Gözlerimi açtığımda hava hâlâ yarı karanlıktı. Başım ağrıyordu, sobadaki közler sönmek üzereydi. Sessizce doğruldum, tam su içecektim ki telefon çaldı.
Ekranda “Hastane” yazıyordu. O an kalbim hızla atmaya başladı.
Titreyen ellerimle açtım.
“Dicle Hanım?” dedi tanıdık bir ses — doktordu.
“Evet, buyurun…” dedim.
Ses bir an durdu, sonra ciddileşti:
“Lütfen hemen hastaneye gelin. Konuyu burada konuşmamız gerekiyor.”
O anda içime bir şey çöktü.
“Bir sorun mu var?” diyebildim sadece.
Doktorun sesi yumuşadı ama endişeliydi.
“Evet Dicle Hanım… ama telefonda anlatmam doğru olmaz.”
Sustum. Boğazım düğümlendi, ellerim buz gibi oldu. Telefon elimden düşecekti neredeyse.
Baran uykulu bir sesle, “Dicle… ne oldu?” dedi.
Ona döndüm, sadece şu iki kelimeyi söyleyebildim:
“Baran… hastaneye gitmem gerek.”
Baran hemen yatağından kalktı. Yüzündeki uykulu ifade bir anda kayboldu, yerini endişe aldı.
“Tamam,” dedi hızlıca. “Hemen çıkıyoruz.”
Baran hemen montunu giydi, anahtarları aldı. Ben hâlâ ne yapacağımı bilemeden kapının önünde duruyordum.
O, gözlerimin içine baktı:
“Hazır mısın?”
Sadece başımı sallayabildim.
Soğuk hava yüzüme vurdu, nefesim buharla karıştı. Arabaya bindik. Motorun sesi sessizliği böldü. Baran farları açtı, köy yoluna girdi.
Ben camdan dışarı bakıyordum. Gözüm hiçbir şeyi seçmiyordu. Yalnızca, “Ne oldu acaba?” sorusu beynimde dönüp duruyordu.
Baran bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eliyle telefonunu aldı.
“Annem merak eder,” dedi kısık sesle.
Hızlıca bir mesaj yazdı:
> “Anne, biz Dicle’yle hastaneye gidiyoruz. Merak etme, dönüşte ararım.”
Telefonu kenara koydu, sonra sessizce iç çekti.
Ben hâlâ konuşamıyordum. Ellerimi kucağımda sıkmış, sadece yolun karanlığına bakıyordum.
Baran bir an bana döndü:
“Ne olursa olsun, ben buradayım, tamam mı?” dedi.
O cümleyle birlikte kalbim biraz olsun sakinleşti.
Ama o gecenin sessizliği…
Bir fırtınadan önceki sessizlik gibiydi.
Yol uzadıkça içimdeki sessizlik büyüyordu. Farların ışığı ıslak yola vuruyor, arabanın içinde sadece motor sesi duyuluyordu.
Camdan dışarı baktım, “Hastane 3 km” yazısı göründü.
O an kalbim sanki bir şeyin habercisiymiş gibi hızla atmaya başladı.
Gözlerim doldu, dayanamadım. Sessizce ağlamaya başladım.
Yanaklarımdan süzülen yaşlar dizlerime düşüyordu.
Baran direksiyonu bırakmadan başını hafifçe bana çevirdi.
“Dicle…” dedi yumuşak bir sesle.
Sonra o tanıdık cümleyi kurdu, kalbime işledi:
“Ağlama güzel gözlüm, bir şey yoktur. Her şey iyi olacak.”
O an gözyaşlarım daha da çoğaldı ama bu kez korkudan değil, onun o sakin sesinden.
İçimdeki fırtına biraz olsun dindi.
Sanki o sözüyle kalbimin kenarına bir umut iliştirdi.
Hastane binasının ışıkları görünmeye başladı.
Ben hâlâ sessizdim, ama elimi tutan o sıcaklık…
beni ayakta tutan tek şeydi.
Baran ve ben hastaneye girdik. Görevliler bizi yönlendirdi ve kısa bir süre sonra doktorun odasının kapısını açtık.
Doktor gülümseyerek karşıladı:
“Hoş geldiniz, Dicle Hanım, Baran Bey.”
Kalbim hâlâ hızlı atıyordu, gözlerim dolmuştu. Titreyen sesimle söyledim:
“Ne olur… bir şey yoktur, değil mi?”
Baran hemen bana döndü, gözlerindeki endişe hâlâ kaybolmamıştı.
“Sakın Dicle, panik yapma,” dedi alçak bir sesle. “Ama… biz bir tuvalete gidip gelebilir miyiz?”
Doktor hafifçe gülümsedi ve başını salladı.
“Tabii, sorun yok.”
Kızlar tuvaletine girdik. İçerisi sessizdi, ben hâlâ biraz titriyordum. Baran peşimden gelmişti, ama gözleri endişeyle doluydu.
Bir an Baran bana baktı ve hafifçe gülümsedi:
“Dicle, iyi misin ?”
Ben şaşkınlıkla gözlerini süzdüm. Tam o sırada, utangaç ama endişeli bir ses geldi:
“Baran… kızlar tuvaletindesin… çıksan?”
Baran omuz silkti, gözlerime bakarak sakin bir şekilde söyledi:
“Boşver, sen ağlama. Her şey yolunda olacak.”
O an içimde bir sıcaklık hissettim. Gözyaşlarım hâlâ yanaklarımdan süzülüyordu, ama Baran’ın o sözleri, onun varlığı… bana güç veriyordu.
Bir an sessizlik oldu, sadece ikimizin nefesi ve kalbimizin ritmi vardı.Tuvaletten çıktıktan sonra Baran ile birlikte doktorun odasına geri döndük. Odadaki sıcak ışık gözlerime vurdu, kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
Doktor nazikçe bize baktı:
“Dicle Hanım, iyi misiniz?”
Derin bir nefes aldım, sesimi toplamaya çalışarak:
“İyiyim, teşekkür ederim,” dedim.
Doktor ciddi bir ifadeyle önümde durdu, gözlerimdeki endişeyi fark etmişti.
“Sizi bilgilendirmem gerekiyor,” dedi yavaşça.
“Yapılan tetkiklere göre… hamile kalmanız artık çok az bir ihtimalle mümkün.”
O an içimde karışık duygular belirdi. Kelimeler boğazımda düğümlendi, gözlerim doldu.
Baran hemen elimi tuttu, gözlerime bakarak fısıldadı:
“Dicle… üzülme. Ne olursa olsun, buradayım.”
Gözyaşlarım süzüldü, ama bu kez hem korku hem de hafif bir teselli karışımıydı.
O an anladım ki, hayat istediğimiz gibi gitmese de yanında güvendiğin biri varsa, dayanmak daha kolay olur.
Baran gözlerini doktorun üzerinde gezdirip, sesi titreyerek sordu:
“Doktor… nasıl oluyor? Dicle’nin hamile kalması artık mümkün değil mi?”
Doktor ciddi ama sakin bir sesle yanıtladı:
“Çok düşük bir ihtimal var. İmkânsız değil, ama artık çok zor.”
Kapıdan dışarı adım attık. Hava soğuktu, rüzgâr yüzüme çarptı.
Bir an durdum, başımı hafifçe geriye çevirdim ve doktorun odasına baktım.
O anda içimde bir boşluk hissettim; gözlerim doldu.
Tam geri düşecekken, Baran hemen yanımdaydı. Hızla elimi tuttu, parmaklarını sıkıca sardı ve bana güven verdi.
“Dicle… tamam, ben buradayım,” dedi alçak bir sesle.
Başımı tekrar ileri çevirdim, gözyaşlarımı gizlemeye çalışarak Baran’a yaslandım.
Onun sıcak eli ve güven veren bakışı sayesinde, korku ve belirsizlik biraz olsun hafifledi.
Birlikte arabaya doğru yürüdük. O an anladım ki, ne olursa olsun yanında biri varsa, en karanlık anlar bile daha dayanılır hale geliyor.
Baran ile birlikte konağa vardık. Kapıyı açar açmaz sessizliği hissettim; her şey sanki bizden saklanıyor gibiydi.
Baran sessizce beni odama götürdü. Kapıyı kapattığımızda ikimiz de sessizdik.
Ben yere oturdum, dizlerimi karnıma çekerek başımı ellerimin arasına aldım.
Kalbim hâlâ hızlı atıyordu, gözlerim doluydu.
Baran yanımda diz çöktü, elimi tuttu ama ben bakamadım.
“Baran…” dedim, sesi boğuk ve kırılgandı.
“Benim… bir çocuğum olmayacak.”
O an gözlerime baktı, sessiz kaldı ama elimi sıkıca tuttu.
“Dicle… seni anlıyorum,” dedi alçak bir sesle. “Ama bu, seni değerli yapmıyor. Seni, ben olduğun için seviyorum. Hiçbir şey değişmeyecek.”
Gözyaşlarım tekrar süzüldü. Ama bu kez acının yanında biraz da rahatlama vardı.
Baran yanımda oturuyordu, sessizliğiyle bana güç veriyordu.
O an anladım ki, belki hayat istediğimiz gibi gitmiyordu ama yanında birini hissetmek, en karanlık anlarda bile dayanmayı mümkün kılıyordu.Titreyen bir nefes verdim, kelimeler boğazıma düğümlendi.
“Baran…” dedim, gözyaşlarım yanaklarıma süzülürken,
“Ben… seni baba yapamayacağım.”
Baran dondu kaldı, ne diyeceğini bilemedi.
“Senin hayalin baba olmaktı, değil mi Baran?” dedim kısık bir sesle,
“Artık o hayali ben elinden aldım.”
Baran hemen diz çöktü, ellerimi tuttu, başını eğdi.
“Dicle…” dedi, sesi çatlamıştı. “Benim hayalim sensin. Sen yanımdayken hiçbir şey eksik değil. Baba olamasam da, seninle olmak yeter bana.”
O an ağlamamak için direndim ama gözyaşlarımı tutamadım.
Baran başımı göğsüne yasladı, elini saçlarımda gezdirdi.
“Ben seni çocuk için değil, yüreğin için sevdim,” diye fısıldadı.Başımı göğsüne gömerek titriyordum.
“Baran… ben seni buna tutsak edemem,” dedim, sesi boğuk, gözlerim yaşlarla dolu. İçimde bir acı, bir suçluluk vardı; sanki onun mutluluğunu elimden alıyordum.
Ama Baran elleriyle omuzlarımı tuttu, gözlerindeki endişeyi ve sevgiyi görebiliyordum.
“Dicle… saçmalama. Kendine gel,” dedi, sesi titriyordu ama kararlıydı.
O anda dayanamadım, kendimi tamamen ona bıraktım.
Baran’a sarıldım, o da gözyaşlarını tutamayarak beni kucakladı.
Ağlıyorduk… ama sadece acıdan değil, birbirimize duyduğumuz güven ve sevgi de vardı.
Kalbimde bir huzur belirdi; anladım ki, ne olursa olsun, birbirimizden kopmamız mümkün değildi.
Onun kollarında, nefes alış verişinde, sıkıca sarılmış ellerinde kendimi biraz olsun rahatlamış hissettim.
O an fark ettim ki, acı ve korku varsa da, birlikte olduğumuz sürece her şeyin üstesinden gelebiliriz.