46.Kaybedilenin Ardından Gelen Mucize

1324 Words
Hastaneden çıktığımızda ben hâlâ şaşkınlık ve heyecan içinde titriyordum. Baran ise sessiz kalacak biri değildi; gözleri parlıyor, kalbi tüm coşkusuyla atıyordu. Bir anda beni nazikçe kaldırdı, elimden tuttu ve hafifçe döndürerek yüzüme baktı. Gözleri ışıl ışıldı, sesi koca bir heyecanla doluydu: “Dicle… baba oluyorum! Biz bir çocuğa sahip olacağız!” O an hastanenin bahçesindeki insanlar da bizim sevincimizi hissetti. Bazıları yanımıza gelmiş, bazıları uzaklardan izliyordu ama herkesin yüzünde bir gülümseme belirdi. Bir alkış koptu; bazıları coşkuyla bize eşlik etti, kutlamaya başladılar. Ben hâlâ ellerinde, kalbim hem korku hem de tarifsiz bir mutlulukla çarpıyordu. Baran gözlerime bakıp gülümsedi: “Dicle… bizim mucizemiz başlıyor!” O an içimden bir ses yükseldi: “Evet… bu bizim anımız… ve hayat şimdi bambaşka bir yolculuğa başlıyor.” Ben de gülümseyerek başımı salladım. Bahçede herkes bizim sevincimizi paylaşıyordu, ve o an, içimde hem gurur hem de tarifsiz bir mutluluk vardı. Bahçedeki alkışlar artarken, hastane görevlileri de yanımıza geldiler. Herkes gülümsüyor, bize mutlulukla bakıyordu. Baran hâlâ beni kollarında tutuyor, gözleri parlıyordu: “Dicle… hissedebiliyor musun? Biz artık baba ve anne olacağız!” Ben de titreyen bir sesle cevap verdim: “Evet… hissediyorum… inanabiliyor musun? Biz… bir mucizeye sahip olduk!” Baran beni hafifçe döndürdü, ellerim ellerinde, gözlerimiz birbirine kenetlendi. Bahçedeki kalabalık bizi alkışlamaya devam ediyor, bazıları “Bravo!” diye bağırıyordu. O an bir yandan heyecan, bir yandan gurur ve tarifsiz bir mutluluk içimi kapladı. “Dicle… bu çocukla birlikte hayatımız bambaşka olacak. Biz bunu başaracağız… birlikte!” dedi Baran. Ben de gözlerim dolmuş bir şekilde başımı salladım: “Evet… birlikte… ve her şey yolunda…” O an bahçedeki gülüşler, alkışlar ve Baran’ın kollarındaki sıcaklık, yaşadığım tüm korkuları ve acıları silip götürdü. İçimde sadece bir şey vardı: sevgi, mutluluk ve umut. Hastane bahçesindeki coşku bir süre devam ettikten sonra, Baran ve ben konağa dönmeye karar verdik. Arabaya bindiğimizde hâlâ kalbimiz hızlı hızlı atıyordu; gözlerimiz birbirine kenetlenmiş, yüzlerimizde heyecan ve mutluluk vardı. Konağa vardığımızda, sessizce içeri girdik. Kimseyi rahatsız etmek istemedik; bahçedeki alkış ve sevinç, içimizde hâlâ yankılanıyordu. “Hadi odalarımıza çekilelim…” dedi Baran, sesi hem yumuşak hem de neşeyle doluydu. Odalarımıza çekildiğimizde, kapıları kapattık ve bir an için tüm dünyanın gürültüsü sustu. Hâlâ birbirimizin gözlerine bakıyor, yaşadığımız mucizenin ağırlığını ve heyecanını sindirmeye çalışıyorduk. Ben hâlâ titriyordum, ama Baran’ın yanında olmanın verdiği güven, her şeyi daha da özel kılıyordu. Sessizlik içinde, sadece kalbimizin sesini duyabiliyorduk; o ses, artık geleceğe dair umut dolu bir ritim gibiydi. Baran sessizce bana yaklaştı, elleri ellerimdeydi. Gözlerindeki heyecan ve sıcaklık, tüm şaşkınlığımı ve korkularımı bir anda silip götürdü. “Dicle… inanabiliyor musun? Biz artık bir aileyiz… bir çocukla…” dedi, sesi hem titrek hem de dolu doluydu. Ben de titreyen ellerimi onun ellerine kenetledim, gözlerim doldu: “Evet… inanabiliyorum… ama hâlâ şaşkınım…” Baran hafifçe öne eğildi ve yüzünü bana yaklaştırdı. Bizim bakışlarımız birleşti; bir anda tüm dünyanın sessizleştiğini hissettim. İçimde hem heyecan hem güven hem de tarifsiz bir mutluluk vardı. “Dicle… ben hep yanında olacağım… ne olursa olsun. Bu mucizeyi birlikte yaşayacağız.” Ben de başımı yavaşça onun omzuna yasladım ve fısıldadım: “Evet… birlikte… her şeyle…” O an, odadaki sessizlik ve birbirimize yakınlığımız, dünyadaki tüm karmaşayı unutturuyordu. Sadece biz vardık; birbirimize sarılmış, geleceğe dair umutla doluyduk. Ve sonra, o anı beklemiş gibi, dudakları dudaklarıma değdi. Hafif, sıcak ve güven dolu bir öpücük… İçimde hem mutluluk hem rahatlama hem de tarifsiz bir huzur hissettim. Gözlerimi kapattım, başımı hafifçe onun omzuna yasladım. O an, odadaki sessizlik, bakışlarımız ve dudağımızın teması, dünyadaki tüm karmaşayı silip götürüyordu. Sadece biz vardık; birbirimize yakın, birbirimizi tamamen hissetmiş bir şekilde… Odalarımıza çekildikten sonra, uzun bir nefes aldık. Hâlâ yaşadığımız şaşkınlık ve heyecan içimizdeydi. “Hadi, duş alıp kıyafetlerimizi giyelim… akşam yemeğine geçeriz.” dedi Baran, sesi hem neşeli hem de heyecanlıydı. Bir süre sonra temizlenmiş, güzelce giyinmiş olarak akşam yemeği salonuna geçtik. Salonun havası farklıydı; herkesin yüzü asıktı, sessizlik hâkimdi. Baran derin bir nefes aldı, gözlerini salonun ortasına dikti ve dedi ki: “Size bir şey söylememiz lazım…” Herkes merakla başını çevirdi. Ben de sessizce Baran’ın yanında durdum. Baran tebessüm ederek bana baktı: “Dicle hamile!” O anda salon bir anda canlandı. Herkes sevinçle tepki verdi, alkışlar ve mutluluk dolu bakışlar arasında ben hâlâ şaşkın ama mutlu bir şekilde duruyordum. Baran’ın babası ise gözlerini yere indirdi, utanmış bir ifadeyle başını salladı: “Tebrikler…” dedi, sonra yüzüme dönerek hafifçe fısıldadı: “Kusura bakma kızım… kendimde değildim…” Ben sadece sessizce başımı salladım, ses etmedim. İçimden her şeyin artık yolunda olduğunu hissediyordum; utanç ve kabullenme arasında bir sessizlik vardı, ama kalbim hâlâ mutluluk ve umutla doluydu. Herkes akşam yemeğinde sevincini gösterirken, ben sessizce oturuyordum. İçimde bir yandan mutluluk, bir yandan da geçmişte yaşanan kırgınlıklar vardı. Baran’ın babası bana dönüp, utançla: “Kusura bakma kızım… kendimde değildim…” dedi. Gözleri samimi görünüyordu, sesi pişmanlık doluydu ama içimden sessizce düşündüm: “Affetmeyeceğim… hiçbir zaman…” Baran bana hafifçe dokundu, ama ben sadece sessizce başımı salladım. İçimde, mutluluk ve minnetle karışık bir öfke vardı; baba olan o kişi, geçmişteki sözleriyle hâlâ kalbimde bir iz bırakmıştı. Baran yanımda duruyor, gözleri bana güven veriyordu. İçimden bir kez daha geçirdim: “Baran varsa, gerisi artık önemsiz… ama o sözler… asla unutulmayacak.” Yemek boyunca herkes konuşuyor, kendi heyecanlarını paylaşıyordu ama ben çoğu kez sessizdim. Baran ise yanımda oturuyor, elimi ara ara tutuyor ve gözleriyle bana her şeyi anlatıyordu. Aramızda sessiz ama derin bir bağ oluşmuştu. Bir ara Baran eğildi, kulağıma hafifçe fısıldadı: “Dicle… artık her şey değişti. Bu çocukla birlikte hayatımız bambaşka olacak. Biz birlikteyiz, her şey yolunda.” Gözlerim doldu, başımı hafifçe salladım: “Evet… birlikteyiz… ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Baran hafifçe gülümsedi, elleri hâlâ ellerimdeydi: “Biliyorum, geçmişin acıları hâlâ var… ama artık sadece bizim ve çocuğumuzun mutluluğu önemli.” İçimden bir nefes yükseldi, kalbim hem heyecan hem de huzurla doldu. Bahçede, odalarda, hastanede yaşadığımız tüm heyecan, artık bu masada birleşmişti; gözlerimiz birbirine kenetlenmiş, sessizlik bile mutlulukla doluydu. Baran bir süre sessiz kaldı, sonra dudaklarıma hafifçe dokundu. İçimde bir sıcaklık yayıldı, ve düşündüm: “Evet, Baran varsa… artık her şey yolunda…” O akşam yemeği, sadece bir kutlama değil; bizim için yeni bir başlangıcın simgesiydi. Sessizlik, bakışlar ve dokunuşlarla birbirimize verdiğimiz söz, gelecekteki her anın temelini atıyordu.Yemekten sonra, sessizce konaktan çıktık. Hava serin, gökyüzü kararmaya başlamıştı. Baran elimi tuttu, gözleri her zamanki gibi şefkat dolu ve koruyucuydu. Küçük adımlarla kızımızın mezarına vardık. Tek başına yatan mezarı görünce kalbim sıkıştı, gözlerim doldu. Dizlerimin üstüne çöktüm, ellerimi mezara koydum ve titrek bir sesle fısıldadım: “Biz geldik, miniğim…” Baran sessizce yanımda durdu, omzuma hafifçe dokundu. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken devam ettim: “Bizi affet… Seni hep seveceğiz… Ama artık bir mucizemiz var… senin hatıran hep bizimle olacak.” Baran başını eğdi, sessizce gözlerime baktı. İçimdeki acı onun sessizliğiyle biraz olsun hafifledi. Tek kızımızın yokluğu hâlâ yüreğimi dağlıyordu, ama onun anısı, gelecekteki mutluluğumuz için bir ışık gibi parlıyordu. Orada, mezarın başında, geçmişin acısı ve geleceğin umudu aynı anda içimde yankılanıyordu. Baran hâlâ yanımdaydı, ellerimiz birbirine kenetlenmişti. Sessizlik, gözyaşları ve fısıldanan sevgiler… hepsi bir arada, bizi hem üzüyor hem de güçlendiriyordu. Bir süre sessizce mezarın başında durduk. Gözyaşlarım yavaşça durulmaya başlamıştı, ama içimde hâlâ küçük bir boşluk hissi vardı. Baran yanımda duruyor, sessiz ama güçlü bir şekilde bana destek oluyordu. “Hadi… kalkalım, Dicle…” dedi Baran, sesi nazik ama kararlıydı. Elimi tuttu ve ayağa kalkmama yardım etti. Küçük adımlarla konakta eve dönerken, içimde hem geçmişin acısını hem de geleceğin umutlarını hissediyordum. Baran gözlerime bakıyor, gülümsemesiyle içimde güven ve huzur bırakıyordu. O anda düşündüm: “Artık yalnız değiliz… Yanımızda birbirimiz ve küçük mucizemiz var. Gelecek, bize yeni bir şans verdi.” Evimize vardığımızda, kapıyı sessizce kapattık. İçeriye adım attığımızda, odalarımızın sıcaklığı ve sessizliği bize bir sığınak gibi geldi. Birbirimize yakın durduk, ellerimiz hâlâ birbirine kenetlenmişti. Baran başını hafifçe bana yaklaştırdı: “Dicle… ne olursa olsun, hep birlikteyiz… ve her şey yolunda olacak.” Başımı hafifçe onun omzuna yasladım, içim hem huzur hem umut doluydu. Tek kızımızın hatırası hâlâ bizimleydi, ama artık geleceğe dair bir ışık vardı; gözlerimizde, kalbimizde ve hayatımızda…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD