το πεπρωμένο μου

1282 Words
"το πεπρωμένο μου"το πεπρωμένο μου, kaderim. ? "Sana Zeus'a karşı çıkmamanı daha önce söylemedim mi?" Hades, öfkeden köpürerek kendisine bakan oğluna, kaşlarını çattı. Basil, hiçbir şekilde sözünü dinlemiyordu. Onu görmezden geliyor, üzerine basıp geçiyordu. Oğlunu ne kadar sevse de bazı isyankar tavırları Hades'i deliye döndürüyordu. "Belki bir kez?" Basil Hades'e bakıp, gözlerini devirdi. Büyümüştü, dün ki çocuk değildi ve babası bunu bir türlü anlamıyordu. Dünya ile Olimpos Dağı arasında, iki dünya arasına bir saray inşa ettiyse? Bu çok normaldi ona göre. "O sarayı derhal kapatacaksın Basil! Bu sana son uyarım!" Hades öne doğru eğilip, tehditlerini oğluna doğru savurduğunda Basil bundan hiç etkilenmedi. Babasının öcünü almak istiyordu, o Zeus'u tahtından etmek istiyordu! "Böyle bir şeyi yapmayacağım!" "Basil!" "Ah, sakin olun hanımlar!" Persephone bağırışlarla içeri girdiğinde hiç de etkilenmedi. Basil ve Hades'in tartışmalarını hep dinliyor, bir orta yol bulmaya çalışıyordu. Basil, Hades'in tıpa tıp aynısıydı. Öyle ki bazen Basil'e bakarken, sevdiği adamı görmek onu mutlu ediyordu. Bazı huyları hariç tabi ki! Basil'in kuzguni, geceyi andıran saçları, zifiri karanlığa işaret eden gözleri, sert çehresi... Hepsi Hades'in birer kopyası gibiydi. Bunu seviyordu Persephone, iki sevdiği adam vardı hayatında. Ah bir de küçük kızı. Gözlerini karnına düşürüp, tebessüm etti. Küçüktü daha tanrıçası, ufak karnını okşadı. Basil'in öfkesi, nefreti, kızgınlığı da Hades'tendi. Hades ile araları bu yüzden hiçbir zaman iyi olmamıştı, çünkü ikisinin huyları birbiriyle çatışıyordu. Her ne kadar Hades ve Basil'in atışmalarını sevse de bazen iki adamla uğraşmak yoruyordu onu. "Persephone'm?" Hades'in yumuşayan sesini duyduğunda Persephone kapıdan uzaklaştı. Yavaşça taht odasının içinde ilerleyip, oğluna doğru adımladı. "Yine ne için tartışıyorsunuz çok merak ediyorum." "Hep senin şu öfkeli kocan!" Basil dudağının kenarını kıvırıp, soğuk görüntüsünden sıyrılmaya çalıştı. Her daim soğuk ve kaba görünürdü; annesi hariç tabi ki. Persephone onu çok iyi tanıyordu. Ne kadar soğuk görünse de vicdanını annesinden almıştı. "Eminim öyledir oğlum!" Persephone oğlunun yanağını okşayıp, kolları arasına girdi. Bir tanrıça olduğundan çok genç görünüyordu. Basil'i doğurmasına rağmen hala çok gençti. "Hoş geldin." Basil, Hades'i kendine kaşarını çatıp bakması ile kolunu annesinin sırtına doladı. Hades'i kızdırmak hep hoşuna gitmişti. "Kocan beni öldürecek." Persephone, oğlunun kokusunu içine çekip, kolları arasından sıyrıldı. "Kıskanç, sevgilim de ondan." Basil annesine tebessüm edip, kolunu sırtından çekti. Persephone arkasını dönerek, sinirle kendisini izleyen kocasına ilerledi. "Hadi ama oğlundan bile mi?" "Herkesten." Persephone, iki adımları basamağı çıkıp, sevgilisinin yanına adımladı. Hades Basil'e bakıp, kaşlarını çatarken yanağına bir el uzandı. Küçük parmakları yanağında hissettiğinde bedeni gevşemeye başladı. "Aşkım, oğlunu öldürecek gibi bakmayı keser misin?" Karısına dönen bakışları aniden yumuşadı. Hades, tüm evrende tek bir tanrıçaya böyleydi. Persephone'si kendisine dokunduğunda tüm bedeni gevşiyor, içinde her daim hissetmek istediği huzurla doluyordu. "Oğlunun yaptıklarını bir duysan, bakalım ne diyeceksin." Parmakları karısının ince bileğine dolanıp, bedenini geri çekti. Küçük tanrıçasını kucağına çektiğinde Persephone ona karşı koymadı. Basil gözlerini ailesinden çekip, yere düşürdü. Bu arsızları izleyecek halde değildi. "Ne yapmış oğlum?" Kollarını Hades'in boynuna dolayıp, parmak uçlarına değen sakallarını okşadı. "Dünyada bir saray yapmış." Persephone, şaşkınlığını göstermek için dudaklarını araladı. Hades onun pek de şaşırmadığını gördüğünde yüzünü eğdi. "Biliyor muydun yoksa?" "Hayır?" "Seni küçük yalancı! Hamile halinle yalan söylemeye utanmıyor musun?" Hafif kızgınlıkla kaşlarını çattığında Persephone dudaklarını kıvırdı. "Yalancı mı? Aşk olsun, hiç yalan söyler miyim ben?" Hades, Basil'i unutup, karısına iyice yaklaştı. "Seni cehenneme atacağım, ateşler içinde kalacaksın." Burnu Persephone'nin küçük burnuna değdiğinde, kokusunu içine çekti. Karısının cennet kokusunu içine çektiğinde kalbinde ufak kıpırtılar meydana geldi. "Sen de olacaksan neden olmasın?" Hades, küçük tanrıçasının şuh sesi ile elini bacağına koydu. Karısını kucağına iyice yerleştirdiğinde, bedenindeki öfke ve kızgınlık kuş olup gitmişti. "Sizi arsızlar! Odanıza gidin bari!" Basil dayanamayıp, öfkeyle sesini yükseltti. Hades, karısının dudaklarına ulaşacağı sırada duyduğu ses ile gözlerini kapattı. Gözlerini açmadan karısının dudaklarına fısıldadı. "Onu öldürürsem kötü bir baba olur muyum?" "Belki?" Persephone kıkırdayıp, başını kocasının göğsüne yasladı. Basil Persephone'nin gözlerine baktığında ışıltı ile parladığını gördü. Hayatında hiçbir kadına yer olmamıştı. Her zaman lanet ettiği bir mühre bağlı olmanın zorunluluğunu yaşıyordu. Mühür onun hayatını bitiriyordu. Basil, böyle düşünüyordu. "Hemen gidip o sarayı kaldırmanı istiyorum Basil! Mühür olduğu için bu davranışları sergilediğine de inanamıyorum. Sen bir tanrısın ve ona göre hareket etmelisin." "Öyle yapıyorum zaten baba! Zeus'a asla taviz vermem. O, benim hayatıma hükmedemez!" Basil'in aniden yükselen sesi, taht odasında yankılandı. Hades kendisinden ona geçen öfkeden ilk defa bu kadar çok korktu. "Tamam sevgilim, bizim gözetimimiz altında bir şey olmaz bence!" Elini kocasının göğsüne koyup, konuşmasını engelledi. Persephone'nin mühre inancı vardı. Oğlunun hemen sol göğsünün üzerindeki dövmeden biliyordu. Oğlu, mührün seçtiği tanrıydı. Peki ya kız? Seçilmiş kız neredeydi? Hades konuşmak istese de Persephone izin vermedi. "Basil dikkatli olacağına inanarak izin veriyoruz. Lütfen Olimpos'takileri sinirlendirecek bir şey yapma." Annesinin uyarıcı sesi ile Basil başını salladı. Onları endişelendirmek istemiyordu ama alacağı bir intikam vardı. Zeus'u yerle bir etmek. Babasını yeraltına mahkum etmenin bedelini ödeyecekti! "Söz veriyorum, sizi üzecek bir şey yapmam." Hades, Basil'in yapacaklarını tahmin bile edemiyordu. Çünkü kendisi öyle biriyken Basil'i nasıl durduracaktı? Basil başını eğip, onları selamladığında hızla arkasını döndü. Gidip sarayının başında durmalıydı. Artık başlamanın tam vaktiydi. Aklına gelen şey ile başını yana çevirip, ailesine baktı. "Lütfen bir daha ki gelişimde hamile olma anne, çocuk istemiyorum artık! Kendinize hakim olsanız iyi olur!" "Basil, hemen çık bu odadan!" Basil Hades'i kızdırmanın keyfiyle taht odasından çıktığında Persephone alt dudağını dişleyip, kocasına baktı. "Ona bakınca, senden bir tane daha görüyorum." Hades derin bir nefes alıp başını eğdi. Kucağındaki küçük kadına bakıp, fısıldadı. "Bende artık birine bakıp, seni görmek istiyorum." Elini hafif çıkık karnına yerleştirip bebeğini okşadı. Persephone gülümseyip, kocasının dudaklarına yaklaştı. "Ah benim gibi birini göremeyeceğini biliyorsun aşkım!" "Ne yazık ki öyle sevgilim, tüm evrende tek bir gökyüzü var, o da ellerimin arasında." ? "Ne yapmayı düşünüyorsun?" Lara'nın sorusu ile omuzlarını kaldırdı Ella. Ne yapacağını bilmiyordu. Kölelikten kurtulmuştu ama nasıl yaşayacaktı? Şu fani bedenini nasıl doyuracaktı ki? "Bilemiyorum Lara, sadece kendimi kurtarabildim ama şimdi ne yapacağımı hiç bilmiyorum." "Aslına bakarsan bir fikrim var ama?" Ella'ya şüphe ile baktığında, kararsızlıkla süzdü dostunu. Ona söyleyip, söylememek arasında kaldı. "Nedir Lara? Çekinme, söyle, her şeyi yaparım." "Biraz doğuda kalıyor ama bir saray var." Ella Lara'yı dinlemek için sabırla kulak kabarttı. Daha önce hiç saray görmemişti, nasıl bir şey olduğunu bilmediği için zihninde canlandıramıyordu. "Saray mı?" "Evet saray, yeni yapılmış bir saray. Söylediklerine göre çalışmak için bazı insanları alacaklarmış." Saray gibi görkemli bir yere bizim gibi birilerini neden alsınlar diye düşünde Ella. "Neden bizi alsınlar ki onca insanın içinde?" "Çünkü şey," Lara'nın lafı çevirmesiyle bir şey olduğunu anladı. Ella neden söylemekte çekindiğini şimdi anlıyordu. Sakladığı bir şey vardı. "Söyle Lara." "Biliyorsun ki artık tanrılar ile iç içe yaşıyoruz. Tam emin değilim ama duyduğuma göre bu bir tanrının sarayı olacakmış. Bu yüzden pek çalışmak istemiyor insanlar." Tanrının dünyada bir sarayı mı? Tanrılar Olimpos'ta yaşarlardı, neden dünyaya gelmeye ihtiyaç duysunlar ki? "Bence bu yalan, bu sarayı kim yaptırdıysa biraz deli olmalı. Neden dünyada bir saray yaptırsın ki?" Lara arkadaşına uzanıp, sesini kısmasını istedi. "Hayır Ella! Onun hakkında konuşmamalısın. İnsanlar ondan çok korkar, onun adını ağzına alırsan seni anında bulur." Ella böyle batıl inançlara sahip biri olmadığından umursamadı. Tanrıların olduğundan bile şüpheliydi. Maalesef ona dini inançları öğreten bir ailesi olmamıştı. Bu yüzden hurafelere inanamazdı. "Peki tamam. Demem de ne yapacağız?" "İş istedin, oraya gidebiliriz." "Korkmuyor musun peki?" Lara'nın ürkmüş gözleri her şeyi anlattı ona. Ella başını sallayıp, biraz düşündü. Gerçekten bir tanrının eviyse orada yaşamak her koşulda çok iyi olmalıydı. Açlıktan öleceğine bir şansını demek istedi. "Gidelim ne kaybedeceğiz? Burada beklersek iki güne bir hanın köşesinde hayat kadını olacağız. Bir saray bizim için iyi olabilir." Ella'nın bunları demesini beklemiyordu ama sevinmişti Lara. Çünkü hanın nasıl bir yer olduğunu görmüştü. Pis, nefesi içki kokan adamlardan zorla kurtulmuştu. "Gidelim o zaman." Ella bilmese de hayatının kararını vermişti o dakika. Çünkü bir safeleten kurtulmak isterken kendini acımasız bir tanrının ellerinde bulamaktı. Kaderin, geçmişle ilgili bazı ağları vardı. Belki Basil ve Ella kader sayesinde bir kez daha birleşeceklerdi. Kim bilir?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD