Soğuktan tutulan belimin ağrısına eşlik eden ve olabildiğince saçma bir rüyadan ayrılarak gözlerimi aydınlanan güne açmıştım. Ellerimle ağrıyan gözlerimi ovarken sürekli olarak beynimin içinde rüyamdaki kesitlerin dönmesi oldukça sinir bozucu bir durumdu. Kendi bilinçaltımı anlamakta zorlanıyordum! Zaten iki dakika sonra unutacağın bir şey için neden kafanda bu kadar saçma senaryolar döndürmek zorundaydı ki? Psikolojim de bilinçaltımın elinde oyuncak olmuştu iyice...
Sıkıntıyla derin bir nefes verdikten sonra iki dal arasında iki büklüm bir şekilde yatmaktan uyuşmuş ayaklarıma masaj yaparken, bir yandan da etrafıma bakınmaya devam ediyordum. Bu Aras nereye kaybolmuştu yine? Yanlış anlamaya çok müsaittim şu aralar...
Ama haklıyım yani. Son iki seferdir terk ediliyordum ve olayın aslı farklı olsa bile kendime işkence çektirmekten zevk alan bir anlama biçimim vardı ve bunda bilinçaltımın da payı az değildi.. Daha mantıklı da düşünemiyordum ki. Güneş daha yeni doğmuştu, nereye kaybolmuş olabilirdi ki bu çocuk?
"Aras!" diye sesimi fazla yükseltmeden bağırdım etrafıma. Zombiler malum, çok şahane duyma yetilerine sahip oldukları için fazla sesli konuşmam, yakın çevremizdeki zombi beyefendileri ve hanımefendileri buraya çekebilirdi, lakin bu gün de pek müstesna bir gün değildi.
"Yukarıdayım." diyen Aras'ın sesiyle bakışlarımı yukarıya çevirdiğimde, ağacın tepesine tırmanmış ve etrafına bakınan Aras'ı görmem pek de zor olmamıştı. AKIM'ın nerede olduğunu tespit ediyor olmalıydı. Gerçi dün gece de böyle yapacağımızı konuşmuştuk ve benim hâlâ uyku mahmurluğunda olan geri zekalı beynim, saçma salak rüyalar görmekten bunu unutmuştu.
Aras'ın tek bir noktaya baktığını görünce, istemsizce ben de o yöne bakmıştım ama buradan sadece ağaç dalları göründüğü için aşağı inmeye karar verdim. Ben aşağı inerken Aras'a kısa bir an baksam da, onun ağacın tepesinden atlamaya hazırlandığını görünce biraz telaşa kapılmıştım. Ağaç kalın olmasının yanı sıra oldukça uzundu ve onun durduğu yerle, zemin arasında nereden baksak 5-6 metre vardı. Bu yükseklik, bir insanın bacak kemiğinin kolayca kırılmasına sebep olabilecek bir yükseklikti ama o ağaçtan dengeli bir şekilde atladıktan sonra sanki asansöre biniyormuş gibi ağır ağır yere inince hayret veren düşüncelerim kendi içinde susup kalmıştı.
Ben de aşağıya inip onunla birlikte ormanda, tahminimce AKIM'ın bulunduğu konuma doğru gidiyorduk ve biz yürümeye devam ederken Aras sorgulayan bakışlarımı fark etmiş gibi beyaz dişlerini sergileyerek gülümsemişti.
"Sen sormadan söyleyeyim. Gücüm bu. Metal olan her şeye hükmedebilirim." diyerek eliyle ayakkabılarını göstermişti. Ayakkabılarının bazı kısımlarında metal parçalar vardı ve bu ayakkabıyı daha havalı gösteriyordu. Ayrıca avantajlıydı da.
"Hükmetmek kelimesini biraz daha açabilir misin?" dediğimde kısa bir an bakışları yüzüme inmiş, ve ardından ileriye, önüne bakmaya devam etmişti.
"Göstereyim." dediğinde elini ileriye, avcunu yere bakacak şekilde uzatmıştı. O bunu yapar yapmaz da yerden bazı kum taneleri yükselmeye başlamıştı. Aras elini yumruk yapınca havadaki kum taneleri de birleşerek metal, parlak bir boncuğa dönüşmüştü. Ardından sanki yanıyormuş gibi kızıllaşarak şekil değiştirmiş, ve bir yaprağın şekline girmişti. Metal yaprak, havada parlarken kızıllığı birden kaybolmuştu. Aras elini uzatıp havada asılı olan demir yaprağı alıp bana uzattı. Bende hayretle gülümseyerek aldım ve incelemeye başladım.
Demirden yapılmasına rağmen, yaprak üzerindeki ince damarlar bile en iyi ayrıntısına kadar işlenmiş gibiydi. Metal rengi olmasına rağmen, gerçek bir yaprağı andırıyordu ve çok güzel görünüyordu. Aras da yaprağı nasıl ilgiyle izlediğimi fark etmiş gibi gülüp ellerini cebine yerleştirmiş ve keyifli bir ifadeyle yürümeye başlamıştı.
"Senin gücünün telekinezi olduğunu duymuştum, ama hiç görmedim." dedi Aras ilgiyle.
"Aslında tam kontrol sağlayamıyorum."
"Sorun değil, ben sana yardım ederim." dediğinde durmuş ve ellerini iki yana açmıştı. "Hadi beni kaldır."
"Ne?"
"Gücünle beni kaldır."
"Ben yapa.."
"Yaparsın." diyen kararlı mavi gözleri, gözlerimde durmuştu. "Avan'a nasıl karşı koyduğunu gördüm. Yapacağına inancım tam."
"Ama o..." dedim anlatmaya çalışırcasına. "Bir anlıktı. Nasıl yaptım bilmiyorum, ayrıca eşyaları kaldırmak benim için sorun değil ama canlı varlıklar beni oldukça zorluyor."
"Sadece sakin ol ve odaklan. Sanki köpeğini yürüyüşe çıkarmışsın gibi düşünebilirsin. İp ve tasma senin kontrol alanın, ve sen nereye istersem köpek oraya yönlenecek. Sadece dene."
Tedirginlikle ellerimi ona doğru uzattım ve odaklanmaya çalıştım. Onun sözleri mi, yoksa kendisi mi bilmiyorum ama fazla ikna edici konuşuyordu. Bir an ben de içimdeki onca olumsuzluğa rağmen bir şeyler yapabileceğimi hissetmiştim, . Kendime bir an için cidden inanmıştım.
Ama hiçbir şey olmadı...
Sinirlenip daha çok yapmaya çalıştım ve odaklanmak için kendimi kasabildiğin kadar kasmaya devam etmiştim. Öfkeden yüzüm domatese dönene kadar çalıştım, nefesimi tuttum, içimdeki gücü hissetmeye çalıştım ama olmadı. Gücümü yönlendirmek bir yanda dursun, onu hissedememiştim bile.
"Kendini çok kasıyorsun. Gücünü kullanman için öfkeye değil sakinliğine tutunman gerekiyor. Gücün ve hislerin birdir. Öfkeyle sadece kendine zarar verirsin Rüya. Şimdi derin bir nefes al, sakinleş ve yeniden dene."
Derin bir nefes alıp verdim. Başarısızlığın, kötü duyguların hepsini umursamamaya çalıştım. Gözlerimi kapatıp yüzüme vuran tatlı ve soğuk rüzgarı hissetmeye çalıştım ilk önce. Ellerimin üzerindeki baskıdan hariç, içimde, köprücük kemiklerimin hemen altındaki hafif baskıyı hissettim. Mayhoş ama güzel bir hissin damarlarımda gezindiğini hissetmiştim.
Gözlerimi açıp merakla bekleyen Aras'a doğru uzattığım ellerimi yavaşça yumruk yapıp yukarıya kaldırmaya başlayınca, Aras'ın etrafındaki taşlar ve toprak parçaları havaya kalkarken Aras'ta bir değişiklik olmadığını fark etmiştim. Kendimi biraz daha zorlayınca, sanki zeminden rüzgar esiyormuş gibi Aras'ın kıyafetleri dalgalanırken Aras'ın yerden birkaç santim yükseldiğini görmüştüm ama sonra hemen ayakları tekrar zeminle temas etmişti.
Ne zaman tuttuğumu fark etmediğim nefesimi bırakıp derin derin nefeslenirken Aras yanıma gelip omzumda tutarak bana destek vermişti.
"Oldukça iyiydin."
"Sadece iki santim yükseldin."
"Sadece odaklama sorunun var. Benim dışımda havalanan diğer şeyleri gördün değil mi? Etrafa yaymana rağmen bu kadar iyiyse, odaklayabildiğinde nasıl olur tahmin edemiyorum."
"Abartma." dedi. yürümeye devam ederek.
"Abartmıyorum. Cidden iyi iş çıkardın, sadece odaklamayı öğrenmen gerekiyor."
"Aynı Merkezden kaçtık!" diye isyan eder bir tonda çıkmıştı sesim. "Güçlerimizi aynı anda kazandık. Nasıl olur da bu kadar iyi olursun?"
Derin bir nefes verdi.
"Zaman." dedi sessiz ama net bir sesle. "İyi kullanırsan silah olur, kullanmazsan ömür törpüsü.."
○●○●○