34.Kalbin Kararı

976 Words
Gözlerimi ağır ağır açtım; odanın loş ışığı hâlâ yerindeydi ama uykum hâlâ göz kapaklarımda ağır bir ağırlık bırakmıştı. Boynumda hafif bir ağrı, yorgunluk… ve içimde tuhaf bir boşluk hissi vardı. Tam doğrulmaya çalışırken kapı hafifçe aralandı ve Baran içeri girdi. Elinde tepsi vardı; üzerinde küçük bir tabak, bir bardak çay ve taze ekmek… Kahvaltı. Gözlerim onu gördüğünde istemsizce hafif bir tebessüm yayıldı yüzüme. — “Meleğim, kalk artık. Kahvaltı getirdim,” dedi, sesi yumuşak ve nazikti. Yavaşça oturdum; yorgan hâlâ omuzlarımdaydı. Baran dikkatlice tepsiyi dizime koydu, sonra sandalyeye oturdu. Gözleri hâlâ üzerimdeydi, gülümsemesi içimi ısıttı. — “Hiç halin yok gibi… Ama biraz ye, olur mu?” dedi. İçimden istemsiz bir rahatlama geçti. Küçük bir hareket bile bana güç veriyordu. Tepsiden ekmek parçasını aldım, çayı elimle tuttum; sıcaklığı parmaklarımı ısıttı. Baran yanımda oturuyordu, sessizce bana bakıyor, dikkatle her hareketimi izliyordu. O an fark ettim ki, ne kadar yorgun olsam da onun yanında olmak… bütün ağırlığı bir nebze olsun hafifletiyordu. Kahvaltıyı yavaş yavaş, sessizce yemeye başladım; gözlerim bazen ona kaydı, bazen de pencereyi izledim. Baran hâlâ sessizdi, ama varlığı her şeyi anlatıyordu: yanımdaydı ve benim için oradaydı. O an, küçük bir tebessümle kendime geldim; belki bugün, belki şimdi, her şeye rağmen bir umut vardı. Küçük kahvaltıyı yavaş yavaş alırken, içimde bir hüzün belirdi. Gözlerimi Baran’a çevirdim, sesi yumuşak ama kırık bir tonla fısıldadım: — “Keşke… keşke burda kızımız da olsaydı. Kokusu, bir kere bile içime çekemedim…” Baran gözlerini bana dikti, sessizce bir an durdu. Sonra ellerimi tutarak, titrek ama sevgi dolu bir sesle karşılık verdi: — “Biliyorum, meleğim… ben de istedim, keşke olsaydı. Ama şimdi, yanımda sen varsın. Onun anısı hep bizimle olacak.” Sözleri içimde bir nebze olsun sıcaklık bıraktı. Gözlerim doldu, ama bu kez gözyaşı değil, hem hüzün hem de bir tür teselli vardı. Baran yanımda, ellerim onun ellerinde… ve bu, kaybın acısını bir an olsun hafifletti. Baran gözlerimi tuttu, ellerim ellerinde sıcacık hissedildi. Hafifçe eğildi, sesi titrek ama içten: — “Ben senin kokunu hiçbir şeye değişmem ama…” O söz… içimde birden hem teselli hem de daha büyük bir boşluk hissettirdi. Gözlerimi kapattım, parmaklarımı yavaşça onun ellerine doladım. Sessizce oturduk, odada yalnızca nefeslerimiz ve uzaklardan gelen hafif gürültüler vardı. O an fark ettim ki, kaybettiklerimiz ne kadar ağır olsa da, birbirimize tutunmak… en azından bugün için, her şeyin biraz daha katlanılır olmasını sağlıyordu. Baran ayağa kalktı; yüzündeki kararlılık tekrar belirdi. Elimi hâlâ tutuyordu, parmakları sıkıca kenetlenmişti. Derin bir nefes aldı, gözleri yine uzaklara daldı. — “Dicle… benim bir yere gitmem gerekiyor,” dedi, sesi titrek ama kesindi. Gözlerim hemen ona kilitlendi. “Nereye?” diye sordum, kalbim taştan vuruluyormuş gibi oldu. Baran bir an durdu, sonra daha alçak bir sesle fısıldadı: — “Önemli bir işim var, meleğim. Hemen döneceğim.” O cümle beni yakmadı; yakıtı kalmış bir yangın gibi içimi sardı. Titrek ama sert çıktım: — “Hayır. Nereye gideceksin söyle!” Baran gözlerini kaçırdı; dudakları buruştu, ama sonunda tekrar baktı: — “Dicle… bunu şimdi konuşmayalım. Söz veriyorum, geri döneceğim.” Cümlesini bitirmeden ben patladım, kelimelerim boğazımı yırtarcasına aktı: — “Sen… oraya mı gideceksin? O adamların yanına mı? Hayır! Ben izin vermiyorum! Seni de kaybedemem, Baran!” Elleri daha da sıkıldı; gözleri doldu. O da ardı ardına mırıldandı, yalvarırcasına: — “Dicle… ne olur, yapma. Lütfen. Hemen dönücem. Söz veriyorum.” Sözleri havada asılı kalırken ben ayağa kalktım — bir şey söyleyecek, onu durduracak gibi güçlü hissettim kendimi. Ama bacağımın gücü birden çekildi; dünya dönmeye başladı ve dizlerim boşaldı. Ayakta duramayarak yere yığıldım. Baran’ın sesi bir metre öteden kaçan bir çağrı gibi yankılandı: — “Dicle!” İçimde bir boşluk açıldı; gözlerimi kapattım ama acı ve korku keskinleşti. Baran dizlerini kırıp önüme çöktü; elleri benim omuzlarımı, sonra yüzümü tuttu. Soğuk, ama aynı zamanda yakıcı bir şefkatle bağırdı: — “Dicle, kalk! Bana bak! Lütfen… uyan!" Sesinde panik vardı; kalpleri kırılmış bir adamın çığlığı gibi. Parmakları titreyerek saçlarımı geri itti, alnıma nefesini vurdu. Ben zor nefes alırken, o sessizce fısıldadı, sesinin içi parçalanmıştı: — “Sana bir şey olamaz. Seni kimseye veremem. Söz veriyorum, ben buradayım. Gitmeyeceğim… gitmeyeceğim.” Yüzüm onun gömleklerine bastı; vücudum sersemlemiş, gözlerim bulanık. Baran bana sarıldı, çırpınışlarıyla beni tuttu; ben karmaşık bir korku-umut karışımı içinde onun nefesine tutunurken, dışarda bir yerde hesaplaşmalar bekliyordu bizi — ve ben bilirdim ki şimdi her şey, onun geri gelmesine bağlıydı.Göz kapaklarım ağırdı… sanki içimde bir şey beni aşağıya çekiyordu. Nefesim titrek çıktı, sonra yavaşça gözlerimi araladım. İlk gördüğüm şey Baran’ın yüzüydü… tam yanımdaydı. Diz çökmüş, avuçlarıyla yanağımı tutuyordu. Sesim zar zor çıktı, ama kalbim çığlık atıyordu: — “Baran… gitme, tamam mı?” Sesim çatladı. Yutkundum, gözlerim doldu. Boğazıma bir şey oturdu, nefes almak bile acı verdi. — “Ben seni kaybedemem… bu kadar acı çok bana.” Gözlerimi kapatıp alnımı onun göğsüne yasladım. İçimde bir boşluk vardı, kocaman, karanlık. Ellerim titriyordu. Onun göğsünün ritmini dinledim, nefesinin sıcaklığını hissettim, kendimi oraya tuttum sanki uçurumdan düşmemek için. Baran nefesini bıraktı, yavaşça elimi tuttu. Parmakları sıcak, dikenli bir yemin gibi: — “Meleğim…” dedi, sesi çatladı. Parmakları saçlarımın arasına karıştı, başımı okşadı. — “Buradayım. Hiçbir yere gitmiyorum.” Sözleri sarıp sarmaladı beni… ama derinde, kaderin ince bir kapısı hâlâ aralıydı. Ve ikimiz de biliyorduk: dışarıda bir hesap vardı. Ama o an… sadece o an… Ben, onun nefesine tutundum. O, beni bırakmadı. Ve dünya susmuştu. Gözlerimi araladım; Baran’ın yüzü önümde bulanık bir umut gibi duruyordu. Zayıfça başımı kaldırdım, sesi titrek ama kararlı çıktı: — “Baranım… gitme, tamam mı? Söz ver bana.” Sözlerim bir yalvarıştı; içinde hem korku hem de tüm gücüm vardı. Baran gözlerime baktı, elini alnıma, sonra elimi tuttu; parmakları sıcak, sesi ağır ama kesin: — “Söz veriyorum, meleğim. Gitmeyeceğim—en azından seni yalnız bırakmayacağım.” Başımı tekrar onun göğsüne yasladım, nefesimi onun nefesine karıştırdım. O an, dünyadaki tüm belirsizlikler bir an için uzaklaştı; elimde onun sözü vardı, ve o söz kadar gerçekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD