15. Gözyaşlarından Gülüşlere

1163 Words
Yola çıkar çıkmaz içimde bir sıkıntı başladı. Baran’ın yanındaydım ama sanki kilometrelerce uzağındaymışım gibi hissediyordum. Motorun sesi, arabaya dolan ağır hava… hepsi üstüme geldi. Camdan dışarı baktım, her şey bulanık görünüyordu. Bir anda midem öyle bir burkuldu ki nefesim kesildi. — “Baran… arabayı durdur…” diyebildim sadece. Baran panikle direksiyonu kenara kırdı. Daha durmadan kapıyı açtım, dışarı çıkmaya çalıştım ama yetişemedim. Midemdeki her şey boğazıma kadar geldi, dayanamayıp kustuğumda gözlerimden yaşlar aktı. Baran hemen arkamdaydı, eli sırtımda. — “Dicle… tamam, geçti…” dedi ama sesi uzaktan geliyordu. Ben titreyerek doğruldum, saçlarım alnıma yapışmıştı. Arabaya girip koltuğa oturdum. Nefesim kesik kesikti, midemde hâlâ bir sancı vardı. Ellerimi yüzüme kapadım ve fısıldadım: — “Yeter… artık dayanamıyorum, Baran. Her şey üstüme geliyor, sen bile…” Gözyaşlarım bir anda aktı, susturamadım. Baran sessizdi, direksiyona yaslanmış, bana bakıyordu ama ben o bakışı bile görmek istemiyordum. — “Ben ne kadar güçlü olmaya çalışırsam çalışayım, olmuyor,” dedim ağlayarak. “İçimde bir şey kopuyor her seferinde.” Baran elini uzattı ama ben başımı çevirdim, dışarıdaki gri gökyüzüne baktım. — “Gerçekten yeter.” Baran’a dönüp “yeter” dediğimde içimde bir şey kırılmıştı. Gözyaşlarım durmadan akıyordu, nefesim kesiliyordu. Onun bana sarılmasını, beni susturmasını bekledim ama o… bir anda güldü. O an gözlerimi kaldırıp baktım, inanamadım. — “Ne var gülünecek, Baran?” dedim öfkeyle. Baran başını iki yana salladı, dudaklarının kenarı hâlâ yukarı kıvrıktı. — “Sen… her şeye ağlıyorsun Dicle. Ciddi diyorum, bazen ne diyeceğimi bilemiyorum,” dedi, hâlâ gülümseyerek. Gözyaşlarım dondu, kalbim sıkıştı. — “Midem bulanıyor, korkuyorum, sinirliyim, seninle konuşamıyorum… sen gülüyorsun!” Baran derin bir nefes aldı, gülümsemesi biraz silindi ama hâlâ hafif bir tebessüm vardı yüzünde. — “Belki de senin çocuğunu taşıdığın için böylesin,” dedi alayla. “Ben taşısam bu kadar ağlamazdım herhalde.” Ben başımı ona çevirdim, hıçkırıklarım arasında zor konuştum. — “O zaman sen taşı Baran! Ben de biraz güleyim!” Arabada bir sessizlik oldu. Motorun sesi bile sanki kesilmişti. Sadece ikimizin nefesi duyuluyordu. Baran bakışlarını benden kaçırdı, sonra derin bir iç çekip mırıldandı: — “Saçmalama, Dicle.” Baran’ın “Saçmalama, Dicle” demesiyle içimde bir şey koptu. O kadar dolmuştum ki artık susmak istemedim. — “Senin için her şey saçmalık zaten!” diye bağırdım. “Ben ağlasam saçmalık, korksam saçmalık, kussam bile saçmalık! Peki senin umurunda olan ne, Baran?” Baran direksiyona yaslandı, gülümsemesi yavaş yavaş silindi. Gözleri bir anlığına kapandı, derin bir nefes aldı. Sanki içinden sayıyordu; sinirlenmemek için kendini tutuyordu. — “Dicle, yeter. Tartışacak hâlim yok,” dedi, bu kez sesi sakin ama belli ki kendini zorluyordu. Ben yine durmadım. — “Benim de yok Baran! Ama hep susuyorum, hep yutuyorum. Seninle yürürken bile yalnız hissediyorum. Neden? Çünkü sen her şeyi ciddiye almıyorsun!” Baran gözlerini kapadı, parmakları direksiyonun üzerinde gerildi ama bağırmadı. Sadece içinden bastırarak fısıldadı: — “Sakin ol Baran… Dicle hamile, sinirlenme. Tut kendini…” Sonra bana döndü, sesi yumuşadı. — “Bak Dicle, tamam. Haklısın. Ben bazen seni anlamakta zorlanıyorum ama kavga etmek istemiyorum. Ne senin üzülmene izin veririm ne de o karnındaki bebeğin.” Gözlerim doldu yine. Baran bu kez öfkeli değil, endişeliydi. — “Ben de seninle kavga etmek istemiyorum,” dedim, titreyen sesimle. Baran elini uzattı, parmaklarını nazikçe elimle kenetledi. — “Tamam,” dedi sessizce. “Birbirimize bağırmayalım artık. Ne olursa olsun…” Baran motoru tekrar çalıştırdı ama ben sustum, sadece gözyaşlarım aktı. Öyle sessiz değildim artık; içimde biriken her şey dışarı taşmıştı. — “Ben sana anlatamıyorum Baran!” dedim, sesi titreyen bir öfkeyle. “İçimde bir sürü korku var, her sabah kalktığımda acaba bugün bir şey olacak mı diye düşünüyorum! Sen anlamıyorsun!” Baran gözlerini yoldan ayırmadan dinliyordu ama çenesindeki kaslar gerilmişti. — “Anlıyorum Dicle,” dedi yavaşça. “Sadece… ben de korkuyorum, ne yapacağımı bilemiyorum bazen.” Ben ağladım. Durmadan. — “O zaman neden hep susuyorsun Baran? Neden bir kere olsun benimle birlikte korkmuyorsun? Hep güçlü oluyorsun, hep sessiz… ben yapamıyorum artık!” Baran arabayı yolun kenarına çekti, motoru kapattı. Elini direksiyonun üzerinden kaldırdı, bana döndü. — “Ben güçlü falan değilim, Dicle.” dedi, sesi titriyordu. “Ben sadece seni korkutmamak için sessizim.” Gözyaşlarım hızlandı, hıçkırıklarımı tutamadım. — “Ama ben zaten korkuyorum!” dedim. “Sadece seninle paylaşmak istiyorum. Ben seni suçlamıyorum, sadece... yalnız kalmak istemiyorum.” Baran bir şey demedi, elini uzatıp yüzümden akan yaşları sildi. O anda kalbim sanki daha da parçalandı. — “Bak, ağlama artık,” dedi fısıldayarak. “Ne olur…” — “Ağlamadan duramıyorum Baran!” dedim, nefes nefese. “Sanki içimde biri bağırıyor, ‘ben de korkuyorum’ diye!” Baran başını eğdi, alnını benim alnıma dayadı. — “Tamam,” dedi yavaşça. “Birlikte korkarız o zaman.” O cümleyi duyunca gözlerim daha da doldu, ama bu kez acıdan değil… biraz da rahatlamadan. Çünkü ilk defa gerçekten beni anladığını hissettim. Araba yavaşça restoranın önünde durdu. Camdan baktım; içeride insanlar gülüyor, garsonlar telaşla masaları hazırlıyordu. Hayat dışarıda normaldi, ama benim içimde fırtına kopuyordu. Baran motoru kapattı, sessizce bana döndü. — “Geldik,” dedi. Ben başımı iki yana salladım. — “İnmek istemiyorum.” Sesim ince, neredeyse çocuk gibiydi. Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Baran bir şey demedi, sadece bekledi. Ama ben sustukça içim daraldı. — “Beni buraya niye getirdin ki? İnsanların içinde gülüp konuşmamı mı bekliyorsun? Ben gülemem Baran!” dedim, gözyaşlarım artık akıyordu. — “Benim içim yanıyor, hâlâ midem kasılıyor… Seninle tartıştık, hâlâ kalbim sıkışıyor, ben inemem bu arabadan!” Baran derin bir nefes aldı, gözlerini benden ayırmadan: — “Tamam Dicle, kimse seni zorlamıyor,” dedi. “İnmezsin, burada kalırız. Biraz dinlen, ben kimseye bir şey demem.” Ama o sakinleştikçe ben daha çok ağladım. — “Sen nasıl böyle sakin olabiliyorsun Baran? Ben paramparçayım, sen sadece ‘tamam’ diyorsun.” Baran elini uzattı, parmaklarını saçlarımın arasına geçirdi. — “Çünkü biri sakin olmalı Dicle,” dedi kısık sesle. “Yoksa ikimiz de dağılırız.” Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken başımı camdan yana çevirdim. — “Ben zaten dağıldım Baran…” Baran bir süre sustu. Sonra kemerini çözdü, arabadan inmedi. Koltuğunda bana dönüp yavaşça konuştu: — “O zaman toplanana kadar hiçbir yere gitmiyoruz. Restoran beklesin.” Sesi öyle kararlı, öyle yumuşaktı ki ağlamam daha da arttı. Çünkü ilk defa biri, acele etmeden sadece “kal” demişti. Başta hâlâ tedirgindim, ama Baran’ın yanında olmak, onun sessiz desteğini hissetmek yavaş yavaş rahatlatıyordu. Restoranda masaya oturduk, işler başladığında Baran her zamanki gibi işine odaklandı. Siparişleri aldı, garsonlarla konuştu, masaları düzenledi. Ben ise başta kenarda oturup izledim; gözüm sürekli ona takılıyordu. Zamanla biraz da işe karıştım; tabakları taşıdım, siparişleri not ettim. Baran arada bana bakıyor, gülümseyerek “Tamam, güzel gidiyor” diyordu. Yorgunluğum bir anlık geçti; hem eğlenceli hem de yoğun bir tempo vardı. İşe odaklandıkça endişelerimi unuttum, sadece o anın içinde kaldım. Ama yorgunluğun verdiği tatlı bir huzurla masada başımı hafifçe kapattım, gözlerimi kapatıp kısa bir süre kestim. Baran bunu fark etti, sessizce bana baktı ve işine geri döndü. O an hem güvenli hem de huzurlu hissettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD