14. Hamilelik

1434 Words
Bu sabah uyandığımda içimde garip bir ağırlık vardı. Baran’la barışmıştık ama kalbimin derininde hâlâ o kırık cam parçaları duruyordu. Sanki her nefeste biraz batıyordu içime. Aşağıdan sesler geliyordu, kahvaltı hazırlanmıştı belli ki. Baran kapının yanında durmuş, bana sessizce bakıyordu. “İncek misin?” dedi sadece. Başımı salladım, fazla konuşmak istemiyordum. Merdivenlerden inerken kalbim sıkıştı. Herkes gülüyordu, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama ben öyle hissedemiyordum. Sofraya oturdum, Baran tam karşıma. Bakışlarını üzerimde hissediyordum ama ben kahveme baktım, sanki o yokmuş gibi davrandım. İçimden “Keşke bu kadar kolay olsaydı affetmek” dedim. Ama seviyorum onu… bunu inkâr edemem. Sadece, kalbim biraz zamana ihtiyaç duyuyor. O an Baran elini masanın altından uzattı, parmakları benim parmaklarıma dokundu. Gözlerimi kaldırmadım ama o sıcaklığı hissettim. Belki de, dedim içimden… belki de yeniden güvenmeyi öğrenebilirim. Masada sessizlik yavaş yavaş yerini yumuşak bir sohbete bıraktı. Gülhan Hanım sürekli bir şeyler uzatıyor, Baran da herkesle konuşmaya çalışıyordu. Ben sadece dinliyordum, arada kısa cevaplar veriyordum. Sonra Baran’ın babası, ağır bir sessizliğin ardından kaşığını tabağa bıraktı ve yüzümüze baktı. — “Benim güzel çocuklarım…” dedi gülümseyerek. “Bize bir torun geliyor, değil mi?” Bir anda herkes sustu. Kalbim hızla atmaya başladı. Başımı kaldırdım, gözlerim Baran’a kaydı. O da bana bakıyordu, gözlerinde o tanıdık sıcaklık vardı. Baran’ın babası devam etti: — “Bana bunu yaşattığınız için, ailemize böyle bir mutluluk verdiğiniz için size minnettarım.” Gülhan Hanım’ın gözleri doldu, elini kalbine koydu. Baran sessizce gülümsedi. Benim boğazım düğümlendi, bir şey diyemedim. Sadece elim karnıma gitti, farkında bile olmadan. O an anladım… ne kadar kırgın olsam da, içimde büyüyen o küçük can hepsinden daha güçlüydü. Ve belki de bizi gerçekten yeniden bir araya getirecek olan şey de oydu. Kahvaltı bitmişti, herkes sofradan kalkıyordu. Baran bir süre beni uzaktan izledi; ben tabakları toplarken o sessizce yaklaştı. — “Dicle,” dedi yumuşak bir sesle, “biraz konuşalım mı? Yukarı çıkalım.” Elimdeki bardağı tezgâha bıraktım, yüzüne baktım. — “Ne konuşacağız Baran? Her şey konuşulmadı mı zaten?” Baran iç çekti, belli ki tartışma istemiyordu. — “Sadece biraz baş başa kalmak istiyorum. Lütfen.” Bir an düşündüm. Gözlerindeki o yorgun ama kararlı bakışı görünce karşı koyamadım. Sessizce başımı salladım, merdivenlere yöneldim. Odaya girdiğimizde kapıyı kapattı. Ben pencereye gidip perdeleri araladım. — “Ne oldu?” dedim, sesi biraz soğuk ama içinde hâlâ kırgınlık olan bir tonda. Baran birkaç saniye sustu, sonra yaklaştı. — “Bugün benimle işe gelmek ister misin? Evde hep aynı şeyleri görüyorsun, sıkılmışsındır.” Yüzüne baktım, kaşlarımı çattım. — “Benim canım sıkılınca hemen seninle işe mi gitmem gerekiyor yani?” Baran gülümsedi, sesi yumuşadı. — “Hayır. Ama bazen bir şeyleri değiştirmek iyi gelir. Hem belki biraz hava alırsın… hem de yanımda olursun.” Kollarımı kavuşturdum. — “Ben senin yanındayken bile bazen yalnız hissediyorum Baran.” Bu sözüm onu susturdu. Gözleri bir an yere kaydı. Sonra sessizce yanıma gelip fısıldadı: — “Biliyorum… o yüzden her şeyi düzeltmek istiyorum. Ama ne olur izin ver. Bugün sadece birlikte olalım, hiçbir şey düşünmeden.” Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım. Kalbim yine yumuşamaya başlamıştı. — “Tamam,” dedim sonunda. “Ama konuşmadan, sadece git-gel. Anlaştık mı?” Baran hafifçe gülümsedi. — “Anlaştık. Sessiz bir gün olsun, ama birlikte.” Dolabın kapağını açtım, elimle askılardaki elbiseleri tek tek çektim. Hiçbiri olmuyordu. Hepsi dar, hepsi artık bana yabancı gibiydi. Derin bir nefes aldım, sonra bir tanesini denemeye karar verdim. Fermuarı yarıya kadar çektim ama orada kaldı. Ne kadar uğraştıysam da gitmedi. Aynadaki yansımama baktım — yüzümde öfke, gözlerimde yorgunluk. Bir anda içimdeki her şey taştı. Elbiseyi çıkarıp yere oturdum. Dizlerimi kendime çektim, başımı dizlerime koyup ağlamaya başladım. Sessiz ama derin, içimden koparcasına. Baran odaya girdiğinde ne olduğunu anlamadı önce. Sonra beni görünce bir an durdu, yüzünde şaşkın ama yumuşak bir gülümseme belirdi. — “Dicle… ne oldu yine?” dedi. Ben başımı kaldırmadan, burnumu çekerek konuştum: — “Hiçbir şeyim olmuyor Baran… hepsi dar, hepsi küçük. Ben artık hiçbir şeye sığmıyorum.” Baran gülmemeye çalıştı ama dayanamayıp kısık bir kahkaha attı. Ben başımı kaldırdım, gözyaşlarım parlıyordu. — “Ne gülüyorsun sen? Komik mi bu?” dedim sinirle. Baran hemen sustu ama gülümsemesi hâlâ yüzündeydi. Yavaşça yanıma çömeldi, elini omzuma koydu. — “Hayır, komik değil… ama sen o kadar tatlısın ki şu hâlinle, ağlarken bile güzelsin. Dar gelen şey kıyafet değil, hayatın sana sunduğu mutluluk. Artık içinden biri daha var, Dicle.” O an kalbim yeniden yumuşadı. Gözyaşlarım süzülmeye devam ederken, Baran’ın elleri avuçlarımdaydı. Sessizce sadece fısıldadım: — “Korkuyorum Baran…” Baran, gözlerimin içine baktı. — “Ben yanındayım. Artık hiçbir şeyi tek başına taşımayacaksın.” Baran ________ Dicle başını göğsüme yasladı, nefesi yavaş yavaş derinleşti. Birkaç dakika içinde uykuya daldı. Saçlarının kokusu burnuma geldi; sanki bütün ev sessizleşmiş, sadece biz kalmıştık. Elimi sırtında gezdirdim, o kadar küçülmüş, kırılgan hissediyordu ki içim ezildi. Ona sarılırken bir yandan da gülümsedim. İçimden, — Bir de benimle işe gelecekti… diye geçirdim. Hem gülünç hem de sevimli geldi bana. Onu uyurken izledim; bir yandan bu hâliyle çocuk gibi, bir yandan da içinde koca bir dünya taşıyan bir kadın. — “Seninle gurur duyuyorum Dicle,” diye fısıldadım usulca. “İster gel, ister gelme… sen yanımda olduğun sürece her yere seni götürürüm.” Ve ben de o an fark ettim ki, onun uykusunda bile bana sarılışı, bana duyduğu güvenin en saf hâliydi. İçimde kocaman bir huzur yayıldı. Yavaşça onu yatağa taşımayı düşündüm ama o birden elimden tutup kendini bana daha da yaklaştırdı. — “Bırakma…” diye mırıldandı, neredeyse fark edilmeyecek kadar sessiz. Gözlerim doldu. Ona sıkıca sarıldım, başını göğsümde tutarak oturduk. Sıcak nefesi, küçük kalp atışları bana huzur veriyordu. Ben de sessizce onun kollarını sardım, hafifçe başını okşadım. O da nefesini benim ritmime uydurdu, kollarını boynuma doladı. Hafifçe hıçkırarak uykuya daldı, ben de onu bırakmayacağıma söz verdim. O an hissettim ki, yanında olduğum sürece dünyadaki tüm kırgınlıklar ve korkular küçülüyordu. Ve ben biliyordum, onu bırakmayacağım. Dicle _____ Üç saat kadar uyumuşum. Gözlerimi açtığımda yanımda Baran’ı gördüm. Önce şaşırdım, sonra yavaş yavaş hatırladım: İşe gitmemiz gerekiyordu ama ben uyurken o hâlâ yanımdaydı. — “Baran… hani işe gidiyorduk? Sen burda uyuyorsun,” dedim uykulu ve hafif sinirli bir sesle. O bana baktı, hafif gülümsedi ve başını kaldırmadan fısıldadı: — “Sen bana sarılırken uyudun, sonra seni yatağa bıraktım… ama ‘beni bırakma’ deyince kıyamadım. Ben de uyuya kalmışım.” O an gözlerim doldu. İçimden bir şeyler boşaldı, hıçkırıklarla ağlamaya başladım: — “Ben çok uyuyorum… bıktım artık!” Baran ellerimi tuttu, gözlerime bakarak sakinleştirmeye çalıştı. — “Dicle… sakin ol. Buradayım. Derin bir nefes al…” Ama ne kadar sakinleştirmeye çalışsa da başaramadı. Kollarımı etrafına doladım, kafamı göğsüne yasladım ve hıçkırıklara engel olamadım. Bir süre sonra dudakları alnıma, yanaklarıma değdi. Sonra fısıldadı: — “Yeter artık, Dicle. Her şeyi bırak, sadece buradayız. İnan bana, her şey yoluna girecek.” O an kalbim hafifledi, gözyaşlarım yavaş yavaş durdu. Kollarım hâlâ onun etrafındaydı ve içimden bir fısıltı geçti: İyi ki yanımdasın, Baran… Gözyaşlarım hâlâ durmamıştı, kafamı göğsüne yaslamıştım. Hıçkırıklara engel olamıyordum. Baran ellerimi tuttu, gözlerime bakıyordu. Sonra dudaklarını yavaşça benim dudaklarıma değdirdi. Sıcacık bir öpücük… Tüm hıçkırıklarım bir an durdu, kalbim yerinden çıkacak gibi attı. — “Yeter… ağlama, Dicle,” dedi alçak ve titrek bir sesle, “dayanamıyorum… seni böyle görmek zor.” Başımı kaldırıp gözlerine baktım. İçimdeki kırgınlık ve yorgunluk bir anda eriyip gitmiş gibiydi. Sadece onun yanında olmanın verdiği güven ve sıcaklık kalmıştı. — “Baran…” dedim fısıldayarak, hâlâ gözlerim nemli. O da beni sıkıca sardı, dudaklarından hâlâ öpücüğün sıcaklığını hissediyordum. — “Sadece buradayız… hepsi geçecek,” dedi. O an hissettim ki, tüm endişelerim ve hıçkırıklarım onun yanında hiçbir şeydi. Ve ben bir kez daha anladım: Baran yanımda olduğu sürece dayanamayacağım hiçbir şey yoktu. Dudaklarından öpücükleri hâlâ dudaklarımda hissediyordum, gözyaşlarım neredeyse tamamen durmuştu. Baran hâlâ yanımdaydı, kolları etrafımda, ben de onun yanında kalmanın verdiği sıcaklıkla derin bir nefes aldım. — “Tamam Dicle… artık kalkmalıyız. İşe geç kalıyoruz,” dedi hafifçe gülümseyerek. Başımı çevirdim, hâlâ uykulu ve biraz tavırlı bir şekilde: — “Ben hâlâ uyuyabilirim aslında…” dedim. Baran ellerimi tuttu, gözlerime bakarak hafifçe kahkaha attı: — “Sen uyurken bana sarıldın, sonra ben de uyuya kaldım. Artık kalkmalıyız, yoksa işimizi kaybederiz.” İçimden istemsizce bir gülümseme yayıldı. Yavaşça kollarından çıkıp ayağa kalktım, Baran da yanımda hazır bekliyordu. Birbirimize bakıp küçük bir gülümseme paylaştık. — “Tamam, ama söz… bugün yine yanında olacağım,” dedim. Baran kafasını salladı ve elimi tuttu. “Söz,” dedi. “Hadi gidelim, birlikte.” Böylece, el ele tutuşmuş şekilde odadan çıktık. O an fark ettim ki, tüm kırgınlıklar ve kaygılar geride kalmıştı. İşe gitmek bile artık daha hafif, daha güvenli ve daha sıcak geliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD