Amasya’da günler su gibi akıp gidiyordu. Dükkânın anahtarını cebime koyduğum o geceden sonra hayatım tamamen değişmişti. Artık sadece başkasının mutfağında çalışan bir aşçı değil, emeğiyle var olan, sözü geçen bir kadındım. Ama ne zaman her şey yoluna girdi desem, hayatın bana hazırladığı yeni bir sınav mutlaka kapıyı çalardı.
Bir cuma öğleden sonrasıydı. Çarşı esnafının öğle yoğunluğu yeni bitmiş, ben de mutfakta tezgahı toparlıyordum. Dükkânın kapısındaki çıngırak çaldı. Hasan Abi içeriden, "Hoş geldiniz, buyurun," dedi ama sesindeki o her zamanki neşeli ton bir anda yok oldu.
Mutfak penceresinden dışarı baktım. Şık, pahalı bir kaban giymiş, saçları kusursuz yapılmış, gözünde pahalı güneş gözlükleriyle içeri giren kadını tanımam bir saniyemi bile almadı.
Annemdi.
Yanında da elinde deri evrak çantasıyla orta yaşlı, takım elbiseli bir adam vardı. Annem dükkânın ortasında durup etrafa üstenci bir bakış attı. Ahşap masaları, dantel perdeleri sanki tozlu bir eşyaymış gibi süzdü.
Lale Teyze kasadan kalkıp yanlarına gitti. Yüzünde en ufak bir tebessüm bile yoktu. "Hayırdır Füsun?" dedi, sesi çelik gibi sertti. "Yolun buralara düşmezdi senin."
Annem gözlüğünü çıkarıp kabanının cebine koydu. "İş için Amasya’daydım Lale. Gelmişken dükkânı da bir göreyim dedim. Bir de kızımı..."
O sırada mutfak kapısını itip dışarı çıktım. Apronum hâlâ belimdeydi, ellerimde hafif un izleri vardı. "Buradayım anne," dedim düz bir sesle. "Bir şey mi oldu?"
Annem bana doğru adımladı, şöyle bir tepeden tırnağa baktı. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade belirdi. "Kader, bu kadarı yeter sanırım. Askerlik dedin yaptın, macera dedin Amasya’ya geldin. Artık mantıklı davranma zamanın geldi."
Ne dediğini anlamayarak gözlerimi kıstım. "Ne demek istiyorsun?"
Yanındaki adamı işaret etti. "Bu beyefendi Ankara’dan. Şehir merkezinde büyük bir restoran zinciri açıyoruz. İç mimarisini ben çizdim, konsepti ben belirledim. Mutfak koordinatörlüğünü ve başaşçılığını senin yapmanı istiyorum. Maaşı da, imkânları da buradakiyle kıyaslanamayacak kadar yüksek."
İçimde acı bir gülme isteği doğdu. Bana hiç anne olmamış bu kadın, şimdi beni kendi kurduğu o mükemmel projenin bir parçası, kendi vitrininin bir süsü yapmak istiyordu.
"İstemiyorum anne," dedim hiç tereddüt etmeden. "Benim yerim burası."
Annemin kaşları çatıldı, o alışkın olduğum otoriter tavrı hemen ortaya çıktı. "Saçmalama Kader! Ömrünü bu küçük esnaf lokantasında, köfte pilav satarak mı geçireceksin? Sana geleceğini inşa etme fırsatı sunuyorum. Benim kızıma yakışan yer orası, burası değil!"
O an içimde yıllardır biriken o sessiz volkan patladı. Ama bağırmadım, çağırmadım. Sadece dimdik durdum karşısında.
"Benim geleceğimi sen inşa edemezsin anne," dedim gözlerinin içine baka baka. "Sen ancak binalar çizersin. İçinde sevgi olmayan, soğuk, beton binalar... Ben o geleceği kendi tırnaklarımla, bu küçük dükkânda, Lale Teyze’nin yanında inşa ettim zaten. Sen bana hiçbir zaman 'kızım' demedin. Şimdi elit restoranına prestij katacak bir 'aşçı' lazım diye mi aklına geldim?"
Annem donakaldı. Yanındaki adam huzursuzca kıpırdandı.
Lale Teyze araya girdi, annemle arama geçti. "Duydun kızını Füsun. Kader senin çizdiğin projelere sığmayacak kadar büyük bir yüreğe sahip. Onu zamanında yalnız bıraktın, şimdi kendi kurduğu sofraya ortak olamazsın. Hadi, işine bak."
Annem bana son bir kez baktı. Gözlerinde ilk defa bir yenilgi, bir çaresizlik gördüm. Yıllarca beni yalnızlığıyla cezalandırdığını sanan kadın, ilk defa kendi yalnızlığıyla yüzleşiyordu.
"Sen bilirsin," dedi buz gibi bir sesle. "Yine kendi bildiğini okuyorsun."
Arkasını dönüp dükkândan çıktı. Yanındaki adam da peşinden gitti. Kapının çıngırağı son kez çaldı ve dükkân tekrar o huzurlu sessizliğine büründü.
Lale Teyze dönüp bana sımsıkı sarıldı. "Gurur duyuyorum seninle kızım," diye fısıldadı.
O gün ilk defa anladım: Gerçek özgürlük, sana sunulan süslü hapishaneleri reddedip, kendi emeğinle kurduğun o küçük ama huzurlu dünyayı koruyabilmekmiş.
Ben Kader'dim... Ve artık kendi kaderimin tek mimarı bendim...
Amasya’daki ikinci ayım... Burada doğmuş olsam da büyümedim. Teyzem İstanbul’da yaşadığı için çocukluğum da gençliğim de orada geçmişti. Lokantanın hemen yanındaki apartmandan küçük ama ev sıcaklığı veren şirin bir daire tutmuştum kendime.
Saat 22.40’ı gösteriyordu. Mesaimin bitmesine sadece yirmi dakika kalmıştı. Mutfaktan çıkıp kendime gelmek için lavaboya doğru ilerlerken aniden biriyle sertçe çarpıştım.
Çarptığım şey bir insan olamazdı; eğer o insansa, Elif’le ben henüz evrimimizi tamamlayamamış, maymun aşamasını bile geçememişiz demektir. Allah’ım, bu nasıl bir yakışıklılık? Annesi mi çok güzeldi, yoksa babası mı çok yakışıklıydı?
Elini gözümün önünde hafifçe sallayarak sordu:
"Hanımefendi, iyi misiniz?"
Sesi de en az yüzü kadar hoştu. Kendine gel Kader! Günah kızım, günah...
"İyiyim beyefendi. Yorgunum, size çarpınca da daha bir şey oldum..."
Gülümsedi, gözlerinin kenarı kırıştı. "Ne oldunuz?"
"Ne olmuşsam oldum, sizi ne ilgilendiriyor?"
Neydi şimdi bu agresiflik? Adama durduk yere neden böyle bir tepki veriyordum ki?
"Ah, pardon," dedi tekrar hafifçe gülerek.
Daha fazla rezil olmamak için hızla yanından uzaklaşıp lavaboya geçtim. Başörtümü çıkarıp elimi yüzümü buz gibi suyla yıkadıktan sonra tekrar özenle örttüm. Aynadaki yansımaıma bakıp kendimi tembihledim.
Dışarı çıktığımda saat 22.50’ydi. Lale Teyze’nin odasına doğru yürüdüm. Bugün biraz erken çıkacağımı söyleyecektim. Her ne kadar lokantanın ortağı olsam da ondan habersiz adımı bile atmak istemiyordum. Kapıyı tıklatıp içeriden gelen "Gir" sesini duyunca içeri adım attım.
Lale Teyze yalnız değildi; az önceki "meteor adam" da tam karşısındaki berjerde oturuyordu.
Lale Teyze beni görünce yüzündeki o sıcak tebessümle, "Gel kızım," dedi.
Gülümsedim. "Lale Teyze, bugün biraz erken çıkacağım."
"Tabii kızım, ama gitmeden önce yeni ortağınla tanış."
Efendim? Ne dedi? Yeni ortak mı?
Lale Teyze ile bu meseleyi daha önce konuşmuştuk. Lokantadaki kalan hissesini de tamamen bana devretmek istemiş ama kabul etmemiştim; zaten başlangıçta beni tek kuruş almadan dükkânına ortak etmişti.
Lale Teyze şaşkınlığımı anlamış gibi devam etti: "Daha önce konuşmuştuk zaten kızım. Sen kalan hisseyi kabul etmeyince, ben de Diyar Bey’e devretmek istedim."
Adam oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. "Ben Diyar... Diyar Yakamoz. Lokantayı devralsam da sadece sahibi değişecek Kader Hanım; lokantanın adı dahi her şey aynı kalacak."
Hafifçe güldüm, dik bir duruş sergileyerek: "Tabii ki öyle olacak Diyar Bey, bu lokantanın yüzde ellisi bana ait. Hiçbir şey değişmeyecek."
Diyar Bey kendinden emin bir tavırla, "Sizinle çok iyi anlaşacağız Kader Hanım," dedi.
Hiç sanmıyorum ama... Umarım öyle olur.
Ertesi gün Lale Teyze bizimle helalleşip Amasya’dan ayrıldı. Artık masanın diğer ucundaki ortağım Lale Teyze değil, Diyar Yakamoz’du.
O gün lokanta inanılmaz bir şekilde yoğundu. İki aydır buradaydım ama dükkânın ilk defa bu kadar arı kovanı gibi işlediğine şahit oluyordum. Bir ara Diyar Bey mutfağın kapısını itip içeri girdi.
"Biraz hızlı mı olsanız?"
Ona tezgahın arkasından ters bir bakış attım. "İki aşçıyız ve oldukça hızlıyız Diyar Bey."
Diyar Bey geri adım atmadı, üsteledi: "Biraz daha hızlı olun o zaman."
Bu adam bana emir mi veriyordu? Askeriyeden yeni çıkmış biri olarak emir almak pek harcım değildi artık.
"O zaman bir aşçı daha alın," dedim kestirip atarak.
Diyar Bey üzerindeki şık ceketi çıkarıp sandalye arkalığına astı, gömleğinin kollarını dirkeklerine kadar katladı. "Bugün size ben yardım edeceğim, yarın yeni bir aşçı alırız."
Ben ve diğer aşçı arkadaşımız Gaye, şaşkın gözlerle adama bakakaldık. Aşçı değildi ki bu adam, mutfakta bize nasıl yardım edecekti? Ama şaşırtıcı bir şekilde tezgahın başına geçip düzenimizi bozmadan servisleri yetiştirmemize el verdi.
Saat 00.00’ı gösterdiğinde nihayet kapıdaki "Kapalı" tabelasını çevirip lokantayı kapattık. Son müşteriler de gittikten sonra masaya oturup bugünkü hasılatı hesapladık; gerçekten çok iyi bir kazanç elde etmiştik.
Diyar Bey elindeki kalemi masaya bırakıp düşünceli bir tavırla, "Menüye dünya lezzetlerini de eklesek mi?" diye sordu.
Hafifçe güldüm. "Burası bir restoran değil, esnaf lokantası Diyar Bey. Farkında mısınız?"
Diyar Bey, "İşi büyütmekten bahsediyorum işte. Küçük bir esnaf lokantasından lüks bir restorana dönüşebilir. Zaten tadilat gerektiren işler de var," dedi.
Net ve tavizsiz bir ses tonuyla itiraz ettim: "Burası 'Lale’nin Nefis Yemek Dükkânı' olarak kuruldu ve bir esnaf lokantası kalmaya devam edecek. Bu durumdan rahatsızsanız, hissenizi bana devredebilirsiniz."
Diyar Bey gözlerimin içine bakarak, "Çok küçük düşünüyorsun Kader, biraz büyük düşün. Ayrıca hissemi de kimseye devretmiyorum," dedi.
Ona daha fazla cevap verip enerjimi harcamadım. Lokantadan çıkıp hemen yan taraftaki evime geçtim. Kısa ve rahatlatıcı bir duş aldıktan sonra Elif mesaj atmıştı; onunla telefonda biraz laflayıp, dertleşip uyudum. Yarın için dinç olmam şarttı; yoksa bu Diyar Yakamoz ile baş etmem imkânsızdı.