Tül perdenin arkasındaki karanlıkta Gece’nin kalbi adeta kaburgalarını parçalıyordu. Parmak uçları buz kesmiş, sırtı yatak odasının soğuk duvarına yapışmıştı. Nefesini tuttu; ciğerlerine batan her hava zerresi ona tehlikenin büyüklüğünü fısıldıyordu. Gözlerini perde aralığından ayırmadan saniyeleri saydı. Aşağıda, demir parmaklıkların ardında yükselen o gölge kıpırdamıyordu. Karan, başını hafifçe yukarı kaldırmış, az önce Gece’nin çekildiği o karanlık pencereye kilitlenmişti. Göl rüzgârı adamın açık yakalı siyah gömleğini dalgalandırıyor, gecenin pusunda yalnızca o vahşi, heybetli silueti seçiliyordu. Karan bir adım attı; çakıl taşlarının hafifçe ezilme sesi villanın avlusunda yankılandı. Elini ferforje kapının soğuk demirine uzattı. Parmakları metale değdiği an duraksadı. Sanki görünmez

