5.Bölüm: “Yeni Arkadaşlar”
Sare Elçi…
Mahalleye taşınalı bir ay olmuştu. Her yeri öğrendim mahallede, annemde çok sevdi yeni yaşadığımız mahallemizi. Hatta güne bile katıldı komşularla. Kevser teyze ve Döne abla harika insanlar. Annemi hiç yalnız bırakmadılar her gittikleri yere götürüp insanlarla tanıştırdılar. Evlerine misafir gelince yine annemi çağırıp mahalleli ile iyice kaynaşmasını sağladılar.
Benim cephede de işler aynı. Bazen anneme ya da Kevser teyzeye takılıp komşuculukla vakit geçirdiğim oldu. Laçin teyze ve gelini Gül abla ile bir tık daha sami oldum. Gül abla hamileydi ve el üstünde tutuluyordu. Ailenin ilk torunu yolda. Cinsiyetini henüz belli değil, ilk ayları hamileliğinin. Barlas'la ara ara karşılaşıp ayak üstü hal hatır sorup konuştuğumuz oldu ancak genelde kısa kestim. Sayfasında ki kızları gördüğümden beri nasıl olsa bana bakmaz, kendini sorumlu hissetmesin bana karşı diye kolay kolay aynı ortamda bulunmuyorum onunla.
Bir akşam Gül abla beni aradı ve;
“Sare hazırlan mahallenin gençleri Barlas'ın mekanında buluşmuş, bizde gidelim. Birazdan alırım seni,” dedi.
“Abla ben gelmesem olur mu? Kimseyi tanımıyorum zaten ortamı bozmayayım.” diye bulduğum ilk bahaneyi söyledim. Ancak işe yarayacak gibi görünmüyordu çünkü Gül abla ısrar etti;
“Saçmalama zaten sen tanış diye hepsini bir araya topladık! Hadi itiraz istemiyorum, hazırlan çabuk!” deyince, fazla itiraz edersem dikkat çeker düşüncesi ile;
“Ayy abla beni yine baştan çıkardın… Sana hayır demek çok zor. Tamam geliyorum,” dedim ve hazırlanmaya başladım.
Anneme;
“Gül abla ile Barlas'ın restauranta gideceğiz, mahallenin gençleri oradaymış beni de davet ettiler,” dedim.
Canım annem;
“İyi düşünmüşsün kızım, arkadaşlık et herkesle. Gül'e ve Barlas'a selam,” deyince hemen hazırlanmaya başladım.
Siyah pantolon-tunik ikili takım giydim. Pantolon bol paça ve tunik boyu dizlerimde. Tuniğin sağ tarafında boydan boya fermuar vardı ama sadece aksesuar görevi görüyordu. Açılıp kapanmıyor, taş renginde olduğu için bende aynı tonda desensiz tek renk türban yaptım. Siyah ve taş rengi birbirine çok yakıştırırım. Sonra, ‘ay içimden geldi’ deyip gözüme kalem çektim, biraz da rimel sürdüm. Aynada son kez kendime baktım, artık hazırım evet deyip anneme ‘çıkıyoruuumm’ diye seslenip önce evden sonra binadan çıktım.
Binanın önünde beklerken Mercedes spor kasa bir araba önümde durdu. Kim olduğunu anlamadığım için başımı çevirdim, sonra kornaya basıp camı indirince galiba beni tanıyan biri diye baktım.
Gül abla;
“Sareee, hadi gel canım.” deyince hızlıca arabaya yaklaştım. Binmeden önce camdan içeri bakıp;
“Ablaaa bu arabaya aşık olabiliyor muyuuuzz!?” dememle kahkaha attı ve;
“Sahibine aşık olabilirsin hayatım, arabayı boşver atla hadi!” dedi.
“Ayy zaten sahibine yani sana gönlümü kaptırdım,” deyince kıkırdadı Gül abla. Neden böyle tepki verdi anlamadım. Aslında sürekli derdim Gül ablaya sana aşığım diye. Çok sevdim, çok cana yakın biriydi çünkü.
Arabaya bindim ve Gül ablanın harika müzik seçimleri ile yolda ilerlemeye başladık.
“Araba harika gerçekten yol tutuşu süper,” dedim.
“Araba ile ilgili görüşlerini bana değil, Barlas'a ilet canım… araba onun. Sabah motorla gitti işe bizi çağırınca bu arabayla gelmeyi şart koştum, inleyerek evet dedi ama içi içini yiyordur eminim!” demesiyle az önceki lafıma neden o şekilde kıkırdayarak cevap verdiğini anladım.
Bu çocuk restauranttan ne kadar kazanıyor da böyle bir araba almış acaba diye düşünmeden edemedim.
“Eveettt mekana geldik, Barlas kalp krizi geçirmeden geldiğimizi görsün de içi rahat etsin!” diyen Gül ablanın sesiyle düşüncelerimden çıktım.
Gülümsedim;
“Abartma abla, gayet iyi kullanıyorsun arabayı da biraz şey…” dememle hızlıca bana döndü
“Neyy?”
“Müzik seçimlerin idare eder vaziyette, acilen değiştir içim kıyıldı… gıy gıy gelene kadar.” dedim.
Eliyle şaka yollu omzuma hafifçe vurdu;
“Hamileyim ben öyle hop bidi hop bidi müzik dinletemem çocuğuma!” gözlerimi devirdim ama Gül abla o sırada arabadan indiği için görmedi. Son zamanlarda üç cümle kuruyorsa ikisi ‘hamileyim ben’... Neyse onun çarşı karışık olur böyle şeyler.
Arabadan bende indim ve gördüğüm restaurantla şok oldum. Çok çok ve daha çok lüks aşırı lüks bir mekandı. Bulunduğu semtten dolayı lüks bir yer bekliyordum zaten ama böyle üç katlı sadece cam duvarlarla çevrili, bol ışıklı bir mekan hiç aklıma gelmemişti. Kapıda vale hizmeti ve hem açık hem kapalı otopark alanı vardı.
İçeri girdiğimizde neredeyse tüm masalar doluydu. Karşılama için beş personel hazır bekliyordu. Bizi görünce içlerinden biri hemen yaklaştı ve;
“Sizi en üst kata yönlendireyim Gül hanım, Barlas beyler orada,” dedi.
Gül abla önde ben onun bir adım gerisinde yine tamamen camdan ve yuvarlak olan asansöre bindik. Her detayı harika düşünülmüş bir mekan. Barlas gerçekten zevkli biriymiş. Yukarı çıkarken farkettiğim bir detay daha oldu, mekanın her tarafı cam olduğu için en alt katta yemek yiyenler bile boğaz manzarasını görebiliyor. Bu kadar güzel, nezih ve lüks bir mekan beklemiyordum. Barlas'ın işler gayet yolunda demek ki…
En üst kata çıktık, burası da aşağısı gibi dolu. Mekanın teras katı. Gül abla beni terasın en ucuna yönlendirdi;
“Bizimkiler hep burada oturur, o masa onlara nikahlı sanki, hep aynı yerde toplanırlar.” lafına elimde olmadan güldüm, o an başımı çevirdiğimde yüzümdeki gülümseme ile Barlas’la göz göze geldik.
Hemen ayağa kalkıp karşıladı bizi. Gül abla kocasının yanına oturdu. Kalan iki boş sandalyeyede Barlas ve ben yan yana oturduk.
Sırayla masada ki arkadaşlarını tanıştırdı Barlas. Hepsi birbiriyle nişanlı ya da sözlüymüş.
Hakan ve Sıla, Aslan ve Meyra, Toprak ve Özlem, Gül abla ve eşi Serkay abi. Sadece Barlas’la ben grubun sapı olarak kaldık. Kimse dile getirmedi ama bariz göze batıyorduk bence.
Arkadaşlarla sohbet ortamı devam ederken bir ara herkes kendi arasında konuşmaya daldı. Tabii herkes çift olunca kaçınılmaz bir durum. Masada akşam yemeği yok, biz yemeği yemiştik geç katıldık bu gruba. Çay ve yanında cips, kuruyemiş tarzı atıştırmalıklar vardı.
Ağzıma bir tane badem attım o sırada Barlas sandalyede yönünü bana doğru döndü ve;
“Sare sana karşı bir yanlışım mı oldu?” diye sordu.
Şaşırdım, beklemiyordum;
“Yoo bunuda nerden çıkardın?” dedim.
“Sanki benden kaçıyor gibisin. Mecbur kalmasan konuşmayacaksın benimle, çoğu yerde gördüğün halde görmemezlikten geldin beni. Numaranı istemem seni rahatsız mı etti yada farkında olmadan sana bir saygısızlık mı yaptım?”
Yutkundum.. Nasıl fark etti?
“Hayır Barlas… saçmalama yok öyle bir şey, yani galiba farkında olmadan ben sana saygısızlık yapmışım özür dilerim, rahatsız olmuyorum senden için rahat olsun.”
“Sare ben eski askerim söylemiştim bunu sana değil mi!?”
“Evet ama konuyla ne alakası var?”
“Yani normal askerlerin aldığı eğitimler bize şu an ağzına tıktığın çerez gibiydi.”
“Anlamadım ki konuyla ilgisi ne?”
“Sarecim demem o ki; o aldığım eğitimler ve girdiğim sorgular sayesinde kim yalan konuşuyor hemen anlıyorum. Beni hafife alma! Eğitimli eski bir asker olduğumu unutma!”
“Ta.. Tamam…”
Uffff, ben neden kekeledim yahu!?
Barlas sandalyesinde arkasına yaslandı. Ben hâlâ panikten görmemiş gibi çerez yiyordum. Masanın üzerindeki telefonum çaldı. Ekranı bende Barlas'ta görüyorduk;
Elif - Şems Veli yazıyordu…
Çocukların adını ve velisi kimse onu yazıyordum unutmamak için. Telefonu alıp terasın dışına doğru ilerledim. Sigara içen bir kaç kişi vardı sadece..
“Efendim,” deyip cevapladım.
“Sare Hanım çok özür dilerim bu saatte arıyorum sizi. Eski öğrenciniz Elif’in babasıyım Şems, hatırladınız mı?”
“Evet Şems bey numaranız kayıtlı, buyrun Elif iyi mi bir sıkıntı yok umarım.”
“Sizi özlemiş konuşmak istiyor.”
“Yaaa kıyamam… tabii konuşalım bende onu özledim,” dedim.
Elif'in annesi kanserden vefat etmişti, ilk tanıştığımızda henüz beş yaşında ve içine kapanık bir çocuktu. Okulda onunla özel durumundan dolayı biraz titiz yaklaşmıştım ve o sene dönem sonunda artık cırcır böceği gibi olmuş bıcır bıcır konuşuyordu. Babası bu durumu fark ettiği için iki sene üst üste anasınıfına göndermişti, hemen birinci sınıfa başlatmadı. Dolu dolu 2 sene geçirmiştim Elif'le, annesinin acısına bir nebze de olsa alıştı bu süreçte. Bazen böyle arayıp konuşur benimle özledim diye. Yine biraz konuşup saatin geç olduğunu söyledim ve uyuması için tembihledim. Telefonu babası aldı;
“Bir saat yalvardım, ikna edememiştim şimdi koşarak pijamalarını giymeye gidiyor… Sare Hanım gerçekten Elif çok seviyor sizi,” dedi.
“Ben de onu çok seviyorum lütfen yerime öpün, iyi geceler.”
“Teşekkür ederim sizede iyi geceler,” deyip kapattık telefonu.
Ekran da gelen bildirimlere bakıp hem de arkamı dönüp içeri girmek için adım atmamla bir şeye çarptım. Elimi başıma koyup kafamı kaldırınca Barlas'la göz göze geldik..
“Sare çok dikkatsizsin,” dedi.
“Hayır sen çok sessizsin, hiç fark etmedim burda olduğunu.”
“Bu saatte bir veli neden arıyor, hemde erkek!”
“Elif’le annesini kaybettiği sene tanıştık, içine kapanık bir öğrenciydi. İki sene de öğrencim oldu, şimdi ikinci sınıfa gidiyor ama hâlâ ara ara görüşürüz onunla. Okuldayken özel durumundan dolayı biraz fazla ilgilendim, o yüzden sever beni. Özledikçe arar konuşuruz. Yani veli değil, öğrencimle konuştum.” dedim.
Gözlerini kısıp bana bakınca başımı hafif sağa yatırıp kaşlarımı çattım;
“Sorguda mıyım!?” dememle kahkaha attı;
“Sorulara bu kadar uzun ve açıklayıcı cevap verirsen gerçekten sorguda işin kolay olur!” deyip sırıtmaya devam etti.
Başımı sağa sola sallayıp içeri doğru yürüdüm Barlas'ta peşimden geldi.
Masada harika bir sohbet ortamı vardı. Özlem terziymiş. Anneminde terzi olduğunu öğrenince tanışmak istedi ve yarın akşama dükkanı kapatınca bize gelmesi için davet ettim sonra diğer kızları da davet ettim böylece yarın akşam kızlarla bizde toplanacaktık. Gül abla kendimi iyi hissedersem gelirim dedi. Sonra da yeni arkadaşlarım içinde çalışanlar yorgunuz deyince artık kalkalım dedik.
Kapıda herkes yerini biliyormuş gibi arabalara bindiler hemen. Çiftlerden sadece Aslan abi burada kaldı çünkü mekanın müdürüymüş kapanışa kadar kalıyormuş.
Meyra, ben ve Gül abla Barlas'ın arabasına bindik. Serkay abi motorla dönmek istediği için arabayı dönüşte Barlas kullandı.
Gül abla öne ben şoför koltuğunun arkasına Meyra'da yanıma oturdu. Giderken ara ara dikiz aynasından göz göze geldik Barlas'la. Müzik seçimi Gül ablanınkinden iyiydi. Çok eski bir şarkı çalıyordu:
Erdal Güney, Saklımdasın…
Şarkıda;
Ucum yok, bucağım yok,
Saklımdasın ey yar haberin yok.
Dediği kısımda yine göz göze geldik. Utandım ve başımı cama çevirip dışarıyı izledim. Eve gelene kadar şarkı bitince tekrar aynısını açtı. Kimsede neden aynı şarkı çalıyor demedi. Mahalleye ulaştığımızda önce Meyra'yı bıraktık, sonra kendi evlerinin önünde durdurdu Barlas. Arabadan inip vedalaştık, iyi geceler deyip karşıya geçtim. Apartmana girdikten sonra arkamı dönüp baktım son kez,
Barlas arabasına yaslanmış, iki pantolonunun cebinde hâlâ bu tarafa bakıyordu.
Hızlıca merdivenleri çıkıp eve girdim. Sessiz oldum annem uyumuştur düşüncesi ile. Lavaboya girdim ordaki işlerimi hallettim ve odama geçtim. Türbanımı çıkarınca hemen saçlarımı da açtım biraz rahatladım.
Pijamalarımı giyip balkona çıktım. Annem sigara kullanıyordu bende ara sıra onun sigarasından otlanırdım. Kahvede yaptım. Annemin sigarasından bir tane yaktım ve içmeye başladım. Tabii acemice. Kahve ve sigara derken telefonun ekran ışığı yandı baktığımda Barlas'tan mesaj gelmişti;
Barlas Uslu: Balkonda sigara içen sen misin??????
Ben: O ne kadar soru işareti öyle :)
Barlas Uslu: Sigara içen sensin çünkü telefonun ışığı yüzünü gösteriyor!!!
Ben: Tiryaki değilim, çok nadir annemin sigarasından otlanıyorum ne oldu ki???????
Barlas Uslu: O ne kadar soru işareti öyle :)
Ben: Senden öğrendim :)
……
Gece 00:47 de bu şekilde başladığımız mesajlaşma gece saat 02:30 a kadar devam etti. En son ben uyuya kalmışım. Okul, askerlik ve mahalle arkadaşları derken baya baya sohbet ettik.
Ben: Uykum var gözlerim yanıyo artık ekran ışığından :(
Barlas Uslu : Uyu hadi, iyi geceler..
Son mesajına bakamamıştım bile, uyumuşum direkt.
Sanırım bizden iki iyi arkadaş olur…