümsedim.
“Tamam.”
Baran duşa girerken ben yatağın kenarına oturdum.
Evimiz sessizdi… ama huzurlu sessizlik.
Hani içini ısıtan sessizlik olur ya, o.
Baran çıktı, saçları ıslaktı, havluyu omzuna atmış.
“Senin sıran,” dedi göz kırparak.
Banyoya girdim.
Sıcak su yüzüme değdiğinde derin bir nefes aldım.
Evimin kokusu, sıcak suyun sesi… insan başka ne ister?
Duştan çıkıp saçımı topladım, rahat bir kıyafet giydim.
Aşağı indiğimizde mutfaktan yemek kokusu geliyordu.
O koku bile mutluluk sebebi.Yemekten sonra herkes yavaş yavaş kalktı.
Masa toplandı, mutfaktan tabak sesleri hafif hafif geliyordu.
Baran bana baktı, gözlerinde o tanıdığım sıcaklık vardı.
“Bir çay yapalım mı?” dedi.
Ben de gülüp, “Yapalım, ama balkonda içelim,” dedim.
Hava mis gibiydi çünkü. Ne soğuk, ne sıcak. Tam huzur havası.
Baran mutfağa geçip çayı hazırlarken ben balkona çıktım.
Şehre bakıyordum… ışıklar, hafif rüzgar, uzaktan gelen çocuk kahkahaları…
İçimden “Şükür” dedim sadece.
Baran iki bardakla geldi.
“Efendim, çayınız,” diye şaka yaptı.
Ben güldüm, “Teşekkür ederim beyefendi.”
Yan yana oturduk. Sessizlik vardı ama o güzel sessizlik.
Konuşmasak da anlaşılan sessizlik.
Bir ara Baran yana dönüp bana baktı.
“Dicle,” dedi hafif bir sesle.
“Hm?” dedim.
“Seninle her gün için teşekkür ederim.”
Gözlerim dolmadı bu sefer.
Çünkü üzgün değildim. Mutluydum.
Sadece içim ısındı.
“Ben de seninle her güne teşekkür ederim,” dedim.
Baran elimi tuttu.
Bu kez sadece huzur vardı.
Ne drama, ne ağırlık, ne acı.
Sadece biz.
Sadece sevgi.
Rüzgar saçlarımı uçurdu, Baran parmaklarıyla kulağımın arkasına koydu.
O kadar doğal, o kadar sevgi dolu…
“Biliyor musun?” dedim.
“Ne?” dedi.
“Bazen düşünüyorum… Bu hayatın en güzel kısmı, seninle sıradan olmak.”
Baran gülümsedi.
“Sıradan değil o,” dedi. “Seninle her şey özel.”
Ben başımı onun omzuna koydum.
Çayımız vardı, balkonumuz vardı, huzurumuz vardı.
Bazen en büyük mutluluklar en sakin olanlardı.
Çaylarımız bitmişti. Balkon sessizdi.
O hafif esinti, uzaktan gelen sokak sesi… her şey çok huzurluydu.
Baran bir süre düşündü.
Sonra çok yumuşak bir sesle konuştu:
“Dicle… bir şey soracağım.”
Başımı kaldırdım, gözlerine baktım.
“Sor.”
Baran biraz duraksadı, nefes aldı.
“Sence… ileride tekrar çocuk ister miyiz?”
İçimde bir yer aniden sıkıştı.
Huzurlu gecenin ortasına küçük, ince bir acı düştü sanki.
Gözlerimi kaçırdım.
“Bilmiyorum,” dedim kısık bir sesle.
Baran hemen telaşlandı, “Zorlamak istemedim—” diyecekti, sözünü kestim.
“Baran… hâlâ kızımın acısı var içimde.”
Sesim titremedi, ama kalbim titredi.
“Çocuk kelimesi bile duymak istemiyorum şimdilik.”
Baran başımı okşamadı, sarılmadı, hiçbir şey yapmadı.
Sadece yanımda sessizce durdu.
Doğru olan da buydu.
“Tamam,” dedi. Sadece o kelime.
“Ne zaman hazırsan… o zaman konuşuruz. Hiç acele yok.”
Ben gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım.
“Hâlâ iyileşiyorum Baran. Bazen düşünüyorum… belki bir gün olur ama bugün değil.”
Baran hafif bir gülümsemeyle başını salladı.
“Ben senin yanındayım. Ne zaman istersen, nasıl istersen.”
Kalbimde çok küçük ama çok değerli bir sıcaklık hissettim.
Bu sefer acı değil, güvendi.
Omzuma yaslandım.
“Teşekkür ederim… anlayışlı olduğun için.”
Baran cevap vermedi.
Elimi tuttu, sessizce.
Ve biz öylece, geceye yaslandık.
İyileşmek böyle bir şeydi belki;
Bazen gülmek, bazen susmak,
Ama her seferinde yine birbirine tutunmak.Balkondan içeri geçtik. Ev sessizdi, loş ışık vardı.
Dicle saçlarını havluyla hafifçe kurulamıştı, teni duşun tazeliğini taşıyordu.
Baran ona baktı, yüzünde hem sevgi hem hayranlık vardı.
Bir adım yaklaştı, gülümseyerek fısıldadı:
“Benim karım ne kadar güzel kokuyor böyle…”
Dicle başını ona doğru çevirip kaşlarını hafif kaldırdı, gözleri parladı.
“Öyle mi?” dedi, şaşkın ama hafif bir gülümsemeyle.
Baran gözlerinden tutup saçına dokundu, sesi samimi ve yumuşaktı:
“Öyle ki… eve huzur sinmiş gibi. Sen kokuyorsun diye.”
Dicle gözlerini kırptı, hafifçe utandı ama kalbi ısındı.
Bir adım ona yaklaştı.
“Güzel kokuyorsam… senin yanında olduğum içindir belki,” dedi sessizce.
Baran gülümsedi, onun yanağına küçük bir öpücük bıraktı.
Ne acele vardı ne telaş.
Sadece sevgi.
Dicle gözlerini kapattı bir an, derin nefes aldı.
“İyi ki varsın Baran,” dedi içtenlikle.
Baran hemen cevap vermedi.
Sadece onun alnına yaslandı ve fısıldadı:
“İyi ki sen.”
O an ikisi de biliyordu:
Bütün yaralar geçmese bile, birbirleri varken hiç yalnız değillerdi.
Baran’ın bakışları gözlerime kilitlendi. O an içimde tarif edemediğim bir sıcaklık yayıldı. Üzülmüştük, kırılmıştık, yanmıştık ama… yine de birbirimize dönmüş gibiydik.
Baran ellerimi tuttu, avuçlarımın arasına kendi sıcaklığını bıraktı.
“Dicle… artık sadece acı konuşmasın aramızda. Biraz da nefes alalım, olur mu?” dedi.
Başımı yavaşça salladım.
“Hazırım…” dedim fısıltıyla.
“Seninle olduğum her an zaten iyileşiyorum.”
Baran beni kendine doğru çekti, alnımı onun göğsüne yasladım. Kalp atışını duydum. Güvendim. Sığındım. Sevildim.
Yavaşça yüzümü kaldırdım. Dudaklarımız birbirine değdi. Önce hafif, tereddütlü bir dokunuş… sonra içimizde sakladığımız bütün özlemle…
Baran beni kucağına aldı, odanın sessizliğinde yalnız biz vardık. Acılar konuşmadı. Dünya uğultusu yok oldu. Sadece ikimiz.
Birbirimize yeniden dokunan iki yaralı ama güçlü ruh.
Gece, bizim iyileşme gecemiz oldu.
Baran bana doğru eğildiğinde dudaklarımız yeniden birleşti. İçimde o tanıdık sıcaklık yükseldi. Parmaklarım omzunda, nefesim boynunda…
Bir an başımı kaldırıp bakışlarını yakaladım ve hafifçe gülümsedim.
“Tamam Baran… dur,” dedim, sesi yumuşacık, şımarık bir tonda.
Baran durdu, ama bakışları hâlâ aynı ateşle üzerimdeydi. Kaşını hafif kaldırdı.
“Gerçekten mi durayım?” dedi alçak bir sesle, gülümseyerek.
Gözlerimi kaçırdım, yanaklarım kızardı.
“Bilmiyorum… belki de durma,” dedim fısıltıyla, gözlerimi yeniden ona kaldırarak.
Baran, dudaklarının kenarıyla belli belirsiz gülümsedi.
“Emrindeyim Dicle hanım. Ne dersen o,” dedi.
Ve o an tüm dünya sustu.
Biz yine birbirimize döküldük, yara izlerimizle, sevdamızla…
Kırık kalplerin birbirini iyileştirme hâliyle.
Gece bitmedi bizim için… yeniden başladık.
Baran kollarını belime dolarken, yüzüme o tanıdık, güven veren bakışıyla baktı.
Sanki bütün acılar, bütün yorgunluklar o bakışta eriyip gidiyordu.
“Hazır mısın?” diye fısıldadı.
Kalbim sakince ama güçlü atıyordu.
O an geçmişin yükünü hissetmedim, sadece şu anı… onu… bizi.
Başımı yavaşça salladım.
“Hazırım,” dedim, sesi titreyen ama kararlı bir tonla.
Baran beni kendine doğru çekti, dudaklarımız tekrar birleşti. Dokunuşunda sabır vardı, sevgi vardı, özlem vardı…
Bedenimiz değil, ruhlarımız buluşuyordu sanki.
Parmaklarım boynuna dolandı, nefesimiz birbirine karıştı.
Aramızda hiçbir mesafe, hiçbir duvar kalmadı.
Ve o gece…
Acı değil, sevgi kazandı.
Biz yeniden olduk.
Birbirimize yaslanan iki kalpten, tek nefes olduk.