Anne ve babamın yokluğunu her zaman hissettim ama en çok ne zaman hissettiğimi sorsalar, o günü anlatırım.
15 yaşımdaydım, 9. sınıfa gidiyordum. Okulda özel bir etkinlik düzenlenmişti ve velilerin katılımı zorunlu tutulmuştu. Bütün arkadaşlarım anne babasıyla gelmişti. Teyzem gelememişti; terzilik yapıyordu ve o gün teslim etmesi gereken acil bir işi vardı.
Velim yanında olmadığı için beni o etkinliğe almadılar. Öğretmenim eve gitmemi söyledi ama gitmedim. Okulun bahçesindeki bir banka oturup beklemeye başladım. Etkinlik bitince öğrencilerin ve ailelerinin dışarı çıkışını, o anı izlemek istedim sadece.
Yaklaşık bir saat sonra kapılar açıldı, herkes dışarı döküldü. Bazı arkadaşlarım annelerine sıkı sıkı sarılmıştı, bazıları babalarının elini tutuyordu. Onları öyle görünce gözlerim doldu. Anne ve babamı çok özlemiştim. Onları en son ne zaman gördüğümü düşündüm; tam dört yıl önceydi. Kolumu kırdığımda sağ olsunlar çıkıp gelmişlerdi. Yanımda sadece iki saat kalmış olsalar da o iki saat benim için dünyanın en güzel zamanıydı.
Ayağa kalkıp bahçeden çıktım, eve doğru yürüdüm. Eve vardığımda teyzem henüz dükkândan dönmemişti. Babam vaktiyle bana bir cep telefonu almış, "Ne zaman istersen ara" demişti. Telefonu cebimden çıkardım. Önce annemi aradım; hat uzun uzun çaldı ama açmadı. Bu sefer şansımı babamda denemek istedim, numarasını tuşladım ama o da telefonu meşgule attı.
Sessizce odama çıktım, kendimi yatağa atıp ağlamaya başladım. Aradan ne kadar zaman geçti, ne kadar ağladım bilmiyorum. Teyzemin eve geliş sesini duydum, ardından odamın kapısı açıldı. Gelip yatağımın ucuna oturdu.
"Güzel kızım..." dedi şefkatle.
Yataktan doğrulup ona sıkıca sarıldım. Sanki gelmek gibi bir zorunluluğu varmış gibi, içimdeki kırgınlıkla hesap sordum:
"Neden gelmedin teyze? Neden anne babam gibi beni yalnız bıraktın?"
Teyzem saçlarımı öptü, içten bir sesle:
"Kurban olurum sana, ben seni hiç yalnız bırakır mıyım? Özür dilerim gelemediğim için..." dedi.
Başımı teyzemin dizine koydum. Gözlerim ağırlaşıyordu.
"Uykum var..." diye fısıldadım.
Teyzem elimi tutup saçlarımı okşamaya devam etti:
"Uyu bitanem."
Dizinde yatarken içimdeki o çocuksu merakla sordum:
"Teyze... Neden ağladıktan sonra insanın uykusu gelir?"
Teyzem burukça gülümsedi, saçlarımın arasında gezinen eli hiç durmadı:
"Allah, kulunun daha fazla acı çekmesini istemediği için uykusunu getirir kızım."
Hafifçe gülümsedim. İçimden, "Teşekkür ederim Allah'ım..." diye geçirdim.
Teyzem yavaşça eğilip, "Hadi yatağında uyu, ben mutfağa geçip yemek yapayım. Hazır olunca uyandırırım seni," dedi.
Başımı teyzemin dizinden kaldırıp yastığıma yerleştirdim. Teyzem saçlarıma son bir öpücük kondurup odadan çıktı. Gözlerimi kapattığımda, o an sığındığım tek şey teyzemin duası ve üzerime çöken o merhametli uykuydu.
Gözlerimi teyzemin sesiyle açtım. Daha doğrusu biriyle tartışmasıyla uyandım. Birisiyle tartışıyordu. Yataktan kalkıp odadan çıktım. Teyzem mutfaktaydı, telefonla konuşuyordu.
"O senin kızın! Hiç mi anne yüreğin sızlamıyor?"
Annemle konuşuyordu. Annem her ne dediyse:
"Yazıklar olsun senin gibi anneye! Bugün çok ağladı Kader senin için, babası için. Siz ikiniz de onu hak etmiyorsunuz!" dedikten sonra telefonu kapattı.
Onun arkası bana dönüktü, yani beni görmedi. Arkasını dönüp beni gördü, hiçbir şey söylemedi, kollarını açtı. Gidip ona sarıldım.
Teyzem, "Biz bize yeteriz be kızım, onlar olmasa da olur," dedi.
O gün ilk defa anne babamın yokluğunu kabul ettim. Ara ara aklıma geliyorlardı ama "Onlara ihtiyacım yok" derdim.
Benim teyzem vardı, onun varlığı yeterdi bana. Ama erken kaybettim onu. Onun acısı bir ömür benimle olacak.