Gözlerimi yavaşça açtım. Loş odadan süzülen güneş ışıklarıyla fark ettim ki, Baran hâlâ yanımda… ve hafif gülümseyerek bana eğildi.
“Günaydın… kıskanç karım,” dedi, dudağımı nazikçe öperken.
Ben anında irkildim ve suratımı buruşturup kaşlarımı çattım.
“Bak Baran, kızdırma beni!” dedim nazlı bir sesle.
Baran başını eğdi, ellerini havaya kaldırdı ve gülümseyerek fısıldadı:
“Tamam karıcığım, susuyorum… ama itiraf et, sen de bunu seviyorsun.”
Ben gözlerimi devirdim, dudaklarımı ısırdım ama içten içe kalbim hızla çarpıyordu.
“Sen de… bitmiyorsun işte,” dedim hafif gülümseyerek, hâlâ nazlı bir tavırla.
Baran dudağımdan tekrar öptü, belimden tuttu ve hafifçe mırıldandı:
“Sen sinirlenince bir insan bu kadar güzel olabilir mi, Dicle? Sus, meleğim…”
Ben yine “Baran! Kızdırma beni!” dedim ama bu kez bir tebessüm de eşlik ediyordu.
Ben yataktan kalktım, suratımı buruşturmuş, kaşlarımı çatarak:
“Baran, bırak şimdi… biraz uzak dur!” dedim, adeta sinirli bir edayla.
Ama Baran bir adım atıp belimden tuttu. Hafifçe sıktı ve gülümseyerek fısıldadı:
“Benden kaçmak öyle kolay değil, Dicle…”
O anda kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Dudaklarımı ısırdım ama Baran yüzümü nazikçe kendine çevirdi ve dudağımdan hafifçe öptü.
“Baran! Kızdırma beni!” dedim, hem sinirli hem de içten gülümseyen bir sesle.
Baran başını yana eğip gözlerimin içine baktı.
“Sen sinirlenince bir insan bu kadar güzel olur mu, Dicle? Sus, meleğim…”
Ben bir an için durakladım. Gözlerimi kısarak dudaklarımdaki tebessümü saklamaya çalıştım ama kalbim eriyordu.
Baran tekrar dudağımdan öptü, belimden hafifçe sıktı ve mırıldandı:
“Ne yaparsan yap, yanımdan gitmeyeceksin… bunu unutma.”
Ben pijamalarımı değiştirmek için dolaba yöneldim, kaşlarımı çatarak:
“Girmiyorum! Üstümü değiştiriyorum!”
Baran hafifçe gülerek belimden tuttu ve bana bakarak fısıldadı:
“Senle duş almak istiyorum karıcığım .”
Ben dudağımı büzdüm, nazlı bir sesle karşılık verdim:
“Çok beklersin, Baran!”
Baran bir adım daha yaklaşıp hafifçe dudağımdan öptü, gülümseyerek fısıldadı:
“Bak Dicle… sen sinirlenince bir insan bu kadar güzel olabilir mi?”
Ben kaşlarımı çattım, ama dudaklarımın kenarında istemsiz bir tebessüm belirdi:
“Baran! Kızdırma beni!”
O da başını eğip mırıldandı:
“Tamam, tamam… ama bil ki senin nazın bile bana yetiyor, meleğim.”
Baran birden bana doğru eğildi, gözlerinde o bildiğim uslu bakış vardı. “Hadi, duş zamanı — seni kucağıma alayım mı?” dedi, alaylı bir tebessümle.
Ben hemen gerildim, kaşlarımı çatarak: “Ne yapıyorsun, Baran! İndir beni!” diye çıktım. Ama o hiç beklemediğim kadar çabuk hareket etti; nazikçe belimden kavrayıp kucağına aldı. İçimde hem sinir hem de sıcak bir şey kabardı.
Refleksle avcumla hafifçe sıktım, sonra sinirli ama gülümseyerek elimi kaldırıp ona bir tokat vurdum — oyunu bozmaz gibi, sevgiyle. “Bırak beni!” dedim ama dudaklarımın kenarı gülüyordu.
Baran kahkahayla irkildi, gözlerime bakıp mırıldandı: “Kızma, benim nazlı karım… böyle de güzel oluyorsun.” Sonra beni daha sıkı tuttu, yüzüme bir öpücük kondurdu ve “Tamam, tamam — seni rahatsız etmeyeyim, ama duşu paylaşacağız, unuttun mu?” dedi.
Ben hâlâ hafifçe itekledim, “Seni az daha döverdim haberin olsun,” diye mırıldandım. O da gülerek, “Gel bakalım, cesur kadın,” dedi ve beni banyoya doğru taşıdı.
Kapı aralandı, su sesi uzaktan geliyordu. Karnıma bir el koydu, fısıldadı: “Hadi meleğim, birlikte temizlenelim.” Ben sinirli bir tavırla ama içten gülerek başımı salladımBen birden sertçe kaşlarımı çattım ve avuçlarımla hafifçe vurdum:
“Baran! Ay midem…” dedim, sinirli ama hafif panikleyerek.
Baran kahkaha attı, gözlerindeki alaycı parıltıyla bana baktı:
“Ne oldu? Banyo oyunu da mı seni korkuttu?”
Ben ellerimi göbeğime bastım, suratımı buruşturup:
“Bunu kabul etmiyorum, benden uzak dur!” dedim ve hızlıca banyodan çıktım.
Baran arkamdan gülerek:
“Bak, nazlı karım… kaçmak öyle kolay değil!” dedi ama bir yandan kahkahasını tutamıyordu.
Ben kapıyı kapatıp kendimi yatak odasına attım, pantolonumu düzeltirken:
“Sen biraz bekle, Baran! Ay midem…” dedim, hem kızgın hem de gülmekten kendini alıkoyamayan bir sesle.
Baran kapının arkasında durup başını salladı ve fısıldadı:
“Tamam tamam, ama duşu erteleyemezsin… eninde sonunda paylaşacağız, meleğim.”Baran duştan çıktı, bana bakmadı, sessiz sessiz odaya geçti.
“Baran… küstün mü bana?” dedim, sesi titrek çıktığını fark ettim. Ama o hâlâ sessiz… Hiç tepki vermiyor.
Ben de gözlerimi biraz doldurdum, yalandan ağlamak gibi yaptım.
O an Baran durdu, sonra hafifçe gülümsedi:
“Tamam, tamam, şaka yaptım.” dedi.
Bense dayanamadım, kahkahayla patladım:
“Hahaha! Ayyy Baran, sen nasıl da çabuk kanıyorsun!”
Baran kahkahama dayanamayıp beni gıdıklamaya başladı
“Yeter artık, Baran!” diye bağırdı ama gülmekten kendini alamadı.
“Hadi kahvaltıya!” dedim, hemen üstüne bir öpücüğü dudağına kondurdum.
Baran hafifçe gerildi, “Bana o kadar yetmez…” dedi ama sonra gözlerime baktı ve doyasıya öptü beni.
“Tamam, kahvaltıya!” dedim kahkahayla, ama içim hâlâ gülüyordu.
Kahvaltıya indik, mutfakta ailecek yerimizi aldık. Baran hemen Şilan’a dönüp:
“Dicle dün seni kıskanmış,” dedi gülerek.
Ben de hafifçe Baran’a vurarak:
“Yok öyle bir şey, Şilancım, Baran kendi kendine uyduruyor,” dedim.
Şilan kahkahayla:
“Ne alemsizsiniz ya!” dedi.
Ben de Baran’a bakıp şakayla karışık:
“Ne kötüsün ya!” dedim.
Baran yanağımdan hafifçe öptü, ben de:
“Öpme beni!” dedim.
O ise gülerek:
“Karımsın, öperim,” dedi.
Sonra hep birlikte kahvaltımızı yaptık, ailecek sohbet ederek, gülüşler ve şakalaşmalar arasında sabahı keyifle geçirdik.
---