Gözlerimi yavaşça açtım. Yanımda Baran… Sıcacık, hâlâ uyuyor. Bir an içimden “Keşke hep böyle kalsa” dedim ama sonra telefonun çalmasıyla irkildim. Elim telefona uzandı, ekranda doktor Meral’in adı vardı.
“Alo?” dedim, sesi biraz uykulu, biraz da mesafeli.
“Dicle Hanım, ben doktor Meral. Hazır mısınız? Son kontrolleri yapalım.” dedi sakin bir sesle.
“Tamam, teşekkürler doktor hanım .” dedim. Telefonu kapattığımda Baran hemen doğrulmuş, endişeli gözlerle bana bakıyordu.
“Ne oldu Diclem?” dedi.
Biraz tripli, biraz kırgın bir sesle cevap verdim:
“Doktor çağırıyor… Son kontroller için.”
Baran, her zamanki gibi sessiz ve yumuşaktı. Elini omzuma koydu ve “Tamam güzelim… Hadi hazırlan. Birlikte gideriz.” dedi.
İçim hâlâ karışıktı ama onun bu sabrını, bu sessizliğini görünce biraz olsun rahatladım.
Hazırlanırken ikimiz de sessizdik. Yavaş yavaş üstümüzü giydik, saçlarımızı toparladık, ama aramızda görünmez bir mesafe vardı. Baran gözlerini kaçırıyor, ben de kendi düşüncelerime gömülüyordum.
Sonunda hazır olduğumuzda, Baran yanımdaki koltukta otururken bana baktı ve biraz endişeli bir sesle sordu:
“Dicle… Ne oluyor böyle, neden böyle mesafeli davranıyorsun?”
İçim burkuldu, gözlerimi kaçırarak cevap verdim:
“Ne yapıyorum ben, bilmiyorum Baran…”
O an bana yaklaştı, ama hâlâ çok zorlamadan, yumuşak bir tonla dedi ki:
“Dicle… Sadece kendine gel. Ne olursa olsun, yanında ben varım.”
Gözlerimi onun gözlerine dikerek düşündüm; hem kırgın hem de biraz rahatlamıştım. İçimde hâlâ karmaşık bir duygu vardı ama Baran’ın sessiz sabrı ve sıcaklığı, bir parça güven verdi.Hazırlanıp odadan çıktım. Baran arkamdan geldi ama konuşmadı. Koridordan inerken sessizlik üzerimizdeydi, ama içimdeki öfke birikiyordu.
Tam bahçeye çıkarken, Baran’ın babası sesiyle durdurdu bizi:
“Eğer çocuk olmuyorsa… Başka bir kadın gelsin!”
Dilim tutuldu, kalbim sıkıştı. Ama sonra içimden gelen öfkeyi bastırmadım, yüksek sesle söyledim:
“Siz ne diyorsunuz ya! Yeter! Ben de bir insanım!”
Baran’ın babası şaşkın ve biraz da sinirliydi, ben devam ettim:
“ bana karşı saygılı olucaksın gelin hanım !”
Dönüp gözlerimi ona diktim:
“Ya siz bana karşı saygılı oluyor musunuz?”
O anda konaktaki herkes bahçeye çıktı. Herkes sessiz, ama gerilim hissediliyordu. Baran yanımda durdu, gözlerinde hem üzüntü hem de kararlılık vardı. Ben hâlâ titreyen ellerimle ama gururlu bir şekilde dik duruyordum.
O anda içimden bir çığlık yükseldi, ama dilimden çıkmadan önce Baran araya girdi. Sesini duyunca bir an duraksadım, sonra onu dinledim:
“Baba, yeter!” dedi, sesi öfke ve korumayla doluydu.
“Kızın acısı zaten büyük… Sen ne üstüne gidiyorsun? Yeter baba!”
Kalbim sıkıştı, gözlerim doldu ama bir yandan da bir rahatlama hissettim. Baran yanımda duruyordu, gözlerinde kararlılık vardı. İçimden “İşte yanında olduğun kişi bu…” diye geçirdim.
Bahçedeki herkes sessizdi. Rüzgâr hafifçe esiyor, uzaklardan kuşlar cıvıldıyordu. Ben hâlâ titriyordum ama gururluydum; kendi sınırlarımı korumuş, sesimi duyurmuştum.
Bahçedeki sessizlik bir süre devam etti. Baran yanımda duruyordu, gözlerindeki kararlılık ve sıcaklık hâlâ içimi rahatlatıyordu.
Tam o anda Baran’ın babası sesiyle boğulmuş sessizliği bozdu:
“Herkes odasına!” dedi sert bir tonla. “Artık dağılın!”
Konaktaki herkes yavaşça sessiz adımlarla odalarına çekildi. Ben hâlâ titreyen ellerimle ama dik durarak Baran’ın yanında kaldım. Bahçe sessizleşti, sadece rüzgârın hafif sesi vardı.
Baran bana baktı, gözlerinde hâlâ koruma ve anlayış vardı. İçimden “İşte yanında olduğum tek güven” dedim. Onun sessizliği ve desteği, konaktaki karmaşanın içinde küçük ama önemli bir sığınak gibiydi.
Baran başını salladı, elimi tuttu ve birlikte konaktan çıktık. Kapıyı arkamızda kapattığımızda, o an içimde hem bir ağırlık hem de hafif bir özgürlük hissi vardı.
Dışarıda rüzgâr yüzüme vurdu, güneş hafifçe gözlerimi kamaştırdı. İçimden “Artık sadece ikimiz varız… ve birbirimize sahibiz” diye geçirdim. Baran yanımda sessizce yürüyordu, ama gözlerindeki kararlılık her şeyi anlatıyordu.
Adımlarımız, konaktaki tüm karmaşayı geride bırakıyor, bize yeni bir nefes, yeni bir başlangıç hissi veriyordu.
Arabaya bindik, yol boyunca ikimiz de fazla konuşmadık. Dışarıdaki hafif rüzgâr ve hareket eden şehir, sessizliğimizi rahatsız etmiyordu. İçimden “Belki de bu kontroller her şeyi biraz olsun netleştirir” dedim.
Hastaneye vardığımızda, Baran bana elini nazikçe uzattı. Gözlerimi ona dikerek, hem kararlı hem de biraz korkulu bir şekilde arabadan indim. Yanımda yürüyordu, sessiz ama hep yanımda… Bu sessizlik, yanında olmakla ilgili karmaşık duygularımı biraz olsun yatıştırdı.
Kapıdan içeri adım attığımızda, doktor Meral bizi karşılayıp:
“Hoş geldiniz Dicle Hanım, Baran Bey. Hazır mısınız? Son kontrolleri yapalım.” dedi.
Derin bir nefes aldım ve:
“Evet, hazırım… teşekkür ederim Meral Hanım.” dedim, biraz daha sakin bir sesle.
Doktor Meral bizi muayene odasına aldı. Baran yanımda duruyordu, elimi nazikçe tuttu. İçim hâlâ biraz gergindi ama onun sessiz desteği bana güç veriyordu.
Kontroller başladı; doktor Meral her adımı sakin ve açıklayıcı bir şekilde anlattı. Nabzımı ölçtü, ultrason ve diğer testleri yaptı. Ben sadece gözlerimi kapatıp derin nefes almaya çalışıyordum.
Kontroller bitince doktor Meral bana gülümsedi ve dedi ki:
“Dicle Hanım, sizi dışarı alayım. Sonuçlar çıkana kadar bekleyin.”
Başımı salladım, hâlâ biraz tedirgin ama biraz da rahatlamış bir şekilde:
“Tamam, teşekkür ederim Meral Hanım.”
Baran yanımda duruyordu, gözleri endişe ve umut doluydu. Onun bakışlarıyla biraz olsun sakinleştim ve doktorun gösterdiği bekleme alanına doğru yürüdüm. İçimden “Şimdi bekleyeceğiz… ama yanında Baran var, belki de bu bana yeter” dedim.Bir süre bekledikten sonra, Baran dikkatle adım attı ve doktor Meral bizi çağırdı. Odaya girdiğimiz anda içimde bir gerginlik, kalbimde hızlı hızlı atan bir ritim vardı. Baran yanımda duruyordu, gözleri umut ve endişeyle doluydu.
Derin bir nefes aldı ve titrek ama kararlı bir sesle sordu:
“Doktor Hanım… Evet, bizim bir çocuğumuz olmuyor… Ama tüp bebek tedavisi yapsak, Dicle’ye bir zarar gelir mi?”
Doktor Meral başını salladı, sakin bir sesle:
“Tabii, Dicle Hanım isterse bu tedaviyi yaptırabiliriz.”
Ben de zor da olsa başımı salladım:
“Olur…”
Baran gözlerini bana dikti, hemen araya girdi:
“Tamam o zaman, tedaviye başlayalım!”
Ama doktor Meral bir an durdu, yüzü hafifçe değişti ve dedi ki:
“Ama… bir sıkıntımız var.”
O sözler bir patlama gibi geldi. İçimde bir soğukluk, kalbimde bir ağırlık hissettim. Baran endişeyle sordu:
“Ne oldu? Kötü bir şey mi?”
Doktor Meral derin bir nefes aldı ve sessizliği bozan kelimeleri söyledi:
“Hayır, kötü bir şey yok… Aslında, tüp bebek yapmanıza gerek yok. Çünkü Dicle Hanım zaten hamile.”
O anda sanki zaman durdu. Baran’ın gözleri büyüdü, dudakları titredi:
“Ne… ne diyorsunuz?!”
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı, başım zonkluyor, dünyam dönüyordu. İçimde bir karışıklık, korku ve şaşkınlık dalgası bir anda üzerime çöktü.
Baran’ın sesi duyuldu, ama sanki uzaklardan geliyordu:
“Dicle! Dicle…!”
Ve sonra… kontrolümü kaybettim. Dizlerim titredi, gözlerim karardı ve bir anda Baran’ın kollarına düşerek bayıldım.
Baran gözlerimi kapalı, hareketsiz bir şekilde elimde tuttuğumu fark ettiğinde öfke ve panik birbirine karıştı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu, sesi titriyordu:
“Dicle! Dicle! Lütfen… aç gözlerini!”
Doktor Meral hemen yanıma koştu, elini omzuma koydu ve sakin ama hızlı bir şekilde yönlendirdi:
“Baran Bey, sakin olun! Nefes alın, kendisine zarar gelmeyecek. Sadece dikkatli olun.”
Baran derin bir nefes almaya çalıştı ama hâlâ titriyordu, gözleri endişe doluydu. Ben ise baygın hâlimle bile, Baran’ın yanında olduğunu hissetmeye çalışıyordum.
Doktor Meral yavaşça ellerimden tuttu, başımı destekledi ve biraz su verdi. İçimden birden gelen sıcaklık ve farkındalıkla gözlerim yavaşça açıldı. İlk gördüğüm şey Baran’ın endişe dolu yüzüydü. Hemen ellerini ellerime sardı, sesi kırılsa da kararlıydı:
“Dicle… sakin ol… her şey yolunda… sen iyisin, hamilesin…”
Başımı ona yasladım, gözlerim dolmuş, kalbim hâlâ hızlı hızlı atıyordu. İçimde hem şaşkınlık, hem mutluluk, hem de hafif bir korku vardı. Baran sessizce gözlerimin içine bakıyor, sadece orada duruyordu; ve o duruş, her şeyi anlatıyordu.
Doktor Meral hafifçe gülümsedi:
“Şimdi sakinleşin, Dicle Hanım. Her şey yolunda. Hamilelik sağlıklı, endişelenecek bir şey yok.”
İçimden “Artık sadece ikimiz varız… ve bu çocuk bizim için bir mucize olacak” dedim. Baran hâlâ yanımda, sessiz ama koruyan bakışıyla, bana güven veriyordu.