BÖLÜM 12 : Düello

1471 Words
Gerginlik içinde, oluşturduğumuz dairenin ortasına doğru adım attım. Herkesin gözlerini üzerimde hissediyordum ve bu durum beni öfkelendiriyordu. Kendime kızıyordum. Çünkü Alpaz’ın oyununa düşmüştüm. Başından beri bakışlarını bilerek üzerime dikmiş, beni konuşmaya zorlamıştı. Konuştuğum anda ise sesini öyle bir tonda yükseltmişti ki, aramızdaki gerginliği herkes hissetmişti. Böylece eğitmenlerin de dikkatini çekmeyi başarmış ve bizi dövüşe davet ettirmişti. Planı kusursuz işlemişti. Ve ben, farkında olmama rağmen, buna engel olamamıştım. Aptal gibi hissediyordum. Ama artık yapacak bir şey yoktu. Dövüşmeyi reddedemezdim. Elimdeki tahta kılıcı sıkıca kavrayarak Alpaz’ın karşısına geçtim. Aramızda duran eğitmen, önce bana, sonra ona baktı. Alan sessizdi. Herkes nefesini tutmuş, bizi izliyordu. “Tamamdır,” dedi eğitmen, “başlayabilirsiniz.” Sonra özellikle Alpaz’a dönerek ekledi: “Yine de dikkatli olun. Kimseye kalıcı zarar gelmesini istemem.” Bu söz, içimdeki öfkeyi alevlendirdi. Uyarının aslında bana değil, Alpaz’a yapıldığını herkes fark etmişti sanki sırf kadın olduğum için beni korumak istiyormuşçasına söylenmişti. Sanki onun karşısında aciz kalacakmışım gibi. Tam o anda Alpaz eğitmeni kafasıyla onayladı. Ben de gözlerimi ondan ayırmadım. Burnundaki sargı ve yüzündeki morluk dikkatimi çekti. Hepsi benim eserimdi. O yüzden bana bilenmişti. Ve belli ki bu dövüş onun için bir fırsattı. Ama bu beni korkutmuyordu. Tam aksine, içimde kararlılığı daha da artırıyordu. Madem dövüşmek istiyordu, onunla dövüşecektim. Onu bir kere yenmiştim. Yine yapabilirim. Elimdeki tahta Saver kılıcı sıkıca kavradım. Hafifliği ve dengesi, bana Solvenya’da alışkın olduğum hisleri hatırlattı. Tek elle tutmaya uygun, kavraması rahat bu kılıç, hızlı ve çevik hamleler için idealdi. Sol ayağımı hafifçe geriye attım, bedenimi dengeledim ve kılıcımı dikkatle havaya kaldırdım. Karşımda Alpaz da aynı pozisyondaydı; gözlerindeki kararlılık ve heyecan dikkat çekiciydi. Ama bu heyecan, gerginlikten değil; bana saldıracak olmanın verdiği adrenalin ve kendine güvenden kaynaklanıyordu. Her hareketi, her bakışı bana meydan okuyor gibiydi. Salon, eğitmenin “Başla!” sesiyle yankılandı. Eğitmen birkaç adım geriye çekilip bizi izlemeye koyuldu. Önce birbirimizi süzdük; duruşlarımızı ayarladık, hemen hamleye geçmedik, adeta birbirimizi tartıyorduk. Alpaz kılıcını önümde sallıyordu. Sanırım niyeti hem beni korkutmak hem de şov yapmaktı. Dikkatimi çeken bir şey vardı: Uzun boyluydu ve gövdesini öncelikli olarak koruyordu. Eğer başta onun hizasında hamleler yapıp sonra bacaklarına yönelirsem, belki maçı kısa sürede bitirebilirdim. Kafamda planlar kurarken, Alpaz aniden hamle yapmaya karar verdi. Sağ ayağını hafifçe öne attı ve kılıcını bana doğru yoklarcasına uzattı; kesme değil, gövdeme doğru saplama tehdidi. Elimdeki kılıçla hızla kılıcına çarptım ve savunmamı gerçekleştirdim. Hafifçe gülümsedi; çevredekiler de gülmüşlerdi. Sola ve sağa hafif adımlar attık, birbirimizi ölçüyorduk. Bu sefer ben öne atıldım ve kılıcımı onun gövdesine doğru soldan sağa kesme şeklinde savurdum. Alpaz geri kaçtı. Ama ardından kılıcını hızla kaldırıp bana doğru indirdi; ben de elimdeki kılıcı havaya kaldırıp ona karşılık verdim. Güçlüydü, bu darbeye karşı sadece kılıcı kaldırmak yetmezdi. Kılıcımı çarpışma anında hemen yana ittim ve savunmamı sağlamlaştırdım. Duruşunu düzeltti ve yeniden bana doğru bir kılıç darbesi indirdi; bu sefer sol tarafımdan geliyordu. Kılıcımı iki elimle kavradım; böylece gücümü daha verimli kullanabilecektim. Şu anda mantıklı olan tek şey savunma yapmaktı. Çevredeki insanların kıkırdama ve heyecan dolu seslerini hissedebiliyordum. Maç, ilgilerini çekmiş olmalıydı. Alpaz yeniden bana doğru bir kılıç darbesi indirdi. Kılıcımın kabzasını iki elimle kavradım ve karşı koydum. Kılıçlarımız çarpıştı; tahta kılıçların çıkardığı tok ses salonda yankılandı. Bir süre bu şekilde direnmek istedim ama güç dengesizliği karşısında mümkün değildi. Kendimi yana çektim ve kılıcım yine yana düştü. Tam o anda, Alpaz’ın gövdesinde bir açıklık fark ettim. Hemen saplama hamlesini yaptım. Alpaz beklemediği bir anda olmuş olmalıydı; aniden geri çekildi, hafifçe irkildi. Çevreden birkaç “Hadi be!” sesi yükseldi; heyecanları hissediliyordu. Eğitmen kısa ve net bir şekilde, “Çok iyi,” dedi. Bu Alpaz’ı kızdırmış olmalıydı. Duruşunu dikleştirdi, gözleri karardı. Bir süre birbirimize sertçe darbe üstüne darbe indirdik; sonra eğitmen tekrar seslendi: “Devam!” Alpaz, bu sefer kılıcını kontrolsüzce bana savunmaya çalıştı. Ben de olabildiğince kendimi savunuyordum, ama onun boşluk bırakmayan darbelerini takip etmek zordu. Aramızda belli bir mesafeyi korumaya çalıştım; çünkü bana fazla yaklaşırsa, boy ve güç farkı yüzünden işim zor olabilirdi. Bir anda bana yandan bir darbe indirdi; kılıcımla karşılık verdim. Ama niyeti beni yenmek değildi; sanki benimle oyun oynuyordu. Kılıcını çekmedi ikimizin kılıcı da temas hâlindeydi. Sonra kılıcı kavrayıp güçlü bir şekilde üzerime doğru gelip kılıcımı ittirmeye başladı, ister istemez geriye doğru adımlar attım. Geriye birkaç adım attıktan sonra eğitmen, “Alpaz, tamam,” dedi. O kadar uzun süre itmişti ki, neredeyse arkamda kalan insanların üstüne çıkacaktık. Eğitmen, “Tekrar ortalayın,” dedi. Biz de ağır ağır, derin nefes alarak tekrar dövüş alanının ortasına geçtik. Kılıcı sol elime aldım, diğer elimi açıp kapattım; kısa bir dinlenme molası vermek istemiştim. Sonra tekrar sağ elime geçtim. Kılıcı kaldırdığım anda Alpaz karşımda durdu ve alaycı bir tonla, “İstersen sol elimi arkamda saklayabilirim,” dedi. “Sadece tek elimle dövüşürüm. Böylece şartlar biraz daha eşitlenmiş olur. Ne dersiniz?” Söylediklerini bana değil, topluluğa hitap ederek ifade etmişti. Eğitmen bana baktı ve hafifçe başını sallayarak, “Aslında güç dengesini eşitlemek için mantıklı olabilir,” dedi. Çevredeki askerler de onaylar gibi kafalarını salladı, mırıldanmalar başladı. Bu durum içimde bir öfke kıvılcımı çaktı. Tek istediği şey beni küçük düşürmekti. Eğitmene dönüp ciddiyetle, “Madem istediğimiz gibi kuralları değiştirebiliyoruz, ben de bir kural ekleyebilir miyim?” dedim. Herkes dikkatle bana bakıyordu. Elimdeki tahta kılıcı havaya kaldırıp, sertçe söyledim: “Gerçek kılıç kullanalım. Kanı ilk akan kaybeder.” Salonda bir sessizlik hâkim oldu. Herkes bana şaşkınlıkla bakıyordu. Alpaz bile gözleri hafifçe büyümüş, dikkat kesilmişti. İnsanlar birbirlerine bakıyor, fısıltılar yükseliyordu; ama ben ciddiydim. İki elini kullanmayacağını bildiğimden, basit bir şekilde onu yenebileceğime inanıyordum. Ayrıca böyle bir teklifle saygı kazanacağımı da düşünmüştüm. Eğitmenin gözlerine baktım: “Olmaz mı?” dedim. Ardından Alpaz’a döndüm: “Tabii korkmazsan,” ekledim. Çevredeki askerler tekrardan heyecanla gülüşmeye başladılar. Eğitmenler birbirine şaşkın bakışlar attı; sonra kabul ettiler: “İkiniz için de uygunsa neden olmasın?” Alpaz yüksek sesle bağırdı: “Olur! Gerçek bir dövüş izlemek ister misiniz?” Ve çevredeki askerlerden coşkulu tezahüratlar yükseldi: “Evet! İşte bu!” Elimize gerçek kılıçlar verildi ve alan biraz daha genişletildi. Yeniden savaş alanının ortasında durduk. Bu kez kendime güvenen bir ifadeyle Alpaz’ı süzdüm. O, sol elini arkasında saklamış, sağ eliyle kılıcı kavramıştı; yine gövdesini öncelikli olarak koruyordu. Eğitmen tekrar “Başla!” dedi. Hemen gardımızı aldık, nefeslerimiz hızlandı. Kılıcımı iki elimle sıkıca tuttum ve Alpaz’a baktım. O da hazırdı; sağ eliyle kılıcını kavramış, sol elini arkasında saklamıştı. Bu, onun gücünü ve dengesini koruma stratejisiydi. Kullandigimiz kılıçlar yine de gerçek değildi kimsenin ölmesini istemezdik ama uç kısımları gerçekten sivriydi fazla derin olmasa da kesik açabilirdi. İlk hamleyi ben yaptım. Hızla öne atılıp kılıcımı onun gövdesine doğru soldan sağa savurdum; o kılıcını kaldırıp darbeyi engelledi. Temas anında birden kesişen kılıçlarımızın altından geçtim, şimi Alpaz'ın arkasında kalmıştım. Arkasından dizinin arkasına tekme attım düşmedi ama sendeledi ve hemen önüne döndü. gülerek bu sefer değil dedi ve üzerime atılıp kılıcını savurdu. Kılıçlarımız yine çarpışmıştı ama bu sefer kılıcını kullanarak kılıcımı tüm gücüyle ittirdi Tüm gücüyle ittirdiğini düşünüyorum. Çünkü ittirirken zorlanırcasına ve tüm gücünü kullanırcasına bağırdı ben geriye doğru sendeleyip düştüm. Yere düşerken kılıcımı zemine paralel tuttum, bedenimi kullanarak geriye doğru güç alarak kendimi iitirdim ve geriye doğru hızlı bir takla ile hemen kendimi toparlayıp doğruldum. İnsanlar şaşırmıştı; manevram, düşüşü bir savunma fırsatına çevirmeme olanak sağlamıştı. Arkamda kalan masayı fark ettim tek elimi masaya koyup kendimi masanın diğer tarafına attım masa Alpaz ile benim aramda kalmıştı dövüş alanından çıkmıştık odanın tamamı savaş alanımızdı Şaşırmıştı ve ne yapacağımı anlamamıştı. Ben ise masanın kenarında duruyordum. Alpaz ne yapacağımı anlam veremeden elinin tersiyle yüzüne sildikten sonra bana doğru emin adımlarla İlerlemeye başladı. Bana yeterince yaklaştıktan sonra önümdeki masayı hızlıca ona doğru ittirmeye başladım. Masa ona çarpmıştı ve bana karşı hiçbir kılıç darbesi kullanamadan geriye doğru sendeledi ve yere düştü. bu kısa anlık üstünlük bizim için nefeslik bir fırsattı. Masanın üstünden atlayıp onun üzerine bir gölge gibi çökmüştüm. Kılıçlarımız yeniden çarpıştı; Bu sefer o yerdeydi ben ise diz çökmüş yukarıdan kılıcımı bastırıyordum Artık resmen titriyordu. Tek elini kullandığı için çok yorulmuştu. Birazcık daha ona kılıcımla baskı yaparsam artık dayanacak gücü kalmayacaktı. Diye düşünmüştüm. Tam o sırada gücünün tükendiğini düşündüğümde kılıcıyla kılıcımı yana doğru iktirdi. Kılıcım yana savrulmuştu. Artık ben de çok yorulmuştum. Kılıcımı tekrardan kaldırıp ona savuracağım anda birden yüzüme bir darbe aldım. Dirseğiyle mi, kılıcının arkasıyla mı yaptığını göremedim. Ama yüzüme aldığım darbe sonucunda ondan resmen sürünerek uzaklaştım. Kılıcım hala elimdeydi, asla bırakmazdım.Aldığım darbe canımı çok acıtmıştı. Nerede olduğunu bile kestirememiştim. Ama kılıcımı daha fazla yerde kendimle beraber tutmak istemiyordum. Çünkü kılıcımın üstüne basabileceği ihtimali aklıma geldi. Ve son bir güçle kendimi, bedenimi döndürüp kılıcımı havaya savurduğum an kılıcım onun kılıcıyla çarpıştı. Canım hala yanıyordu ve karanlık lekeler görüyordum. Ama yine de Kanımın son damlasına kadar Direniyordum. Tam bu sırada, kılıçlarımız yine kenetlenmiş, nefes nefese ve göz göze gelmişken, keskin bir ses yankılandı: “Yeter artık!” Herkes bir anda sessizleşti. Sesin sahibi Kral Valen’di. Etrafındaki herkes saygıyla önünde eğildi. Biz nefes nefese, hırçın ve kızgın bakışlarla ona karşı duruyorduk; çünkü kazanacağımızdan emin olduğumuz bir anda, bu müdahale zaferimizi bölmüş gibiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD