EYLÜL Kendi çığlığımın yankısı kulaklarımda uğulduyordu. Gözlerim kapalıydı ama zihnim, içeride yaşanan fırtınanın enkazını topluyordu. Sancak’ın ağırlığı üstümde, nefesi boynumda sıcak ve ıslak bir mühür gibiydi. Bedenim yorgun, tükenmiş ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde canlanmış hissediyordu. Kendime verdiğim tüm sözler nereye kaybolmuştu? Bedenimin acısından çok, beynimin arka planında yankılanan suçlama sesi yakıyordu canımı. Güya ona direnecektim. Onu bir araç olarak kullanacaktım. Güç oyununda masada olacaktım. Peki ne oldu? İki öpücük, birkaç sert dokunuş ve birkaç iltifat karşısında bütün zırhım eriyip gitmişti. Ona söylediğim kelimeyi bile, bir hakaret olarak değil, bir unvan olarak kabul etmişti resmen. Tüm gece fısıldadığı sözler beynimde dönerken, bir yandan midemi bu

