Bölüm 2

1173 Words
•|• Hayalini takip et, öpücüğüne güven. Sonsuza kadar büyüyen şehvetine sahip çık. Gonzales hayatının fırsatını tepmeden yakalayabilmişti. Fransa'da bitirdiği ilişkisini şimdiden özlemişti... Aman Allah'ım bunlar okuduğum en berbat cümleler olabilir. Gerçi daha beterlerini de okuduğumuz olmuştu. Yayın evine gelen tonla kitap dosyalarını artık eleme vakti gelmişti. Çocuklar bunlara yetişemiyordu. Gelenlerin çoğu bu kadar kötü değildi ama misyonumuza ve vizyonumuza uymayan kitapları basacak halimizde yoktu.  Spordan sonra içtiğim kahveyi ve yediğim sandviç tabağını lavabonun içerisine bırakarak aynada son kez kendimi kontrol ettim. Kotumun üzerine giydiğim geniş yaka uzun kollu penye tshirtün üzerine deri ceketimi aldım. Bugün yağmur yağacak gibiydi. Kontrol manyağı biri olarak şemsiyemi ve evde çalıştığım dosyayı yanıma alarak evden çıktım. Kapıyı üç kere kilitledikten sonra asansöre yöneldim.  Saat henüz sekiz bile olmamıştı. Yayın evi çalışanları dokuzda iş başı yapardı ama herkesten önce orada olmayı severdim. Benimle aynı anda gelen bir tek Nesrin Hanım vardı. Kimse gelmeden yerleri silip camları açardı. "Günaydın Çetin Bey."  "Günaydın Güven." Tarlabaşı'na yapılan rezidanslarda oturuyordum. Güven bizim bloğun güvenliğiydi. Burada yapılan evleri onaylamasam bile inşaatına mani olamamıştık. Araba kullanmaktan pek hoşlanmadığım ve yayın evinin binasına oldukça yakın olduğu için tutmuştum bu daireyi. Hafta sonları Silivri tarafındaki evime giderdim. Babam ölmeden önce yapmıştı bu evi. Aynı arazi üzerinde iki ayrı ev... Ağır dış kapıyı itecekken geri adım attım. "Güven bana gelen bir kargo var mı?" Dün akşam sormam gereken şeyi şimdi soruyordum.  "Hemen bakayım efendim. Dün burada yoktum. Sabah geldim." Güven adının tam anlamını taşıyordu. En sevdiğim güvenlikçiydi. İşini gerçekten severdi. Böyle insanlarla nerede olursan ol çalışmak çok zevklidir. Masanın diğer kısmına giderek yere eğildi. Çıkan gürültülü hışırtıların ardından "Hmm. Sanırım bu size."  "Teşekkür ederim." Kargo firmasının bastığı etiketin üzerinden kimin yolladığına baktım. Evime kitap dosyası gönderen sadece bir kişi vardı. O da dün beni arayarak kargonun elime ulaşıp ulaşmadığını sormuştu. Eski usul çalışmayı seviyordu. Aslında bende severdim ama gelişen teknolojiye ayak uydurmak önemliydi.  Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Beyoğlu İlçe Emniyet müdürlüğünü geçtikten sonra İngiltere konsolosluğunun olduğu tarafa yöneldim. Bunu yapabilmem için üç dakika ışıkları beklemek zorunda kaldım. Tam bu anda yağmurun ilk damlası düştü yüzüme. Elimdeki şemsiyeyi açarak Pera Palace'a yürüdüm. Bu sokaktan içeriye girdim. Sağdaki ilk binaydı. Nesrin Teyze içeride olmalıydı camlar çoktan açılmıştı. Klasik bir apartman ismi konulmuştu bizim yayın evinin olduğu binaya da. DOSTLAR Apartmanı. İkinci katta yürüyerek çıktım çünkü burada asansör yoktu.  Nesrin Hanımın işine engel olmadan hemen masama geçtim. Tuvalet, mutfak ve toplantı odası hariç tüm duvarları yıktırtmıştım. Tüm çalışanlarla aynı alanda olmak iyi geliyordu. Kapalı kapıların ardında olmak yerine bu daha yaratıcıydı. İçeriye girer girmez on iki masa karşılardı sizi. Sağa dönünce ilk kapı toplantı odası yanında mutfak vardı. Tuvalet en uzak köşedeydi ki öyle olması en iyisiydi. Kemal'in uzun süre tuvalet maceralarından sonra koku bize ulaşmadan kaybolmalıydı.  Başımı Kemal'in masasına çevirdim. Önünde geçen haftadan kalma dokuz dosya vardı. Ve hali hazırda editlediği bir kitap. Başında ben olsam da olmasam da canı istemiyorsa çalışmıyordu adam. Şu sırada pek istekli olduğu söylenemezdi. Gece bana çağırıp sabahlamayı teklif etmeliydim. "Günaydın Patron." Sabah Güven'den aldığım kitap dosyasına göz gezdirirken Kemal'in sesiyle kaldırdım başımı. Diğer editörümüz Nazik'te yanındaydı.  "Buranın patronu seni yapacağım Kemal." Patron kelimesini sevmiyordum. Makam sevseydim ilk önce kendime derilerle kaplı kocaman bir oda yapardım. Benim için değerli başka şeyler vardı. Kitaplar, bilgi, zeka... İçi boş odaları sevmiyordum.  "Aman patron ben almayayım." Benimle uğraşmak hoşuna gidiyordu adamın. Üniversiteden beri kopmayan bir dostluğumuz olmuştu. Bu grubun içinde bir de Ergün vardı ama o Edebiyat mezunu olmasına rağmen hiçbir zaman istediği şeyi yapamamıştı. Babasının ölümünden sonra aile yadigarı şirketlerinin başına geçti. ÜÇOK süt ürünleri... Mutsuz değildi. Bazen yazdığı şiirleri ve öyküleri bize gösterirdi. Yakın zamanda onları toparlayarak bir kitap basacaktık. Arkadaş torpili değildi bu. Ergün'ün kalemi kesinlikle çok sağlamdı. Nazik'te Ergün'ün eşiydi. Bu iki çılgını Kemal tanıştırmıştı. Çöpçatanlık işinde pek becerikliydi Kemal. Bir tek bana yaramamıştı. "Kahve koyuyorum." Olur anlamında başımı sallamıştım ama hemen arkasından kalktım. Nazik elinde telefon girmişti içeriye. Kocasıyla ufak bir tartışma yaşıyor olabilirdi. Bu yüzden ses etmeden mutfağa geçtim.  "Dün gece Ergün çok fırça kaydı mı sana?"  "Yok. Yani bilmiyorum. Gece harika bir hatunla beraberdim. Telefonun sesi kısıktı." İşte bu ilginçti. Kemal'in geceyi bir kadınla bitirmesi değil, Ergün'ün beni de aramamış olması... "Abi senin kitapta zor diye bahsettiğin pozisyonlar varyaaaa. EF-SA-NE." Elindeki kahveyi bırakmış dün geceye gitmişti it herif. Onun yerini aldım. Filtre kahveyi hazneye koyarak üzerine suyunu ekledim. Şimdi demlenmesini bekleyecektik.  "Senin tipin o hareketleri yapmaya yeterli değil." Tek kaşımı kaldırıp indirdim. Ardından kendi bedenimi süzer gibi yaptım.  "Bir dahakine videoya çekerim." Dalga geçtiğini biliyordum. Böyle bir şey yapmazdı.  "Cinselliği bilmeyen ya da birleşmeyi sadece kısa bir an olarak gören insanlara rehber olmak istemiştim. Sanırım oldum da." Kemal seksi çok fazla kafaya takan bir insandı. Güzel kadınlardan hoşlanırdı. Düzenli bir ilişkisi yoktu ama düzenli ilişkiye girdikleri vardı. Vereceği cevabı elinde telefon mutfağa giren Nazik yüzünden kesmek zorunda kaldı. "Ne oldu sana? Karadeniz de gemilerin mi battı Nazik Hanım?" Nazik işe çiftlikten gelip gidemediği için kocası Şişli'den bir ev almıştı. Ergün bir gece evdeyse bir gece çiftlikteydi.  Buzdolabından sütü aldı. "Dün gece geç uyudum ya." Kavga mı ettiler acaba demiştim ama kavga olsa böyle olmazdı. Onlar kavga edince hayat bize zindan olurdu. Diğer dolaptan yulafı alarak kaseye boşalttı. "Akşam bizim bara gittik. Siz yorgunuz deyip gelmediniz ya hani." Gerçekten yorgundum. Dediği bar bir üst sokağımızda İstanbul Modern sanat müzesinin yanındaki apartmandaydı. Herkes tarafından çok bilinen bir yer olmadığı için rahat ettiğimiz ama kaliteli bir yerdi.  "Eee. Bir şey mi oldu orada?" deli kanı vardı Kemal'de. Aklına neden hemen kötü şeyler getiriyordu ki? Biz sormasak bile Nazik hemen dökülecekti zaten. O yüzden bekledim. "Yok ya. Ergün bir tane bira içince kalkacaktık ama öncesinde bir şeyler yiyelim dedik. Yemek saatim geçecekti. Neyse. Sizin üniversiteden bir çocukla karşılaştık." Kemal'le bakıştık. Kimdi ki? "Burak diye biri. Soyadını bilmiyorum." Üniversitede üç tane Burak vardı. Kemal hemen telefonundan tüm Burakları göstermeye başlamıştı bile. Her sene mezunlar buluşması yapardık. Hepimiz görüşürdük ama çok samimi değildik. Gerçi bir işimiz düşse hemen herkes koşardı.  "Burak Yaşar lan. Eeee. Ne yapıyormuş?"  "Sevgilisi yanındaydı. Burcu. İki senedir beraberlermiş. Bir senedir de aynı evde yaşıyorlarmış." Konu nereye varacaktı merakla beklemeye devam ettim. "Ne işi vardı o barda. Bilmez ki onlar." Kemal'e katılıyordum.  "Sevgilisinin lise arkadaşı o apartmanda oturuyormuş. Ona gelmişler ama kız evde yokmuş. Ne anlatacağımı unutturdunuz bana ya. Ergün'le iş hakkında konuştular. Burak işten ayrılıyormuş..." Geri kalanını duymamıştım.  O apartmanda sadece iki tane yerleşik hayat süren daire vardı. Birinde yaşlı bir amca diğerinde ise kiracısı efsane bir kadın. Orada yaşıyorsa... Benim neredeyse her akşam gördüğüm kız olmalıydı. Hülya... Adını barmenden duymuştum. Saçı, duruşu, fiziği beni kendisine çekiyordu. Bir seneden beri gözlerimi onun üzerinden alamıyordum. Bizimkilerin yanında ve onun fark edeceği ölçüde değil tabi. Sapık değilim. Sadece cinsel fantezilerim fazla. Yemek yemekten daha fazla severim seksi. Ve o kız... Bu düşünce bile kanımın erkekliğime pompalanmasını sağlamıştı. Kasıklarım sızlarken sesimin boğuk çıkmamasına özen gösterdim.  "Adı ne kızın?" bu yanlışa düşmemek isterdim ama şu an beynimle değil alt organımla düşünüyordum.  "Hangi kızın? Burcu mu?" Kemal'in bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bendeki değişimi anlamıştı. Tabi anlayacaktı. Her bokumu bilirdi.  "Hayır. Burcu'nun arkadaşının. O apartmanda oturan." Hayallerimi süsleyen kadının. Ona ulaşırsam, elimi sürersem büyünün ortadan kalkacağını düşündüğüm kadının... 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD