Zamansız Veda...

1676 Words
Mahpeyker... Seda'nın arabasından indiğim gibi koşarak hastaneye girdim. Danışmana yöneldim. Aklım kocamda nasıl geldiğimizi anlamamıştım. Dilimden duamı hiç eksik etmedim. “Beni hastaneden aradılar eşiniz kaza geçirdi diye.” “Eşinizin ismi ne?” “Anıl Varol.” Tıbbi kayıtlara bakmasını beklerken saniyeler saatlere dönüşüyordu. Zamanın akmaması delirticiydi. Kocamla ilgili bir haber alamamak ölümden beterdi. Kalbimin sıkışıklığı bir türlü geçmiyordu. “Mahi sakin ol. Eminim Anıl iyi. Ufak bir kazadır. Hatta kaza geçiren kendi değil.” Seda beni teskin etmeye çalışsada başarılı olamıyordu. Anıl'ı görmeden içim asla rahat etmeyecekti. “Mahpeyker Varol.” Duyduğum erkek sesiyle arkamı döndüm. Biri bayan iki polis duruyordu. Korkuyla yutkundum. Polis ne alaka. Ben cevap veremeden Seda konuştu. “Buyurun arkadaşımı neden arıyorsunuz?” “Siz kimsiniz?” “Ben hem arkadaşı hem de avukatıyım. Şimdi neler olduğunu öğrenebilir miyim?” Söyleyip söylememek arasında kararsız kalmış gibiydi memur bey. Bakışlarını arkadaşımdan alıp bana döndü. “Mahpeyker Hanım lütfen benimle gelin.” “Kocam iyi mi?” Cevap vermeden arkasını dönüp yürümeye başladı. “Cevap versene bir soru sorduk sana.” Arkasından bağırsa da pek oralı olmadı. Seda sinirle koluma girip beni yürüttü. “Danışmadan kocam hakkında bilgi alacaktım.” “Polisler bize söyleyecektir.” Anıl kaza geçirmedi, kazaya tanık olmuş ya da kazaya sebep vermiş olabilir demelerini istiyordum umutsuzca. Hangisi bilmiyorum ama ne olursa olsun içim rahatlamayacaktı Anıl'ı görmeden. Polisin durmasıyla aklımdaki düşenlerden sıyrıldım. Nereye geldiğimize baktığımda karşılaştığım morg yazısıyla kaşlarımı çattım. Bakışlarım morg yazısı ve polisin yüzü arasında mekik dokudu. Algıladığım gerçek gerçek olamayacak kadar korkunçtu. “Kocam nerede? Neden buraya geldik?” “Teşhis etmeniz için.” Hayır... Hayır... Kocam ölmüş olamaz. Polis morgun kapısını açıp içeriye girdi. İçerdeki görevliye, "Trafik kazası sonucu vefat eden, Anıl Varolu teşhis etmek için eşi geldi...” Sözleri kulağımda uğuldamaya başladı. Vefat eden... Anıl Varol... “Bir yanlışlık olmalı Mahi...” Seda'yı arkamda bırakıp içeriye girdim. Metal dolaplar dışında bir şey yoktu. Odanın soğuk olması insanın bedenini üşütse de ben hiçbir şey hissetmiyordum. Görevli dolaplardan birini açıp öne doğru çekti. Raylı sistemdi. Odada yankılanan tek sesti. Polisin bakışlarını üzerimde hissetsem de dönüp bakmadım. Bakışlarım üzeri beyaz çarşafla örtülmüş bedendeydi. “Biliyorum sizin için zor ama eşiniz mi teşhis etmeniz gerekiyor.” Robot gibi başımı salladım. “Mahpeyker.” Seda'nın sesi kulağımda uğuldadı. “Açın.” Adam elini uzattığında nefesimi tutup bekledim. Avuçumun arasındaki çantamın kayışını var gücümle sıkıyordum. Örtü kalkıp Anıl'ın bembeyaz yüzü ortaya çıktığında gözyaşımla birlikte nefesimi bıraktım. “Eşiniz mi?” “Anıl...” Kayışını sıktığım çanta elimin gevşemesiyle yere düştü. Yeşil harelerimden kopan damla yanağıma yol alırken arkasından yenileri eklendi.Titreyen parmaklarımla beyaz tene dokundum. Buz gibiydi. Sıcaklığına dair hiçbir belirti yoktu. Zihnimde ölüm kelimesi kendini tekrarlamaya başladı. Kocan öldü... Kocan öldü... "Mahi iyi misin?" Seda'nın koluma dokunmasıyla kendime geldim. Başımı kaldırıp morg görevlisi ve polise baktım. Bana ciddiyetle bakıyorlardı. Dudaklarımdan çıkacak kelimeyi bekliyorlardı. "Hanımefendi eşiniz Anıl Varol mu?" Bakışlarımı yatan adama çevirdim. Evet yatan kocamdı ama... "Hanımefendi teşhis etmemiz önemli. Eşiniz mi?" Yüzünü ellerimin arasına aldım. Teninin soğukluğuyla içim üşüdü. "Anıl aç gözlerini. Bak ben geldim. Hadi aç gözlerini." Mavi harelerini yeniden görmeyi çok istiyorum. Ne kadar seslensemde Anıl açmadı gözlerini. İnkar eden tarafım bir daha mavilerini göremeyeceğini biliyordu. "Anıl aç gözlerini." Omuzlarından sarstım. "Aç gözlerini bak ben geldim. Anıl." Çığlığım morgda yankılandı. Herkes duydu ama bir tek Anıl duymadı. Sevdiğim adamı kaybetmiştim. başımı göğsüne koyup hıçkırarak ağlamaya başladım. Hıçkırıklarımın arasından konuşmaya çalıştım. "Anıl aç gözlerini." Bedenim yaşadığım acıya dayanamayarak kendini karanlığa bıraktı. •••••••• “Anıl ölmedin.” diyerek kocama sarıldım. “Biliyordum beni bırakmadığını.” Elimden kayıp gitmesin diye sıkıca sarıldım. “Mahpeyker gitmek zorundayım.” Başımı olumsuz anlamda salladım. Gözyaşlarım hızla akıp giderken tutuşumu sıkılaştırdım. “Bırakmalısın beni.” “Hayır.” diyerek itiraz ettim. Anıl başımı göğsünden kaldırdı. Yüzümü avuçlarının içine alıp yanaklarımı ıslatan gözyaşlarımı sildi. “Seni çok seviyorum Mahpeyker’im.” “Bırakma beni.” “Sende biliyorsun insanın ömrü elinde değildir. Benim vadem buraya kadar. Ama senin ömrün uzun. Acı günlerin şafağında mutluluk sizi bulacak.” “Sen yoksan mutluluk da yok bize.” “Gitmeliyim.” “Gitme Anıl beni bırakma.” “Güçlü olmalısın Mahpeyker. Zorlu günler seni bekliyor.” Kocamın peşinden gidemedim. Ayaklarım yere çivilenmiş gibi çakılı kaldım. “Anıl gitme.” Elimi uzattım tutması için. Elimi geri çevirmeyen adam bu sefer tutmadı. “Gitme.” Gözlerimi dakikalardır beyaz tavana dikmiş hissizce bakıyordum. Acı dolu günlerimizin yeni başladığını bilmiyordum. Anıl rüyamda güçlü olmam gerektiğini söylemişti. Onsuz geçecek günlerimiz için mi yoksa bizi bekleyen zorluklar için mi? Hayatın bize ne acılar getireceğini bilmiyordum ama kızım için güçlü olmam gerektiğini biliyorum. Polisin sözleri kulaklarında çınlarken Anıl'ın renksiz yüzü gözümün önünden gitmiyordu. Kendime geldiğimden beri gözlerim kuru bir çöl gibiydi. İçimde fırtına koparken dışım hissizdi. Sanki uyuşturulmuş gibiydim. Anıl'la birlikte bende ölmüştüm. Anıl'ın ölümü çok ani olmuştu. İkinci çocuğumuzu planlarken ölüm planlarımız arasında yoktu. Kimse ölümü planlamaz. Evet hayatımızın bir parçası ölüm. Bunu kimse reddedemez. Bende reddetmiyorum. Gerçekleştirmeyi bekleyen çok hayalimiz vardı. Sadece kızım ve ben değil hayallerimizde öksüz kaldı. Anıl benim her şeyimdi. Öz babamdan görmediğim sevgiyi, güveni vermişti. Öz abimin yapması gereken abiliği yapmıştı. Anıl sadece kocam değildi yeri geldi abi oldu yeri geldi baba oldu... Kısaca benim her şeyim oldu. Tüm varlığımı kaybetmiştim. Anıl'dan bana kalan kızımız Aysima. Ben ona babasının öldüğünü, bir daha göremeyeceğimizi nasıl söyleyeceğim. Ya Aysima öğrendiyse... Yatağım yerden doğrulduğumda Seda odaya girdi. “Sonunda uyan...” “Aysima biliyor mu?” “Hayır öğrenmedi merak etme.” “Benim kızımı görmem lazım.” Ayağa kalkacakken omuzlarımdan tutarak engel oldu. “Mahpeyker lütfen sakin ol. Biliyorum çok zor ama Aysima'ya babasının öldüğünü anlatmak zorundayız.” “Nasıl söyleyeceğim ben kızıma baban öldü diye.” Şu ana kadar gözyaşları akmayan ben hıçkırıklara boğuldum. Seda beni sakinleştirmeye çalışsada bir kere açılan muslukları kapatmak zordu. “Aysima çok küçük. Ölümü anlayacak yaşta değil.” Dedim kekeleyerek. “İkiniz için zor olacak ama birlikte atlatacaksınız. Ben babamı kaybettiğimde Meslekten iki yaş büyüktüm. Başta yokluğunu kabul etmekte zorlanıyorsun, zaman ilerledikçe acın azalmasa da alışıyorsun. Kızın için güçlü olacaksın.” Hastane dönüşü her şeyden habersiz kızım benim karşıladı. Benim aksine kızımın yüzü gülüyordu. Mutluluğunu elinden alacak olmanın acısı gözlerimi dolduruyordu. “Annecim hoş geldin.” Boy hizasında eğilip kucakladım. Kızım görmeden itaatsiz gözyaşımı sildim. “Hoş buldum annecim.” Kucağımda içeriye girerken ben yokken yaptıklarını anlatmaya başladı. Bizi Belgin teyze karşıladı. “Hoş geldiniz.” Sesi kırıktı, gözleri kızarmıştı. “Hoş bulduk Belgin teyze.” Kızım kucağımda koltuğa oturdum. Hız kesmeden yaptıklarını anlatan kızım bir anda susup kucağımdan indi. Koşturarak yanımızdan ayrıldı. Belgin teyze Aysima'nın ayrılmasıyla elimi tuttu. “Çok üzgünüm kızım başın sağ olsun.” Boğazıma oturan yumruyu yutkundum. Kızım ağladığımı görmemeliydi. “Yıllar önce benim geçtiğim sınavdan şimdi sen geliyorsun.” derken gözlerindeki acı ilk günkü acı kadar tazeydi. İlk tanıştığımızda anlayamamıştım acısını. Aynısını yaşayınca insan tanıyormuş. “Sen şanslısın. Destek olacak, acını paylaşabileceğin insanlar var hayatında. Ben kocamı kaybettiğimde yapayalnızdım, sadece kızım vardı. Onun için ayakta kaldım. Kızın için güçlü olmak zorundasın. Biz anneler kendimizden önce yavrumuzu düşünürüz. Acımızı içimize atar onun için mutlu olmaya çalışırız.” “Haklısın Belgin teyze.” Aysima elinde resim defteriyle geldi. “Sana yaptığım yesimleyi gösteyeceğim.” “Bakmayı çok isterim. Benim akıllı kızım ne çizmiş.” Büyük bir hevesle defterinin yapraklarını çevirdi. Bir sayfaya babasını, beni ve kendini çizmişti. Başka sayfada babasını bizden uzakta çizmişti. Ve yanında biri erkek diğeri kadın iki kişi vardı. Kaşlarım çatıldı. “Annecim çok güzel olmuş. Bu baban değil mi?” Parmağımla gösterdim. Başını sallayarak onayladı. “Evet annecim.” “Neden bizden uzakta.” “Çünkü bizi bıyaktı.” Sesi küskün çıkmıştı. Babasına küsmüştü. Aysima’nın çenesinden tutup bana bakmasını sağladım. Mavileri dolu doluydu. “Annecim babanın bizi bıraktığını nereden çıkardın.” "Rüyamda göydüm. Bana dedi ki; kızım ben annemle babamı çok özledim. Aytık onlayın yanında kalacağım. Annen sana emanet. Anne babam biy daha gelmeyecek mi?” Umutla bakan bakışlarına hayır gelmeyecek demek çok acımasızcaydı. “Baba cennete annesinin ve babasının yanına gitti. Gittiği yerden dönmesi imkansız.” dediğimde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Başını göğsüme yasladığımda hıçkırarak ağlamaya başladı. Susturmadım. İçini dökmesini istedim. “Ben babamı istiyoyum.” diyerek ağladı. Kızımla birlikte ayağa kalktım. Seda peşimizden geleceğini Belgin teyzenin onu durdurmasından anladım. “Gitme yalnız kalmaya ihtiyaçları var.” Benim odama götürüp yatağıma yatırdım. Yastığa babasının kokusu sinmişti. Yastığı kucaklayıp ağlamaya devam etti. Benim gözyaşlarım ise sessiz aktı. Aysima'm canım kızım. Ben ona babasının ölümünü nasıl açıklayacağımı düşünürken o çoktan bir rüyadan çıkarım yapmıştı. Kızım yaşıtlarından çok akıllı ve olgundu. Ertesi gün... Anıl'ı dualar eşliğinde üzerine atılan toprağı biraz ötede kızımla birlikte izledim. Gece bizim için zorlu geçmişti. Aysima kabuslarla uyanıp durdu. Sakinleştirmek çok zor olmuştu. Anıl'a duasını eden baş sağlığı dileyerek mezarlıktan ayrıldılar. Çok az sayıda insan kalmıştı. İş yerinden arkadaşları da gelmişti. “Tekrardan başınız sağ olsun. Bir şeye ihtiyacınız olursa çekinmeden söyleyin lütfen.” Adamı tanımıyordum. Anıl eve geldiğinde işten bahsetmeyi sevmezdi. İşte sizi özlüyorum bir de eve geldiğinde anlatarak zaman kaybetmek istemiyorum derdi. “Siz.” “Anıl'ın şirketten arkadaşı Mustafa.” Ceketinin cebinden çıkarttığı kartı uzattı. “Lütfen bir şeye ihtiyacınız olduğunda arayın.” “İlginize teşekkür ederim ama gerek olacağını zannetmiyorum.” diyerek nazikçe geri çevirdim. Adam ısrar edince mecburen aldım. Anıl'ın mezarına geldiğimizde Aysima elimi bırakarak dizlerinin üzerine çöktü. “Babacım ben geldim.” Küçücük elleri toğrağı sevdi. Babasını sever gibi. “Seni çok özledim babacım.” Başımı gökyüzüne kaldırıp gözyaşlarımı geriye ittim. Allah'ım sen bana güç ver. Omzumda hissettiğim elle başımı indirdim. Seda elindeki çiçekleri bana uzattı. “Annecim.” Kızımın yanına diz çöktüm. “Babanın en sevdiği çiçekleri toprağın üzerine bırakalım.” “Tamam annecim.” Çiçekleri annemlerin mezarına da koydum. Ellerimi açtığım sırada kızımda benimle birlikte açtı. Onun tekrar edebilmesi için yavaş ve sesli okudum dualarımı. Birlikte amin dedik. “Sevgilim gözün arkada kalmasın. Kızımıza çok iyi bakacağım.” Bakışlarımı kızıma çevirdim. “Gidelim mi kızım.” “Biyaz daha kalalım anne.” “Yine geliriz birtanem.” Başını salladı. Mezarlıkta fazla kalmasını istemiyordum. Ben bile mezarın soğukluğuna dayanamıyorken kızımın dayanmasını beklemek doğru değildi. “Yine geleceğim baba. Seni çok seviyoyum.” Kızım uzattığım elimi tuttu. Arkamızı döndüğümde geçmiş karşımda duruyordu. Ailem...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD