Bilinmeyeni sevmek istiyorum. Sevmeyi öğrenmek ve yaşamak istiyorum. Ben aşık olmak istiyorum. Kuşlara benzetirler sevenleri bende kuş olmak istiyorum. Karanlıkta ıssız gökyüzünde rüzgara karşı direnmek istiyorum bütün engelleri yok edip yeni bir hayat kurmak istiyorum.
Avcılardan korkmuyorum kaç kere ölebilirim ki... Aşk vurulma tehlikesi olan ama yine de özgürce uçan bir kuşmuş. Ben uçmak için ölmeye razıyım. Sınırsız olmak istiyorum, kuralsız, korkusuz ben 'ben' olmak istemiyorum biz olmak istiyorum ama ben uçamıyorum benim kanadım kırık, aşk sanmışım uçmayı ama aşk vurulmakmış bile bile avcısına yem olmakmış. Kim avcısına onu öldüreceğini bile bile aşık olur ki?
Ben Rabia Kırca, peki neden ismim Rabia? Annemin ve babamın kullanmadıkları ikinci isimlerini anladırmak için baş harflerini birleştirip adımı Rabia koymuşlar. Ve sonuç olarak ayrılıp bana onların kullanmayı bile tercih etmediği isimlerden bir hayat oluşturdular. Benim adım bile anlamsız. Bir hiç!
Bundan bir hafta öncesine kadar babamla birlikte sorunsuz bir şekilde yaşayan kızdım. Ya da sorunlarımızı görmezden gelerek yaşayan bir kızım. Bu daha doğru olur sanırım. Zengin ve gösterişli hayatımın içinde kaybolmuş ve hayatımı babamın tasarladığı gibi bir yaşayan biriydim. Taki babam onunla parası için evlenmek isteyen kadın yüzünden bana "Onu istemiyorsan annenin yanına git." diyene kadar. Peki ya annem? Beni daha bebekken bırakıp gidip Harabe adında bir çöplükte yaşayan kadın. Beni değil bir kere aramak adımı bilmediğine bile eminim. Ve siz klişe hayatıma hoşgeldiniz...
...
"Yapma, benden uzaklaşma" ona ciddi misin bakışlarımı atıp daha fazla kendimi kandıramayacağımı fark ettim. "Asıl sen yapma, kendini benim yerime koy o kadını seçtin sana o kadınla yaşamayı istemiyorum dedim sense annene git o zaman dedin. Bu kadar mı bıktın benden keşke önceden söyleseydin baba." dedim.
Babasıyla olan gerginlik doruk noktasına ulaşmıştı. Rabia artık bu evde kalamayacağını biliyordu.
"Haddini aşıyorsun Rabia! Beni kullandığı filan yok. Sen kıskançlıktan ne dediğini bilmiyorsun!" gözlerimi kapatıp sakinleşmek istedim ama olmuyordu. Resmen onu kıskandığım için böyle davrandığımı zannediyordu. Yataktan kalkıp bavulumu çıkarıp eşyalarımı doldurmaya başladım.
"Biliyor musun artık umrumda değil. Gerçekleri gördüğün gün yanıma sakın gelme çünkü yanına geleceğin bir kızın olmayacak. Annemin yanına gidiyorum. Magazinciler kızınız nerede diye sorarsa öldü dersin, onlara benden daha çok önem veriyorsun sonuçta değil mi?" deyince kafasını olumsuz anlamda sallayıp benimle baş edemeyeceğini anladı. Bende o sırada bavulumu dolduruyordum. Sinirden ellerim titriyordu.
"Bensiz yapabileceğini düşünüyorsun değil mi? O çöplükte tek kuruş olmadan yaşayabileceksin sanıyorsun. Sen bu toz pembe hayattan başka bir hayat tanımıyorsun. Kuyruğun sıkıştığı gibi bana geleceksin. Benden de müstakbel annenden de özür dileyeceksin. Şimdi istediğin yere gidebilirsin Rabia Kırca." dedikten sonra odadan gürültülü bir şekilde çıktı. Bende Rabia Kırca'ysam bu eve o kadın gitmeden girmeyecektim.
Bavullarımı tamamladıktan sonra her zaman yaptığım gibi müzik açıp kendimi yatağa attım. Babamın dediklerini düşündüm. Haklıydı ben bu hayattan başka bir hayat bilmiyordum. Zengin bir kız çocuğundan başka bir şey değildim. Belki de şımarık bir kızın tekiyim. Ama güçlü biri olduğumu biliyorum. Ben her şeyin üstesinden gelebilirim. Bunu kendime kanıtlamam gerekiyor. Yeni bir hayata sıfırdan başlamak cidden çok mu zor?
Gözlerimi açtığımda hava kararmıştı. Ne ara uyuduğumu bilmiyorum bile. Uyku sorunu yaşayan biri olarak bu güzel bir şeydi. Bugün arkadaşlarımla vedalaşmak için bir parti vardı. Ve benim partiye gitmem gerekiyordu. Tabi Bora'yı da görmem gerekiyor. Bora'yla olan ilişkim çok değişikti. Bora benim çocukluk arkadaşımdı. Yedi yaşımdan beri yanımda o vardı. Elimi tutan oydu. Ben onunla nasıl sevgili oldum hatırlamıyorum bile. İlkez ondan ayrı kalacaktım mesafe belki de bana iyi gelecekti. Onun benim için bir sevgili mi yoksa bir arkadaş mı olup olmadığını gösterecekti. Bora benim için büyük bir karmaşaydı.
Üzerime beyaz askılı mini elbisemi giyindim. Makyajımı ve saçımı da yaptığımda hazırdım. Telefonumu ve çantamı alıp aşağıya indim. Saçlarımın omuzlarıma dökülmesinden hoşlanmıyordum o yüzden at kuyruğu bağlamıştım. Ve uçlarında dalgalandırmıştım, beyaz elbisemle kuğu gibi süzülüyordum. Sonunda aşağıya indiğimde babam içkisini yudumluyordu.
"Partiye mi gidiyorsun muhteşem gözüküyorsun, arkadaşlarına dil eğitimi için seni altı aylığına İspanya'ya göndereceğimi söylersin ve sadece düğüne geleceğini." Düğüne geleceğimi zannediyordu. Sanki ondan kaçmıyormuşum gibi.
"Düğününe geleceğimi zannetmiyorum bu arada düğün davetiyeni bile görmek istemiyorum, çıkıyorum ben." deyip topuklu ayakkabılarımın rahatsız edici sesiyle salondan çıktım. Ona karşı koymak istemesem de kalbimi kırmıştı. Bir kadın uğruna benden vazgeçmişti.
...
Sonunda barın önüne geldiğimde arabamdan indim. Biraz durdum ve sorgulama gereği duydum; bu hayatı her şeye rağmen seviyordum. Bu dünyaya aitken nasıl o dünyada yaşayacağım? Gerçekten bilmiyorum.
"Aşkım neden dikiliyorsun içeri girsene üşüteceksin" sesin geldiği yere döndüğümde Bora bana bakıyordu. Yüzümü yalancı bir gülümseme yerleşip ona doğru bir adım attım. Mutlu değilken öyleymiş gibi davranmak belki de kendimi kandırmaya çalışmaktı. Bora sıkıca bana sarıldı, belki ona tam anlamıyla aşık olamadım ama benim için çok özeldi. Seni özleyeceğim Bora.
"Üzülme güzelim seni ziyarete geleceğim. Her gün telefonla konuşacağız, merak etme sana kendimi özletmeyeceğim." Sanki içimi okumuş gibi cevap verip sırtımdaki elini belime yerleştirdi.
...
"Beni öpmeden mi gideceksin?" o an bunu istemediğimi fark edip sadece yanağından öptüm ve geri çekildim. "Ama..." Tam konuşuyordu ki lafını böldüm "Lütfen" deyince kafasını salladı. Ona yalandan da olsa gülümseyip eve girdim.
Yoruluyorum koca bir hayatı bırakıp çöplük gibi bir yere gitmek hiçte kolay değil. Ama kalamazdım işte. Burada kalmak artık gururumu çöpe atmaktan başka bir şey değil.
Gece geç saatte mutfağa su içmeye indiğimde, babamın çalışma odasından gelen sesler duraksamama neden oldu. Kapı aralığından baktığımda babam telefonda o kadınla konuşuyordu.
"Bilmiyorum aşkım, onsuz bir hayat zor olacak sonuçta benimle birlikte büyüdü" deyince bahsettiği kişinin ben olduğumu anladım. Evet, babamın parçasıydım ama kolayca kenara fırlatabileceği bir parça. Telefonun ucundaki kadın ise benim hakkımda ağır konuşuyordu.
"Haklısın sevgilim, çok şımarık hatta sorumsuz. Belki de hayatın kötü yanını görme vakti geldi, ne kadar özlesem de büyümeli" dedi babam. Duvara yaslandım. Ben şımarık mıydım? Babam gerçekten benim hakkımda bunları mı düşünüyordu?
Kadın durmuyor, "Annesi bile sahip çıkmadı ona, ben bütün yükü çektim. Şimdi bana karşı çıkması saçmalıktan başka bir şey değil. İstenmeyen bir evliliğin istenmeyen bir çocuğu o" diye devam ediyordu. Babamın ise buna sessiz kalması kalbimi bin parçaya böldü. "İki tane uygun bence, hiç olmazsa Rabia kadar şımarık ya da sorumsuz olmazlar, o da cezasını çeksin" dedi babam.
Artık dayanamayacağımı fark edip hızla merdivenlerden yukarı çıktım. Elimdeki bardağı fırlatıp attım, tıpkı kalbim gibi paramparça oldu. Babam odadan fırlayıp "Ne oluyor burada?" diye bakınca ona haykırdım: "Sorumsuz, şımarık kızın yanlışlıkla yaptı ama beni konuşmanıza engel olmayım. Sonuçta istenmeyen bir evliliğin istenmeyen çocuğuyum, senden nefret ediyorum!"
Odama girip kapıyı kilitledim. Babam kapıya vurup "Rabia, kızım yanlış anladın aç şu kapıyı lütfen" diye bağırıyordu. Ama benim için artık bir babam yoktu. Aynadaki aksime bakıp fısıldadım: "Adın bile senin değil. İstenmeyen bir evliliğin istenmeyen bir çocuğusun."
Sabah olduğunda kararım kesindi. Bu kafesten çıkıp nefes almam gerekiyordu. Bavulumu aldım ve o lüks hayatı geride bırakıp, hiç tanımadığım annemin yanına, o "Harabe" denilen yere doğru yola çıktım. Gururum, her türlü konfordan daha önemliydi.
Gece mutfağa su içmeye indiğimde babamın çalışma odasından gelen seslerle duraksadım. Babam telefonda o kadınla konuşuyordu. Duyduklarım nefesimi kesti.
"Bilmiyorum aşkım, onsuz bir hayat zor olacak sonuçta benimle birlikte büyüdü" diyordu babam. Ama o kadın durmuyor, benim hakkımda "şımarık" ve "sorumsuz" diyerek ağır konuşuyordu. Babamın ise buna karşı çıkmak yerine, "Belki de hayatın kötü yanını görme vakti geldi... ne kadar özlesem de büyümeli" demesi kalbimi bin parçaya böldü.
Kadın daha da ileri gidip "İstenmeyen bir evliliğin istenmeyen bir çocuğu o" dediğinde artık dayanamadım. Elimdeki bardağı merdivenlerden aşağı fırlattım. Babam odadan fırlayıp ne olduğunu sorunca ona haykırdım:
"Sorumsuz şımarık kızın yanlışlıkla yaptı ama beni konuşmanıza engel olmayayım. Sonuçta istenmeyen bir evliliğin istenmeyen çocuğuyum, senden nefret ediyorum!"
Odama girip kapıyı kilitledim. Babam "Rabia, kızım yanlış anladın aç şu kapıyı lütfen" diye yalvarsa da benim için artık her şey bitmişti. Aynaya bakıp kendime fısıldadım: "Adın bile senin değil. İstenmeyen bir evliliğin istenmeyen bir çocuğusun."
"Rabia hanım araba sizi bekliyor havaalanına gitmeniz gerekiyor" hızlı bir şekilde yatağımdan kalkıp üzerime sade bir kazak bir pantolon giyerek üzerime montumu aldım.
Kapıyı açtığımda iki tane görevli vardı. "Bavullarımı arabaya yerleştirir misiniz?" dedikten sonra merdivenlerden inmeye başladım. Bir ölüye benziyordum. Ayakta yürüyen bir ölü. Sonunda çıkışa geldiğimde babam bana bakıyordu bir adım bana yaklaşıp tam sarılıyordu ki kendimi geri çektim. Buna hazır değildim o konuşmalardan sonra babamı görmeye hazır değildim. Hele bana dokunmasına asla. Tam arabaya biniyordum ki biri elimi tuttu. Bu Bora'ydı.
"Sevgiline hoşçakal demeyecek misin?" diye sorunca ona sarılıp "elveda" diye kulağına fısıldadım. Ama sevgili gibi değil çocukluk arkadaşı gibi. "Bana elveda deme seni bir daha göremeyeceğimi düşünüyorum." "Belki de bir daha göremeyecektik birbirimizi. Nerden bilebiliriz ki bunu?"
"Kendine iyi bak" dedikten sonra arabaya binip kapıyı kapadım. İçimdeki boşlukla ne kadar sabredecektim bilmiyorum ama benim İstanbul'dan kurtulmam lazımdı. Bu şehir artık bana huzur vermiyordu. Bir süre sonra araba çalıştı ve havaalanına doğru gitmeye başladık.
Sonunda havaalanına geldiğimde Ankara biletimi alıp giriş bölümünden geçtim. Bir süre uçağı bekledikten sonra uçak geldi ve ben uçağa bindim. Uçak havalanmaya başladığında eski hayatımı geride bıraktığımı tam anlamıyla anladım. Hoşçakal İstanbul merhaba cehennem...