EYLÜL Güneş, perdenin aralığından artık tam olarak süzülüyor, odanın ortasına parlak bir dikdörtgen çiziyordu. Gözlerimi sızlanarak yeniden açtım. Bedenim dün gecenin izlerini taşısa da, derin ve yorgun sızlama yerini daha katlanılabilir bir ağrıya bırakmıştı. Isırdığı yerler bile içten içe sızlıyordu yemin ederim. Sanki dişleri hala üzerimdeydi. Başımı kımıldattığım an, Sancak'ın uyanık olduğunu ve beni izlediğini fark ettim. Bir kolu hala göğsümün üzerinde, diğeriyle saçlarımı okşamaya başladı. Yüzünde normalde görmeye alışık olduğum o keskin ve hesapçı ifade şimdilik tamamen silinmişti. Tuhaf bir şekilde daha huzurlu ve yumuşak bir ifade vardı. Sanki dün geceki savaşın ardından, bir limana sığınmış gibiydi. “Günaydın, uykucu,” diye fısıldadı. Sesi, her zamanki tok ve emir veren to

