Arabaya doğru yürüyorduk. Hava biraz serindi ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Baran yanımda sessizdi, ama sessizliği bile içimi titretiyordu. Elimi uzattığında parmaklarımız birbirine değdi, o an kalbim sanki göğsümden çıkacaktı.
Arabaya binmeden önce durdum. Gözlerim onun gözlerine takıldı. O an dünyada sadece biz vardık. Ne rüzgârın sesi, ne gecenin sessizliği… Sadece o.
Bir adım yaklaştım, kalbim deli gibi atıyordu. Dudaklarım titreyerek fısıldadım:
“Baran…”
Hiç düşünmeden öptüm onu. Kısacık ama her şeyi anlatan bir öpücüktü. Sonra kalbim ağzımda, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle arabaya doğru koştum. Arkama bakmadım ama hissediyordum — Baran hâlâ orada, bana bakıyordu.
Arabaya doğru koşarken kalbim hâlâ yerinde durmuyordu. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Ama arkamdan Baran’ın adımlarını duydum — koşuyordu! Daha ne olduğunu anlamadan belimden yakaladı, beni kendine doğru çekti.
“Söyle bakalım küçük hanım,” dedi gülümseyerek, sesi hem ciddi hem de eğlenceliydi, “kim size beni öpmenizi istedi ha?”
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama nafile. Kalbim yerinde durmuyordu. Dudaklarım kıpırdadı:
“Ben istedim…”
Baran’ın kaşları kalktı, sesi alaycı bir ciddiyetle:
“Ne dedin? Bir daha duyamadım.”
“Ben istedim dedim!” dedim bu sefer gülerek.
O da kahkaha attı. “Demek öyle ha…”
“Tamam tamam!” dedim hızlıca, ellerimi kaldırarak, “Bir daha öpmem!”
Baran gülerek başını iki yana salladı.
“İnanayım mı buna Dicle?”
“İnanmazsan da artık söz ağızdan çıktı,” dedim, gülüşümüz geceye karışırken.
Baran sonunda elini belimden çekti ama hâlâ gülüyordu. Arabaya binene kadar bir kez daha dönüp baktım, gözlerindeki o bakış… sanki “bitmedi bu” diyordu.
Yola çıktık. Arabada sessizlik vardı ama kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Baran direksiyona bakıyordu ama dudaklarının kenarındaki o belli belirsiz gülümseme dikkatimi çekiyordu.
“Bir daha öpmem demiştin ya,” dedi birden, gözlerini yoldan ayırmadan, “emin misin Dicle?”
“Eminim,” dedim ciddi olmaya çalışarak.
“Peki…” dedi, gülümseyip sustu. Ama o sustukça ben daha çok utandım.
Konağın kapısına vardığımızda Baran arabadan önce indi, bana elini uzattı. Elimi tutarken gözlerimin içine baktı:
“Bu elin suçunu da unutmam,” dedi, alaycı bir sesle.
“Baran!” dedim, sinirlenir gibi yaparak, “sen ciddiye alamıyorsun hiçbir şeyi!”
“Alıyorum, çok da ciddiyim,” dedi gülümseyerek.
Tam o sırada kapı açıldı, içeriye girmek üzereydik ki hizmetçi kadın bizi görünce gülümseyip,
“Ne güzel gülüyorsunuz yine,” dedi.
Ben hemen yüzümü çevirdim, yanaklarım yanıyordu. Baran ise alçak sesle, sadece benim duyabileceğim şekilde fısıldadı:
“Sen gülünce ben dayanamıyorum, Dicle.”
Konağa girdiğimizde içerisi sıcaktı, ışıklar yanıyor, Baran’ın ailesi sofrada oturmuş gülüşüyordu. Onları görünce içimde tatlı bir heyecan hissettim. Baran’ın annesi beni görünce hemen ayağa kalktı.
“Dicle kızım, sonunda geldiniz. Hadi oturun, yemek hazır.”
Baran sandalyeyi çekti, ben oturdum. Sofra kalabalık değildi ama samimiydi. Kahkahalar, küçük sohbetler, arada Baran’ın bana attığı o gizli bakışlar… hepsi bir rüya gibiydi.
Baran’ın babası bir şeyler anlatıyor, herkes gülüyordu ama ben yavaş yavaş uykumun geldiğini hissediyordum. Başım ağırlaştı, göz kapaklarım kapanıp açılıyordu.
Baran fark etti. Gözlerimi zar zor açık tutarken onun bana gülümseyen yüzünü gördüm.
“Biz odaya geçelim anne,” dedi sakin ama koruyucu bir sesle. “Dicle çok yorulmuş bugün.”
Baran’ın annesi gülümseyerek başını salladı.
“Tabii oğlum, bırak dinlensin kızcağız.”
Baran ayağa kalktı, elini uzattı. “Hadi küçük hanım,” dedi kısık bir sesle, “yoksa burada uyuyacaksın.”
Gülümseyerek elini tuttum. Ailenin yanından geçerken içimde bir huzur vardı.
Konağın koridorundan yürürken Baran hâlâ elimi bırakmamıştı. Sanki o sessiz yürüyüşte bile kalbim onun sesini duyuyordu.
Odaya girdik. Baran kapıyı sessizce kapattı. Odanın içi sıcaktı ama ben hâlâ dışarının serinliğini hissediyordum. Gün uzun geçmişti, hem kalbim hem bedenim yorgundu.
Baran paltosunu çıkarıp askıya astı.
“Biraz dinlen,” dedi, “bugün seni çok yordum galiba.”
Ben başımı iki yana salladım, gülümsemeye çalıştım.
“Yok, şey… duş almam lazım,” dedim kısık bir sesle.
Ama ayağa kalkmadım. Sanki birden içimdeki tüm güç çekilmişti. Oturduğum yerde kaldım, başımı ellerimin arasına aldım.
Gözlerimden sessizce yaşlar süzüldü. Neden ağladığımı bile bilmiyordum. Belki yorgunluktandı, belki de o kadar çok şey yaşamıştım ki duygularım karışmıştı.
Baran hiçbir şey demedi. Sadece yaklaştı, önümde diz çöktü.
“Dicle…” dedi yumuşak bir sesle, “ne oldu?”
Cevap veremedim. Sadece başımı salladım. Gözyaşlarım durmuyordu.
Baran elimi tuttu.
“Tamam,” dedi sakin bir tonda, “hiçbir şey söyleme. Sadece nefes al, ben buradayım.”
O an içimde bir huzur yayıldı. Yavaşça başımı kaldırdım, gözyaşlarımın arasından Baran’a baktım. O da bana.
İkimiz de sustuk ama o sessizlik… kelimelerden daha çok şey anlatıyordu.
Baran hâlâ önümdeydi. Gözlerimden akan yaşlar azalmıştı ama yorgunluk, içime işlemişti.
“Dicle, hadi,” dedi yumuşak bir sesle, “duş al, rahatla biraz.”
Başımı iki yana salladım.
“İstemiyorum.”
Baran’ın kaşları hafifçe çatıldı. “Niye?”
“Üşeniyorum,” dedim dudaklarımı bükerek. “Zaten birazdan uyurum…”
O gülümseyerek başını eğdi, sonra birden ciddi bir ses tonuyla,
“Tamam o zaman kalk,” dedi, “birlikte alalım.”
Bir an şaşırdım, yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Sen… ciddi misin?” dedim, hem utanmış hem de ne diyeceğimi bilemez bir hâlde.
Baran sessizce bana baktı, sonra kısık bir sesle,
“Senin üşenmen bile bana bahane olamaz. Yorgunsun biliyorum, ama yalnız hissetmeni istemem,” dedi.
O sözler içime dokundu. Gözlerimi kaçırdım, ellerime baktım.
“Baran…” dedim fısıltıyla, “ben seni hak edecek ne yaptım ki?”
Baran bir adım yaklaştı.
“Hiçbir şey yapmana gerek yoktu,” dedi sakin, güven dolu bir sesle. “Sadece sen olman yetti.”
Gözlerim doldu yine ama bu kez gülümseyerek ağlıyordum. İçimde tarif edemediğim bir sıcaklık vardı.
O an anladım… bazen bir insanın sevgisi, kelimelerden çok sessizlikte hissediliyordu.
Duş sonrası pijamalarımı giydim, hâlâ kalbim hızlı hızlı atıyordu. Baran da odada sessizce hazırlanmıştı, gözlerimiz sık sık birbirine değiyordu ama ikimiz de konuşmuyorduk.
Yavaşça yatağa yöneldik. Baran yanımdaki yeri açtı ve gülümseyerek, “Gel, dinlenelim,” dedi. Başımı hafifçe salladım, utana sıkıla yanına yaslandım.
O da bana yaklaştı, kolunu nazikçe belime doladı. Sıcaklığı ve varlığı o kadar güven vericiydi ki, tüm yorgunluğum bir anda kayboldu. Gözlerimi kapattım ve Baran’ın nefesini hissettim, kalbim onun kalbiyle aynı ritimde atıyordu.
Kısa süre sonra, gözlerim tamamen kapandı. O sessizlik, o sıcaklık… İçimde tarifsiz bir huzur vardı. Baran’ın hafif nefes alıp verişini duyarken, düşüncelerim yavaşça dağıldı.
O gece, yan yana, hiç konuşmadan ama birbirimizi hissederek uyuduk. Dünyadaki tüm karmaşa uzaklarda kalmıştı. Sadece biz ve bu sakin, güven dolu an vardı.