3 BÖLÜM ☀

2341 Words
Dersteydim... ​Ve çok sıkılmıştım herkes bana bakıyordu. Ya ben çok paranoya bağladım ya da cidden gözler hep üzerimde. Kendimi uzaylı gibi hissediyorum desem yalan olmaz. Ders bütün sıkıcılığıyla devam ediyordu. Adını bile bilmediğim kişi dersin ilk beş dakikasından sonra uyumuş adeta bir ölü gibi hareket etmiyordu. Uyanmasında pek istemiyorum doğrusu. Oldukça ürkütücü biriydi. Bende pek arkadaş canlısı değildim zaten. ​Sonunda zil çaldığında ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Sınıftan dışarısı cins cins insanlarla doluydu ama içerisinde pek iyi değildi. Kızların öldürücü bakışlarını mı yoksa erkeklerin yiyecek gibi bakmasını mı beni korkutuyordu bilmiyorum. Tek bildiğim kimseyle konuşmamam gerektiği derken ön sırada ki sarışın birisi arkasına dönüp elini uzattı. ​"Rabia" dediğinde içimden elini tutmak yada ismimi söylemek gelmiyordu. Bir süre sessiz kaldım ve "Yani" diyerek kollarımı karnımda birleştirdim. Elini geri çekip bana ölümcül bir bakış attıktan sonra önüne döndü. Çok umutluydu herhalde. Yan taraftan ses gelince o tarafa baktım. Uyanmıştı. Montunu giyinip kapüşonuyla saçlarını kapattı, ayağa kalktı ve sınıftan çıktı. Bakışlarımı ondan çekip duvarları incelemeye başladım. Ne kadar saçma olsa da. ​Telefonumdan gelen titreşimle polarımın cebinden telefonumu çıkardım. Telefonumu sessize almak yerine titreşime almıştım galiba. Kafam gerçekten fazla bulanıktı. İki mesaj vardı ikisi de Bora'dandı. Sıradan mesajlar atmıştı. Pek ilgilenmeden onunla sonra konuşmayı aklıma yazarak telefonumu cebime koydum. Karnım acıkmıştı mecburen sınıftan çıkacaktım. ​Sınıftan çıkıp koridorda yürümeye başladım. Arkadan laf atan birkaç kişi olsa da aldırış etmeden merdivenlerden aşağıya indim. Kantini bulduğumda bir poğaça ve vişne suyu aldım. Sınıfa geri dönmek iyi bir seçenek değildi bende dışarıya doğru yöneldim. Dışarı çıktığım gibi soğuk hava beni karşıladı. Vücudum titrese de ilerde ki banka oturup poğaçadan bir ısırık aldım. Dışarısı gayet sakindi. Soğuk havadan pek haz etmiyorlardı demek ki. ​"Hey dalmışsın" deyince gerçekten de daldığımı hissettim. Kafamı yana çevirdiğimde esmer olan nöbetçi öğrenci yanıma oturmuştu adını hatırlamıyorum. "Düşünüyordum" diye cevap verdiğimde kafasını öne doğru salladı. ​"Evet haklısın, bence de senin gibi bir kızın böyle bir yere nasıl geldiğini düşünmelisin" aslında bende tam olarak bunu düşünüyordum. ​"Tek sorun bu olsa keşke" diye mırıldandım. Yine ileriye bakarak. Burasından çok babamın yaptıkları beni üzüyordu o konuşma her saniyesiyle aklıma kazılıydı. Unutmaya çalıştıkça daha çok yaşıyorum sanki. ​"Yardımcı olabileceksem..." deyince gülümsemeye çalıştım ama becerebildim diyemem. "Aslında senin halledeceğin bir durum yok peki sen neden geldin?" diyerek bankı gösterdim. Gerçekten arkadaş canlısı değilim. ​"Hım aslında elinde ki poğaçanın kokusu benim nöbet tuttuğum yere kadar geldi ve bende kokuyu takip ederek seni buldum." deyip gülümsedi. Değişik biriydi. Samimi bir yapısı vardı fakat ben böyle insanlardan pek haz etmezdim. Yine de poğaçamdan bölerek ona verdim. Poğaçayı aldığı gibi ağzına attı. ​"Biraz daha ister misin?" diye sorduğumda kafasını olumsuz bir şekilde salladı. Bu davranışım iyi niyetten başka birşey değildi. "Biraz da sen ye çok zayıfsın" gözlerimi devirdim. Bu arada zayıf değilim bence. ​"Yalnız kalabilir miyim?" diyerek onu nazikçe kovdum. Kafasını iki yana sallayıp "Kalamazsın. Sana büyük derin acılarımı anlatacağım. Dostluğuna ​ihtiyacım var. Arkadaş olalım mı?" kaşlarımı çatarak ona baktım sırıtıyordu. Benimle dalga mı geçiyordu? ​"Sana neden güveneyim? Açıkçası ben buradaki kimseye güvenmiyorum." dedim. Elini saçlarının arasına götürüp "Bu tatlı suratdan kötü biri olur mu?" diye sordu. Bu sırada yüzünü bana gösteriyordu. Nedensiz yere gülümsedim. "Ne yaparsam başımdan gidersin?" diye sordum. "Beni dinleyerek." dedi. Derin bir of çektim. Nerede anormal mıknatıs gibi çekiyordum. "Git başkasına anlat" dedim. Bu kadar şey dememe rağmen gitmemişti. İmdat diye bağıracaktım sonunda. "Sen buradakileri tanımıyorsun. Ben burada birine kendimi anlatsam gider hemen başkasına anlatır. " dedi. ​"Beni de tanımıyorsun belki bende anlatacağım." dedim. Gülümseyip "Kime mesela?" diye sordu. Haklıydı gidip kime anlatacaktım. Cevap hiç kimse. "Peki, dinliyorum." dedim pes ederek. "Bir tane kız var. Çok seviyorum onu." dedi. Kaşlarımı çatıp "Sevgilin mi?" diye sordum. Açıkçası konu pekte beni ilgilendirmiyordu. Ya bu şaka yapmıyor muydu? Cidden bana aşk hayatını mı anlatacak? Çok değişik birisi gerçekten. ​"Hayır o benim gibi muhteşem birini görmüyor üç yıldır yüzüme bile bakmadı. " diye mızmızlanınca hafiften gülümsedim çocuk gibiydi. Bu samimi tavırları ona soğuk davranmamı engelliyordu. ​"Bence onunla konuşabilirsin eminim seni dinleyecektir." hazır cevap birisiydi "Nerden biliyorsun?" diye sordu kolay bir soruydu. "Beni bile konuşturduğuna göre onunla konuşman zor olmayacaktır." dedim. Açıkçası pek dert dinleyen birisi değilimdir diye içimden geçirdim. ​"Zoru başardım yani. Arkadaş mıyız?" diye sordu. Merakla "Benimle neden ısrarla arkadaş olmaya çalışıyorsun?" diye sordum. "İlk görüşte aşk benimkisi. Dostluk aşkı." gözlerimi devirdim. "Neden bana dik dik bakıyorlar?" Bunu gerçekten çok merak ediyordum. Bir okula yeni birisinin gelmesi doğal bir şey değil mi sonuçta? "Çünkü herkes birbirini tanır. Harabe küçük bir yer. Seni hiçbirimiz tanımıyoruz bu yüzden de kim olduğunu merak ediyorlardır. Pis bir yerdesin Rabia, emin ol herkesin niyeti iyi değil." O bakışların ardında iyi bir bakış asla beklemiyordum. ​Konuyu değiştirerek "Okula girelim üşüdüm" dediğimde hemen ayağa kalkıp kalkmam için elini uzattı. Nazik miydi? Yoksa öyle gözükmeye çalışan okuldaki uzak dur dediği kişilerden biri mi? Bunu tanımadan bilemeyeceğim. Elini tutmayıp ayağa kalktım. " Sen çok odunsun." dedi. Bak işte bunda haklıydı. "Tamam arkadaşız. " dedim. Eğer bu okulda yanımda biri olursa daha az dikkat çekerdim. Uzaylı bakışlarından kurtulurdum. "Şahane" dedi. Hayatınızda biriyle hiç bu kadar saçma bir şekilde arkadaş oldunuz mu? Ben sanırım az önce oldum. ​"Adın neydi?" diye sordum. "Çağlar" dedi. Sonra devam ederek "Eee alışabildin mi bizim okula " deyince kafamı olumsuz anlamda salladım. "Hımm pek güzel yer değildir zaten " okulun içine girince sıcaklık iyi gelmişti. "Farkındayım" dediğimde zil çaldı. Çağlar ile vedalaşıp merdivenleri çıkmaya başladım. Aşağıya inen bir kız grubu bana baktı. Aslında buna şaşırmam çok saçmaydı. Çünkü bu okuldaki herkes bana bakıyordu. Ama ben umursamadan yanlarından geçip sınıfa girdim ve en arka sıraya oturdum. İkinci zil çaldığında öğretmen sınıfa girdi. Herkes sohbetine son verip yerine oturdu. Ve sıkıcı ders başladı. ​Günün sonuna kadar kafamı masadan hiç kaldırmadım ne uzun teneffüse ne de derste dinlenmeye ihtiyacım vardı. Yan tarafımda kimse oturmuyordu. Bu da beni daha özgür kılıyordu. Bu okul gerçekten belaydı ilk günümden iki tane kavgaya şahit olmuştum. Ve küfür içerikliydi. Ve bu hoşuma gitmiyordu. Her şeyin konuşularak hâl olacağını düşünen bir tip değilim ama kavgada bir çözüm değil en iyisi umursamamaktı. Tabi o da sana bağlı bir şeydi bazı insanlar gerçekten sinirli. ​Okulun bittiğini haber veren zil sesini duyulduğunda uzun zamandır hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Okuldan sessiz bir şekilde çıkıp durağa geçtim. Durağın önünde iki tane liseli sigara içiyordu. Duman yine rahatsız olmama neden olmuştu. Artık bu kokuya, dumana dayanamayacağım. Ev yolunun çok uzun olmadığını ve benim hâlâ o akbil denen şeyden almadığım için en iyisi yürümekti. Sonuçta otobüse binemeyecektim. ​Kaldırımda yavaş yavaş yürümeye başladım. Okul semtin yüksek bir yerinde inşa edilmişti. Aşağıya doğru yokuş vardı. Yolun kenarında merdivenler ve yan taraf da eski püskü evler vardı. Havanın soğuk olmasından dolayı sokakta bir kaç kişi vardı. Okul öğrencileri çoktan dağılmışlardı. Burnumun üşüdüğünü fark ettim. Hatta sadece burnumun olduğuna emin değilim. Kısa siyah bir etek giyinmiştim ve montum vardı. Montunun önünü tamamen çektim. Biraz olsun üşümemi engelleyecektir. ​Doğru sokakta olup olmadığım hakkında bir fikrim yoktu. Belkide çoktan kaybolmuşumdur. Kimin umurundaysa annemin haberi bile olmaz. Babam ise beni buraya göndererek beni ne kadar umursandığını kanıtladı zaten. Tam olarak beni buraya göndermese de buna zemin hazırlamıştı bana annemle yaşamamı o söylemişti. Peki Bora biraz üzülür ama sonra yerimi başka kızın dolduracağına eminim zaten. Saçma düşüncelerden sıyrılıp yola odaklandım. Sadece yapmam evi bulmaktı. İç sesim fazla dramatikti. ​Sonunda harabe tabelasını gördüğümde evi bulmaya yaklaşmıştım. Hava kararmaya başlamıştı. Hava gerçekten kötüydü. Her an yağmur yağacak gibiydi. İlk gün çocuğa adresi sorduğum evi görüp çocuğun tarif ettiği gibi yürüdüm. Hiç olmazsa insanların söylediklerini aklımda tutabiliyorum. ​Geçen kavga ettikleri yeri gördüğümde bir an oraya gitmek istedim. Tam oraya yöneliyordum ki kendimi durdurdum. Bu salak hislerimi dinlememeliydim. Bazen yaptıklarımı anlamıyorum. Aynı yerde iki dakikadır dikildiğimi fark edince oraya gitmenin bana bir şey kaybettirmeyeceğini fark ettim. Zaten kimse yoktu. ​Tam olarak kavganın olduğu yere gittim. Duvara yaslandım ve karşıki duvarı izledim. Yazılar vardı. Bazı sözler fazla arabeskceydi. Gülümseme neden oldu. Ufak bir gülümsemeydi. Şunu fark ettim ben önceki hayatımda da mutlu değildim. Burada da değilim. Ben neden bu kadar çaresizim, yalnızım. Sevilmiyorum. Belkide sevmiyorum. Şu an mesela neden o eve gitmek istemiyorum saçma bir şekilde bu duvara yaslanıyorum. Neden o kadına anne demekte zorlanıyorum? Onu görmemek için saçma bir sokakta zaman öldürüyorum. Benim sorunum ne gerçekten? ​Bu karanlık mı benim evimdi? Yoksa o paranın konuştuğu yer mi? Bir insanın hiçbir yere ait hissetmemesi gerçekten berbat bir şeydi. Sanki gidecek bir evim yoktu. Babam bile benim için artık bir yabancıydı. Annem olacak kadın zaten öyleydi. Nerede huzur bulurum Allahım? ​Duvara yaslanmayı bıraktım. Çok karanlıktı içim bile kararmıştı. Hızlı hızlı eve gitmek istiyorum ne kadar gitmek istemesem de korkuyorum artık. Tam bir adım attım ki ses üzerine arkama döndüm. İçimden bir küfür ettim. ​"Güzelim ne yapıyorsun burada bizi mi bekliyorsun? Sana buranın tehlikeli olduğunu söylemediler mi?" iki kişi bana doğru yaklaşıyordu olduğunu söylemediler mi?" İki kişi bana doğru yaklaşıyordu. Bedenim korkuyla irkildi. Bunlar da nereden çıkmıştı, korkmaya başlamıştım. Koşmalıyım uzaklaşana kadar diye düşündüm ve kaçmaya başladım hala arkamdan bana laf atıyorlardı. "Gel eğlenelim" diye arkamdan bağırıyorlardı. Belki de arkamdan koşuyorlardır. Kafamı geri çevirdiğimde kimsenin olmadığını fark edip önüme dönmemle duvara gibi şeye çarptım. ​Bir anda yere düştüm. Elim acıyordu. Ama ben kime çarpmıştım ve daha doğrusu zemin niye bu kadar yumuşaktı. Gözlerimi kapattığımı fark edince gözlerimi açıp karşımda ki mavi gözlere baktım. Bu kavga eden kişiydi. Ve ben ona bir karış mesafe kadar yakındım. Gözlerimi gözlerinden çekip üstünden kalkmaya çalıştım. Büyük uğraşlar sergileyerek yerden kalktım. O ise çoktan ayağa dikilmiş beni izliyordu. Bu sokak çok karanlık değildi. Sokak lambasının altındaydık. O an ne diyeceğimi bilemedim. "Özür dilerim" dedim. En mantıklı cümle olduğu için. Cidden onunla bu kadar fazla karşılaşmamız normal miydi? ​Bana yoğun yoğun baktı. Hiçbir şey demeden ilerlemeye başladı. Belki de konuşamıyordur diye düşündüm. Olamaz mı? "Hey?" diye seslendiğimde arkasına döndü ve bakışlarımız yine birleşti. Şimdi ben niye ona seslendim. Ne diyeceğim ki? ​"Yanlış yerdesin ufaklık" deyip arkasını döndü ve gitti. Bir süre onu izlesem de sonra o peşimden koşan adamlar aklıma geldi ve hızlı hızlı daha arkama hiç bakmadan apartmanı buldum ve içeri girdim. Derin bir oh çekip kapıyı çaldım. Keşke anahtar alsaydım. Çünkü yine bekletiliyordum. ​Annem kulağında telefon kahkaha atarak kapıyı açtı. Kafasıyla içeriyi gösterdi. Bende içeri girip ayakkabılarımı çıkarıp odama girdim. Kendimi yatağa attım. Çok yorucu ve korkutucu bir deneyimdi. Benim için en iyisi otobüsdü. Buna artık eminim. ​Bir süre sonra montla ve sırt çantamla yatakta uzandığımı fark ettim. Yataktan kalktım ve çantamı köşeye fırlattım. Montumu da çıkarıp dolabıma koydum. Telefonumu da yatağın üstüne fırlattım. Belki de montları özel bir yere asıyor. Zamanla uyum sağlayacağım. Üstümde ki formayı da hemen çıkardığımda, iç çamaşırlarımla kalmıştım. Uzun zamandır banyo yapmıyordum. Ve bu benim için çok rahatsız edici bir şeydi. Üzerime bir kısa kol ve tayt geçirdim. Ev soğuktu. Uzun kalın bir hırkayı da üzerime giyindim. ​Banyo yapmak için annemi bulmam ve ondan yardım istemeliydim. Odamdan dışarı çıkıp "Neredesin?" diye seslendim. O sırada onun odası açıldı ve odadan çıkıp salona geldi. ​"Evet?" deyince koltuğa oturdum o da gelip yan tarafıma oturdu konuşmam gerekenler vardı. Banyo işi ertelenebilirdi. ​"Beni neden.... " bıraktın diyeceğim sırada beni susturup konuşmaya başladı. "Evet sana akbil ve evin anahtarını vermeliydim. Seni öyle bırakmam saçma oldu." Cebinden bir kart gibi birşey çıkarıp avucuma koydu diğerinden ise bir anahtardı. "Aslında aklımdaydı ama dalgınlığıma geldi. Başka birşey söyleyecek misin? Gitmem gerek" kafamı olumsuz anlamda salladım. ​"Tamam o zaman ben hazırlanıp işe gideceğim. Merak edersin diye söylüyorum. İki işte çalışıyorum. Birisi gündüz üçte bitiyor diğeri ise yedide başlayıp gece bir gibi bitiyor beni ararsan evde sadece üç yedi arası bulursun. Telefon numaram buz dolabının üstünde ki not kağıdında yazıyor." deyip bana gülümsedi ve ayağa kalktı "Bir dakika" diye onu durdurduğumda bana döndü. "Aslında banyo yapmam gerek" deyince kafasını olumlu anlamda salladı ve ileride ki odayı gösterdi. ​"Orada yapabilirsin ben suyu ayarlarım sen kıyafetleri hazırlarken çıkarken, suyu kapatmayı unutma su faturasını fazla ödemek istemiyorum bornoz da aradaki dolabın ikinci çekmecesinde." Dedi ve banyoya suyu ayarlamaya gitti. Bende odama gidip. Giyeceğim kıyafetleri yatağımın üstüne koyup perdemi tam çektim. Gösterdiği dolaptan bornozunu alıp banyoya girdim. Annem çıkmıştı, çoktan yer ıslanmıştı. Banyo küçüktü ve eskiydi. Suyu boşa harcamama fikrini hatırlayınca daldığım düşüncelerden jet hızıyla çıkıp üzerimdekileri çıkardım. İç çamaşırlarımı da çıkardığımda kendimi suyun altına attım. İlk başta vücudum titremeye başlasa da sonradan ısınmaya başladım. ​Sonunda çıkmaya hazır hissettiğimde suyu kapatmaya çalıştım. Önce sıcağı kapattığım için soğuk su vücuduma değdi ve üşüdüm hemen soğuk suyunuda kapatıp bornozuma yapıştım. Üzerime hızlı bir şekilde geçirdiğimde kendimi ısıtmaya çalıştım. Yerde ki kirlileri kirliler sepetine attım. Hemen kendimi banyodan atıp odama geçtim. Ve hazırladığım kıyafetlerimi üzerime giyindim. Saç kurutma makinemi yanımda getirdiğim için mutluydum. Büyük bavulumdan saç kurutma ve düzleştiriciyi çıkarıp masanın üstüne koydum. Annemin verdiği anahtarı ve akbili de alıp sırt çantama koydum. Çantamı köşeye bir yere koyduğumda yatağıma oturdum ve saçlarımı kurutdum. Belki de en büyük şansım yatağın hemen yanındaki prizdi. ​Telefonumu elime aldım. Beş tane mesaj vardı. İki tane de cevapsız arama. Bora'yı aksattığımı hissettiğimde ışığı kapattım ve yorganımın altına girdim. Telefonumdan Bora'ya mesaj attım. ​Duştaydım. Açamadım. ​Yazıp gönderdim. Mobil veriyi açmak ile açmamak arasında gidip geldim. Whatsappdaki gruplar instagramdaki mesajlar, haberler, fotoğraflar hiç birini çekemeyeceğimi fark ettim. O sırada mesaj geldi. ​Seni özledim. Biz bu kadar ayrı kalmazdık. Okul sanki bomboş. Kimseyle konuşasım bile gelmiyor. Sevgilim.... Seni gerçekten çok özledim. Senin yanında olmak kokunu içime çekmek için neler vermezdim. ​Aklım çok karışık cidden Bora'yı özledim ama bilmiyorum işte. ​Bende seni özledim ​Yazıp gönderdim. Hiç olmazsa yalan söylemiyorum. Kafamı yorganın altından çıkarıp annemin numarasını almak için yataktan kalktım. Mutfağa girip buzdolabının üstündeki numarayı alıp kaydettim. Bir bardak su doldurup dün akşam yediğim bisküvileri bulup onlardan aldım ve yatağa geçsem bile uyuyamayacağımı bildiğimden dolayı koltuğa geçtim. Ve televizyonu açtım. Bir müzik kanalı açıp suyumu içtim ve bisküvilerimi yedim. ​Evde tek başıma hiç kalmamıştım ama evde tek kaldığım için korkacağımı zannetmiyorum. Zaten yanlız değil miyim? O sırada aklıma çarptığım kişi geldi. 'Yanlış yerdesin ufaklık' demişti bana. Ben zaten yanlış yerde olduğumu biliyordum ama doğrusunu bulamıyorum. Benim için en doğru yer neresiydi? Ve Bana neden ufaklık demişti? ​UFAKLIK..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD