Gece, Kuzey’i göğsüne öyle bir bastırmıştı ki, çocuğun sarı kazağının yumuşak dokusu Gece’nin çenesine batıyordu. Bakışlarında bir damla dahi tereddüt yoktu. Mermer zeminde bastonunu düşürmüş bir heykeli andıran Asaf Bey’e ve basamakların dibinde dizlerinin üzerine çökmüş vaziyette titreyen Karan’a son bir kez baktı. Gözleri, ardına kadar kilitlenmiş bir kalenin demir kapısı gibi kapkaranlıktı. Kuzey, annesinin boynuna sarılırken küçük başını hafifçe kaldırmaya, o yabancı adamlara bir daha bakmaya yeltendi: "Anne, amca niye yere oturdu? Canı mı acıdı?" "İçeri giriyoruz bebeğim," dedi Gece. Sesi sakin, kadife gibi pürüzsüz ama Asaf Bey ile Karan’ın kulaklarını sağır edecek kadar mesafeliydi. "Sadece rüzgâr çıktı. Hadi, babanın Milano’dan getirdiği yeni boya kalemlerine bakalım." Babanın

