°|°
"Lanet olasıca kadın! Lanet olasıca kadın! Lanet olasıca kadın!" Söylenerek çalan telefona gittim. Beni elimde sikim bırakıp gittiğine hala inanamıyordum. Aptalım nesine inanacağım? Kadın resmen benimle oynadı. O sesi... Allah'ım bunu nasıl unutacağım şimdi ben?
"Kime lanet okuyorsun bu saatte?" Kemal gülüyordu. Güler tabi. O gülmeyecekte kim gülecek?
"Önemli biri değil. Bu saatte ne oldu?" Gergindim. Boşalamadığım için patlamaya hazır bir bombaydım. Lanet olasıca kadın!!!!
"Hülya'ya mı bu lanetler? Oğlum elin yüzün düzgün, paranda var. Neden çıkmadın kızın karşısına."
"Kemal cidden burnumdan soluyorum. Önemli bir şey söyleyeceksen söyle yoksa kapatıyorum."
"Yoksaaaaa sen kadınımı arzuluyordun? Az önceee elinle mi tatm-" Önemli bir şey demeyecekti. Sikik telefonu yatağın üzerine fırlatarak mutfağa geçtim. Soğuk suda duş aldığım yetmiyormuş gibi içimin yangını için koca bir bardak soğuk su da içmem gerekiyordu. Lanet olasıca kadın!!!
Macbook'umu açarak mutfak tezgahına dayandım. İnstagramdan tekrar profilini açtım. Çok güzel. Tüm fotoğraflarına tek tek bakmaktan kendimi alıkoyamadım ki en son yatakta fotoğraflarına bakarken uyuyakalmışım. Gecem güzel bitmediği için sabahında da güzel uyanamadım.
**Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.
Bu mesajı sabahın bu saatinde Kemal'e değil, Hülya'ya atıyor olmalıydım ama şimdilik şeytanın vücut bulmuş haline bulaşmasam iyi olurdu.
--Sana da günaydın patron.
**Boşalmam lazım ve onu düşünmek yetmiyor. Başıma ilk defa geliyor Kemal. Bu konu hakkında bir kişiye dahi bahsedersen geçen yıl başında pantolonunun fermuarına sıkışan s****i herkese anlatırım. Neden don giymediğini de sen açıklarsın.
Evet, hızlı bir giriş yapmıştım. Umurumda mıydı? Kesinlikle hayır!!! Bu halde işe gidemezdim. Bedenimin rahatlamaya ihtiyacı vardı.
--Hoooo hooo hoooo!!! Ağır gel. O konuyu unutmuştun.
**Soruma cevap lütfen.
--Konusunda uzman gibi takılan sensin ama benden yardım mı istiyorsun patron? Neyse ne. Cevabın bende değil gizlice takip ettiğin Hülya'da saklı. Ara onu. Sesini bile duymak yetecektir.
**Arayıp ne diyeceğim? İki dakika izin ver boşalayım mı?
--Yataktan yeni kalktıysa o da istek dolu olmalı. Hülya'dan hoşlandığına göre senin kadın versiyonundur. Aşkla karşılık vereceğine eminim.
Aşk demek tutku dolu seks demek. Hem de günlerce devam eden tek eşlilik. Güzel olabilir. Kulağa hoş geliyor. Daha önceden deneyimlemiş olsaydım şu anda bu kadar kıvranıyor olmazdım. Tamam. Onu aramalıyım. i********:ın mesaj kısmına giriyorum. Lanet olasıca telefon tuşuna basmalı mıyım? Sesimi duyacak. Evet ya. Asıl amacı bu. Benim tam olarak bir erkek olduğumdan emin olmak ve sesimi duymak istiyor. Ona istediğimi verirsem o da bana istediğimi verir mi?
Acaba uyuyor mudur? Önce mesaj atsam daha mı iyi olur. Ses kaydı? Lanet olasıca düşüncelerimi bir ergeninkilere evrilmesini önleyememek çok kötü bir duygu. Hızlıca bir karar verdim ve ses kaydı atmak için tuşa dokundum. Sanırım bir on saniye sessizlik içerisinde bekledim. Kaldı elli saniye ah ne hoş!! "Günaydın." Ve göndermiş bulundum. Gerçekten aptalım. Ses kaydına bastım. Neyse ki sesim karizmatik çıkmış. Buna kayıtsız kalmasın ne olur.
Tik tak tik tak... Tam on dakikadır cevap vermedi. Olsun görüldü de atmadı. Bu da bir umut olsa gerek. Yerimden kalkarak üzerimi giyindim. Her geçen saniye Hülya'nın isteklerime cevap vereceği umudu içimde çürümekte. Nerede bu kadın ya? Nerede içindeki ateşli şeytan? Sanırım mesajı silsem iyi olacaktı. Asansörü beklerken telefonu postacı çantamdan çıkartıp mesajı silmek için yeltendim ki çevrim içi olduğunu gördüm ve dinledi. Dinledi!!!
Soğuk hava yüzüme çarpıyor. Bu güzel bir şey. En azından biraz kendime geldim. Telefonu elimde tutunca mesaj daha hızlı gelmiyor ki bu saatten sonra gelse de iş yerinde Kemal gibi saatlerce tuvaletten çıkmayacak değilim.
**İşe yaramadı. Allah'ın cezası bir kere de bana yardımcı olsan ne olur?
Kemal sinirli olduğumun farkında olduğu için mesajıma cevap vermedi. Bugün herkes benden önce yayın evine gelmiş bile. Ah ne güzel! Narin bile bana kuşkuyla bakıyordu. Tik tak tik tak... Patlamaya hazır bir bomba.
"Günaydın Çetin." Narin'in sesi Çetin derken bir hayli kısıldı. Aynı gözleri gibi.
"Şişşitt. Rahat bırak adamı." Saf kızımız ne olduğunu anlayamadı tabi.
"Onun derdi ne?" Kısık sesle Kemal'e karşı masadan sorduğu soruyu duymayacağımı sandı sanırım.
"Şey işte anlarsın ya." Kemal eliyle belden aşağısını gösterecekken öksürüyorum. Aynı anda Narin'den bir kıkırdama yükseliyor.
"Senin evlenme zamanın gelmiş sanırım."
"Akşama kadar ağzını açan olursa..." Kovarım desem bile yemezlerdi çünkü bu gerçek bir tehdit olmazdı. "Giderim." Hah işte bu iyi oldu. Çekip gitmem onlar için sıkıntılı olurdu. Telefonum titreyince sadece arkadaşlarımı değil yayın evindeki herkesi unuttum. Mesaj Hülya'dandı. Aman Allah'ım tam iki tane birer dakikalık ses kaydı. AirPodsumu takıp masamda mı oturmalıyım yoksa tuvalete mi gitmeliyim?
Tüm medeni cesaretimi toplayarak masamda oturmaya karar verince ses kaydını açtım. Bu nasıl duru bir ses. Hülya konuşsun ben sabaha kadar dinleyeyim. "Günaydın öpülen kaslı kurbağa." Gülüşü de harika. "Dün gece için üzgünüm." Biraz bekliyor. "Aslında değilim. Her neyse. Yine de sana bir sözüm olsun. Görüntülü konuşabiliriz ama şimdi değil. Sanırım akşam da olmaz. Setteyim ve hiç uygun bir zaman değil." İlk kayıt bitti. Setteymiş. Kaçta çıkarsa ben beklerim aslında. "Bu arada sesin de bedenin kadar karizmatik ve iştah uyandırıcı. Aslında benim bir savım var. Sesi güzel olan adamların tipi kayık oluyor. Umarım o fotodaki sensindir yoksa seni yedi düvele rezil ederim haberin olsun."
Kahkahalarla güldüm. Bu kadın aşırı özgüvene sahipti. Dün bana yarı çıplak fotoğrafını atmıştı ve az önce beni tehdit etmişti. Vay be!!! İşte aradığım dişilik işte aradığım öz güven. Telefonu kapatıp tekrar önümdeki işe dönünce Narin yaklaştı yanıma. Göz ucuyla ürkekçe geldiğini görebiliyordum ama kafamı kaldırmadım.
"Ergün aradı. Akşam görüşelim diyor." Tam hayır diyecekken beynimde şimşekler çaktı. En azından geldiğini görürdüm. Uzaktan görürdüm ama görürdüm.
"Tamam her zamanki yere gidelim." Kemal bile akşama kadar güzel çalışmıştı. Benden bu kadar korkuyor olamazlardı. Konu o değildi aslında. Benimle uğraşma evresi olmadığı için boşa çıkmıştı. Yayın evinin zili çalınca Nesrin Hanım kapıyı açtı. Gelen Ergün'dü. Elimizdeki öyküleri bitireceğimiz için sessizce bir köşede yeni çıkan kitapları karıştırmaya başlamıştı. Bir kere daha zil çalınca bu sefer hepimiz birbirimize baktık. Saat geç olmuştu. Nesrin Hanım ve diğerleri iki saat önce çıkmıştı. Narin bile akşam yemeğini yemişti o derece yani.
"Kemal yerinde bedenini esnetmeyi bırak da kim geliyor bir bak istersen." Bunu diyen ben değil Narin'di. O da bunaldı tabi. Elimizdekileri eleyeceğiz diye yormuştuk kızı. İşte şimdi kendime gelmiştim.
"Kocan baksın bana ne?" Kapıyı kim açacak tartışmasına son vermek için büyük bir incelik yaparak yerimden kalktım. Otomatiğe basarak yapmacık bir şekilde gülümsedim. "Birileri kendine geldi sanırım."
"Şansını zorlama arkadaş. Elediklerini bana gönder de gece yatmadan bir bakayım." Başını sallayarak bilgisayarına döndü. Mail bildirimlerim geldiğine göre vakit kaybetmemişti. "Patron bizi çok yoruyor arkadaşlar bence zam isteyelim." Teknik olarak patron ben olsam da bunu demekten kendimi alamamıştım.
"Kesinlikle haklısın Çetin." Kemal konuşurken kapıya yaklaşan ayak ve nefes sesiyle başımı gelene çevirdim. Obaaa. Yüzümdeki şaşkın ifade eminim birazdan kendimi ele verecekti.
"Merhaba. Ben Editör Kemal Beyle görüşecektim." Kemal mi????