Oturma odasının sessizliği, yalnızca arada bir saat tiktaklarıyla bölünüyor. Ben kanepeye oturmuş, karnımı okşarken, Baran yanına gelip beni kucağına aldı. Sıcaklığını hissetmek, kalbimi hızlı hızlı attırıyordu.
“Diclem,” dedi yumuşak bir sesle, “bizim küçük bir kızımız olacak. Artık onun için bir isim düşünmemiz lazım.”
Kalbim heyecanla çarptı, gözlerim doldu. O an sadece ikimiz ve gelecekteki küçük kızımız varmış gibi hissettim.
Bir süre sessizlik oldu, ikimiz de kafamızda isimleri sayıyorduk.
“Ya Elif nasıl olur?” dedim, hafifçe gülümseyerek.
Baran başını salladı. “Güzel… peki ya Rojin?”
“Rojin de hoş… ama başka seçenekler de var mı?”
“Berfin, Nalin… hatta Shilan da olabilir,” diye ekledi.
Gözlerimiz birbirine değdi ve ikimiz de gülümseyerek isimleri sıralamaya devam ettik. Her bir isim, gelecekteki küçük kızımızın yüzüne yakışacak gibi geliyordu.
“Ya… Elva?” diye düşündü Baran birden.
O anda içimde bir sıcaklık yayıldı. “Elva… çok güzel, hem zarif hem de özel bir isim,” dedim, gülümseyerek.
Baran başını salladı, beni biraz daha sıkıca sararak, “O zaman Elva olacak. Küçük kızımızın adı Elva,” dedi.
O an, oturma odasında sadece biz vardık; gelecekteki küçük kızımız Elva’yı hayal ederek mutluluğu paylaştık.Baran, beni hâlâ kucağında tutuyordu, gözlerimiz birbirine kenetlenmişti. İçimde tarifsiz bir heyecan vardı; Elva’yı düşünmek, onun yüzünü hayal etmek bile kalbimi ısıtıyordu.
“Dicle,” dedi Baran, hafifçe gülümseyerek, “hayal et… Elva’nın saçları senin gibi yumuşacık, gözleri benim gibi meraklı ve parlak olacak.”
Ben de gülümsedim, elimi karnıma koydum. “Evet… ve belki en çok da senin gibi şakacı olacak,” dedim, kahkaha karışık bir sessizlikle.
Birlikte otururken, Elva’yı ilk defa gözümüzde canlandırıyorduk; minik elleriyle oyuncaklara uzanan, merakla etrafına bakan küçük bir kız. Baran başını eğip alnımı öptü.
“Ne kadar da küçük bir mucize,” dedi fısıldayarak. “Ve çok şanslı… bizim gibi iki ebeveyne sahip olacak.”
O an, oturma odasının sessizliği içinde, sadece bizim değil, gelecekteki Elva’nın da varlığını hissediyordum. Her isim seçimi, her hayal kurma anı, onu biraz daha gerçeğe yaklaştırıyordu.Baran, beni hâlâ kucağında tutarken hafifçe gülümsedi ve fısıldadı:
“Dicle… odamıza gidelim mi, karıcığım?”
Kalbim hızla çarptı, içimde tatlı bir heyecan yayıldı. Gözlerimi ona dikerek başımı salladım.
“Evet… hadi gidelim,” dedim.
El ele tutuşup oturma odasından çıktık. O an, sadece ikimiz vardık ve gelecekteki küçük kızımız Elva’yı hayal ederek, kendi dünyamıza doğru yürüyorduk.Odaya girer girmez Baran, yumuşak bir sesle fısıldadı:
“Dicle… uyuyalım mı?”
Ben gözlerimi kocaman açıp gülümsedim.
“Uyumak mı? Uykum yok ki,” dedim.
Baran başını hafifçe yana eğip bana baktı, gözleri sevgiyle parlıyordu.
“Kokunu özledim… sadece sarılalım,” dedi.
Kalbim hızla çarptı, bir anda içimi tatlı bir huzur kapladı. Baran’la yan yana, kolları birbirimize dolanmış şekilde oturduk. O an, uykusuzluğun, yorgunluğun hiçbir önemi yoktu; sadece birbirimizin varlığı yetiyordu.
Baran’ın kollarında yan yana otururken, içimde tarifsiz bir huzur vardı. Başımı omzuna yasladım, nefesini hissetmek bile kalbimi sakinleştiriyordu.
“Sadece sarılalım,” dedi Baran, kollarını biraz daha sıkıca sardı.
Gözlerimi kapattım ve o anın sıcaklığıyla kendimi bırakıp uykuya daldım. Baran’ın kollarında, güven ve sevgiyle dolu bir dünyada, yavaş yavaş rüyalara daldım.
Baran’ın kollarında derin bir uykuya dalmıştım. Sıcaklığı ve huzuru içimi sarmıştı, rüyalara dalmıştım.
Ama birden midemde hafif bir bulantı hissettim. Gözlerimi açtım ve yavaşça oturdum. Baran, hala uykulu ama endişeli bir ifadeyle bana baktı.
“Dicle… iyi misin?” diye fısıldadı.
“Biraz… midem bulandı,” dedim, kendimi hafifçe öne eğerek.
Baran hemen yanımda oturdu, elimi tuttu ve nazikçe sırtımı sıvazladı. “Tamam, sakin ol. Hemen geçecek,” dedi.
O an, hem heyecan hem de endişe karışımı bir hisle, Elva’yı düşündüm; onunla birlikte yaşayacağımız bütün küçük zorlukları ve tatlı anları hayal ettim.
Midemdeki bulantı birden şiddetlendi. Hızla Baran’a baktım:
“Baran… kusacağım!”
Baran hemen ayağa kalktı ve elimi tuttu:
“Tamam, hemen tuvalete götüreyim seni,” dedi.
Koşar adımlarla tuvalete geldik. Baran beni destekleyerek lavabonun önüne getirdi. Birkaç saniye sonra midemdeki rahatsızlık kendini gösterdi ve kusmaya başladım.
Baran nazikçe başımı tuttu, saçlarımı geri attı ve yalnız olmadığımı hissettirdi:
“Tamam, hepsi geçti, birazdan daha iyi olacaksın,” dedi.
Tuvaletten sonra derin bir nefes aldım, Baran hâlâ yanımda duruyordu. Onun varlığı, hem korkumu hem de rahatsızlığımı hafifletti.
Tuvaletten çıktıktan sonra Baran beni tekrar kucağına aldı. Oturma odasına geçtik, ama içeri girer girmez gözlerim doldu.
“Baran… odada hâlâ bir koku var ve midem bulanıyor,” dedim, sesi titreyerek. Gözlerim istemsizce yaşlarla doldu.
Baran hemen beni sımsıkı sardı, alnımı öptü.
“Tamam, Dicle… sakin ol, her şey geçecek. Ben buradayım, merak etme,” dedi.
Kollarında olmanın verdiği güvenle derin bir nefes aldım. Hala biraz bulantım vardı, ama Baran’ın varlığı içimdeki korkuyu ve rahatsızlığı hafifletiyordu.
Kollarında biraz sakinleşmişken, birden midem yeniden bulanmaya başladı. Gözlerimi açıp Baran’a baktım ve burun kıvırarak fısıldadım:
“Baran… sende bir koku var, çok kötü… parfüm kokuyorsun!”
Baran bir an duraksadı, sonra gülümseyerek ama telaşla:
“Tamam, tamam! Hemen tuvalete koşalım!”
Hızla ayağa kalktı, beni destekleyerek tuvalete yöneldi. Mide bulantım şiddetlenmişti, Baran ise endişeli ama bir yandan da komik bir telaş içindeydi.
Tuvalete yetiştik, Baran beni lavabonun önüne getirdi ve bir yandan saçlarımı geri attı:
“Tamam Dicle, burada her şey yoluna girecek, hepsi geçecek,” dedi.
Tuvaletten çıktıktan sonra hala biraz bulantım vardı ve midem kendini toparlamaya çalışıyordu. Baran beni nazikçe kucağına aldı, gözlerime bakarak hafifçe gülümsedi.
“Diclem… duş alalım mı, birtanem?” dedi yumuşak bir sesle.
Kalbim bir anda hızlandı, gözlerimi ona dikerek gülümsedim. “Evet… iyi olur,” dedim.
Baran ayağa kalkıp elimi tuttu. “Tamam, seni rahat ettirecek şekilde hazırlarım,” dedi.
O an, sadece ikimiz vardık; sıcaklığı ve ilgisi, bütün yorgunluğumu ve rahatsızlığımı unutturuyordu.
Duştan çıktıktan sonra Baran, beni yumuşak bir havluyla sardı. Sıcak suyun verdiği rahatlama, midemdeki bulantıyı büyük ölçüde hafifletmişti.
Oda, bu sefer temiz ve ferah bir havayla doluydu. Ben hâlâ biraz yorgundum ama gözlerim Parlak bir mutlulukla ona bakıyordu.
“İyi misin?” diye sordu Baran, gülümseyerek.
“Evet… şimdi çok daha iyiyim,” dedim. Bir nefes derin alıp kollarına yaslandım.
Baran, beni sımsıkı sararken, içimde hem huzur hem de heyecan karışımı bir his vardı. O an, sadece ikimiz vardık ve gelecekteki küçük kızımız Elva’yı hayal ederek gülümsüyorduk.
Birden gülümseyerek fısıldadım:
“Canım… bir şey çekti.”
Baran kaşlarını kaldırdı, merakla bana baktı:
“Ne çekti, Diclem?”
Gözlerim parladı, hafifçe kahkaha attım:
“Canım… seni çekti!”
Baran da gülümsedi, alnımı okşadı ve dudaklarıyla nazikçe öptü:
“Öyle mi… canın beni çekti öyle mi?”
İkimiz birden kahkaha attık. Baran beni sımsıkı sardı, dudaklarımdan öperek ve gözlerime bakarak
“Seninle her an, her his… çok özel,” dedi.
O an, sadece ikimiz vardık; gelecekteki küçük kızımız Elva’yı hayal ederek, sevgimiz ve mutluluğumuzla dolu bir anı paylaştık.