Gökten beyaz kelebekler misali inen kar taneleri tenime değdikçe içimi garip bir hüzün kaplıyordu. Gözlerim koluna sımsıkı sarıldığım adama, babama döndü. Yüzünden satır satır okuyabildiğim acı diline ket vurmuştu... Gözleri ilerde bir noktaya sabitlenmiş elleri cebinde oraya doğru yürüyordu. Adımlarımız dev çınar ağacının altında durduğunda gözlerimizden süzülen yaşların ortak acısıyla yanıyorduk... Önümüzdeki mezara doğru eğilip üzerine düşen yaprakları incitmekten korkarcasına toplamaya başladı. Arkası bana dönük olsada sarsılan omuzlarından anlayabiliyorum içine içine ağladığını. “ Dila’m... Yaban gülüm... Ben geldim... Seni buralarda yapayalnız koyan vefasız sevdiğin, Mahir’in geldi...” Uzanıp elimi omzuna bastırdım. Soğuktan kızaran nasırlı eliyle kavradı elimi. “ Bak...

