1.Bölüm "İlk Karşılaşma"

1971 Words
1. Bölüm: “İlk Karşılaşma” Sare Elçi… Aracımla İstanbul'da sanayinin içinde dolanıp duruyorum. Emre abinin bahsettiği ustayı arıyorum. Ne olurdu sanki iki saatini ayırıp aracı kendisi tamir ettirseydi? Alışmalıyım… Her zaman bir abi bulamayabilirmişim. Öyle dedi kendileri. Araç muayenem var ve ön taraftan gelen sesleri yaptırmalıyım. On beş senedir, ilk yıllar ehliyetsiz olmak üzere trafikte aktif araç kullandım, babam istedi diye. Kadınların hep kendi ayakları üzerinde durmasını isteyen Adıyamanlı bir babam var. Resmen Doğu'ya tepki diye doğmuş bir Kürt erkeği… Annesinin çok dayak yediğini ve eziyete uğradığını gördüğü için kadınları koruyup kollar. Babam en büyük erkek çocuk. Haliyle babam sevgi dolu biri olunca peşinden gelen kardeşleri de aynı şekilde kadına saygı ve sevgi duyan insanlar oldu. Bana araba kullanmayı öğrettiği gibi bütün motor ve elektronik aksamları da öğretti, yolda kalırsam, basit bir arıza olursa kendim yapabileyim diye. On bir yaşımdan beri sanki erkek çocuğu gibi araba ile iç içeyim ancak sanayiye hiç gelmedim. Babamın sevgisi de bir yere kadar. Sanayi deyince asla izin vermez, kendisi hallederdi. Şimdi annemle Adıyaman'da yaşıyorlar. Ben ise İstanbul'da öğretmenlik yapıyorum. Annem Bursalı. Babam askerde annemi görmüş, beğenmiş, evlenene kadar da vazgeçmemiş. Sonra o yetmezmiş gibi en küçük amcam babamın baldızına aşık oldu ve gidip teyzemi de amcama istemişler. Yakışıklıdır bizim sülalenin erkekleri, Allah var. Annem kendi ailesine, "Korktuğunuz gibi değil, aşiret işi veya töre olayları yok, ben gayet rahatım." deyince teyzemle amcamın evliliğine onay verildi. Sonra hepsi evli mutlu çocuklu oldular. Zaman su misali aktı, büyüdük hepimiz. Ben okul kazanıp İstanbul'a geldim. İlk yıl atamam olmadı ama sonrasında ikinci yapılan atama ile dördüncü sıra tercihim olan İstanbul çıktı. İlk tercihlerim tabii ki Adıyaman'dı. Ailemin yanında olmak istedim ama herkes atanmak için Doğu'yu yazınca Batı bana kaldı. 😅 Okul öncesi öğretmenliği yapıyorum. Ne güzel minicik, çok soru soran öğrencilerim var. Kapalı bir bayanım. Dikkat ederim kıyafetime. Vücudumu belli edecek dar kıyafetler giymem, eşarbımı da arkaya asla bağlamam. Ne eksik ne fazla, olması gerektiği kadarımdır. Sanayinin içinde son bir defa daha tur atınca artık umudum kesildi, ustayı bulamayacaktım. Ben de sormaya karar verdim. Birkaç kişi dükkan önünde dikilmiş çay içip konuşuyorlardı. Yanlarına arabamla yanaşıp camı indirdim. Ben durunca biri gördü beni ve; "Buyur abla, nasıl yardımcı olalım?" "Barlas Uslu Bey diye bir usta varmış, onu arıyorum. Dükkanı nerede acaba?" Eliyle ileriyi işaret etti, o yöne doğru baktım; "Bak ablacığım, orada oto elektrik yazıyor ya, oradan gir, sağındaki dükkan." "Teşekkür ederim," deyip ilerledim. Yemin ederim üç defa geçtim gösterdiği yerden ama neden görmedim ki bu dükkanı diye söylenerek geldim. Aracı park edip indim, dükkana girdim. İki tane gençten çocuk vardı. "Kolay gelsin!" dememle ikisi de bana döndü. "Barlas Uslu?" soru sorar tonda çıktı sesim. Gençlerden biri arkamda kalan tarafı başıyla işarete ederek; "Ustam geliyor abla, orada," dedi. Refleks olarak dönüp baktım. Karşıdan geleni görünce kaşlarım istemsizce havalandı. Vay anasını avradını, bir bey geliyordu. Sanayide böyle ustalar vardı da zamanında babam ondan mı hiç izin vermemişti bana? Üzerinde gri işçi tulumu, içinde siyah tişört ve kastan tişörtün kolları yırtılacak neredeyse. Kısa saç, kirli sakal. Yaklaştıkça anlamadığım tonda bir göz rengi. Neydi bu, bal rengi mi, kehribar dedikleri ton muydu acaba… İyice yaklaşınca boyunun uzunluğu daha da belli oldu. Göz göze gelebilmek için başımı yukarı doğru kaldırdım. Önce o başladı konuşmaya; "Hoş geldiniz, beni sormuşsunuz." Tok bir ses tonu var. Sert yüz ifadesi, kalın bir boyun ve yine sert yüz hatları. Hayalimdeki yaşlı, göbekli, gözlüklü sanayi ustalarına tamamen ters. Bu adamda başka bir hava var. Sanki usta değil. "Merhaba Barlas Bey, beni Emre Sözcü Abi yönlendirdi size." Arkadaki gençler "Barlas Bey mi?" deyip gülüştüler. "Evet, aramıştı Emre abi beni de. Araç muayeneniz varmış galiba?" "Evet, haftaya randevu aldım. Ön taraftan sesler geliyor. Ben kimseyi de tanımadığım için Emre Abi sağ olsun, yardımcı olur diye size yönlendirdi." "Tamam, bir bakalım." dedi ve gerekli kontrolleri yapmaya başladı. Gençlerden birine çay söyletti. Bana oturmam için küçük bir masanın yanındaki sandalyeyi gösterdiler. Oturdum. Çayımı içerken ara ara ustanın araçla ilgili sorduğu sorulara cevap verip arıza ile ilgili tahminlerimi söyleyince bana yan bakış atıp; "Anlıyorsunuz arabalardan sanırım." dedi. "Yani fazla değil ama hiç bilmiyor da değilim." Araçla ilgili bir şeylere daha baktıktan sonra kaputu kapatıp yanıma geldi. "İsminiz neydi hitap edebilmem için?" "Sare." "Sare Hanım, en az iki günlük işi var aracın. Muayeneden tek seferde geçmesi için biraz detaylı çalışmam lazım." "Olsun, sorun değil. Tamir edilsin, gerekirse daha fazla da kalsa olur. Ben idare ederim." "Anladım. Peki, Emre abiyi mi arayayım ben aracın işi bitince?" "Yok, onu daha fazla araba konusunda rahatsız etmeyelim. Çünkü artık bir gece ansızın kundaklayabilir arabamı." dememle gülümsedi. İnci gibi beyaz ve düzgün dişleri var. Gülünce gamzesi de çıktı. Aslında yakıştı gülmek ona. Çantamdan telefonumu çıkarıp numarasını kaydedip çaldırdım. Ben "Barlas Uslu" diye kaydettim, o da soyadımı sorup "Sare Elçi" diye yazdı. Karşılıklı ve yakın olduğumuz için telefon ekranını gördüm. Sonra taksi ayarladılar bana, arabamı tamirhane de bırakıp çıktım. Okul ve ev arasında gidip gelirken attığım What*App durumlarıma Barlas Ustanın da baktığını fark ettim. Nedense sevindim bakmasına. Galiba öğretmen olduğumu anladı çünkü sürekli etkinlik paylaşıp duruyorum. İki gün sonra öğle saatlerinde aradı beni. Sonunda arabama kavuşuyorum galiba, o heyecanla açtım telefonu; "Efendim Barlas Bey?" "Sare Hanım, aracınız hazır. Ne zaman müsait olursanız gelip alabilirsiniz." "Bugün okul çıkışı gelirim Barlas Bey. Araç muayeneden geçer değil mi, başka bir sıkıntı yok?" "İçiniz rahat olsun, tek seferde geçer." "Teşekkür ederim." deyip kapattım. Çıkışta bir kilo tatlı alıp sanayiye gittim taksiyle. Dükkanı tarif ettim ve tam önünde durunca ücreti ödeyip indim. Dükkana doğru ilerledim. Barlas Usta içeride oturuyordu, beni görünce ayağa kalktı. "Hoş geldiniz Sare Hanım, gözünüz aydın aracınıza bugün kavuşuyorsunuz." "Hoş bulduk, teşekkür ederim." deyip tatlıyı uzattım ve devam ettim. "Dediğiniz günde teslim ettiğiniz için ayrıca teşekkür ederim." dedim. Başını selam verir tarzda sallayıp; "Zahmet olmuş, gerek yoktu." dedi. "Olsun, benim çok panik yaptığım bir konuydu, sayenizde çözüldü." diye karşılık verdim. Gençlerden biri dışarıdan bize doğru seslendi; "Komutanım, çay söylüyorum!" "Söyle aslanım, Sare Hanım için de söyle." deyince dönüp Barlas Ustaya baktım ve; "Komutanım mı?" "Eski askerim, ağız alışkanlığı." Bana sandalyeyi işaret etti, oturdum. O da karşıma oturdu. "Galiba siz de öğretmensiniz." diye sordu. "Evet, okul öncesi öğretmeniyim." "Zor değil mi o kadar küçük çocukla?" "Yok, halimden memnunum. Diğer öğretmenlerin işi daha zor. Hele lise öğretmenleri. Yetişkin ergenlerle uğraşıyorlar. Öğrencilerin boyu öğretmenden uzun." Gülümsedi. Gamzesi çıktı yine ortaya. "O zaman gerçekten onlara bakarak işiniz kolay." "Evet kolay. Aşırı meraklılar ve çok soru soruyorlar, onun dışında geçinip gidiyoruz." Çaylar geldi o sırada Barlas Usta; "Aslanım, Sare Hanım tatlı getirmiş, servis yap hadi." dedi. Çırak; "Tamam komutanım." diye cevap verince merak ettiğim konuyu sordum; "Özel değilse, askerliği neden bıraktınız?" "Babam kalp hastası, dükkanı idare edemeyince işin başına ben geçtim." "Ne kadar yaptınız askerlik?" "Yedi sene." "Baya yapmışsınız. Rütbe var mıydı?" Tebessüm etti; "Kara Harp mezunuyum, bordo bereliyim. Aslında kıdemli yüzbaşı olabilecektim ancak üç defa rütbe durdurma cezası yedim." "Üçüncü de sizi durduran ne oldu?" "Özel tim komutanıydım, pusuya düşürdüler. Sekiz kişilik timin tamamı şehit oldu. Üstüne babamın rahatsızlığı derken istifa ettim." Hem şaşırdım hem üzüldüm bu duruma; "Allah rahmet etsin, sizin de başınız sağ olsun." dedim. "Vatan sağ olsun." deyip çayını yudumladı. Bir süre daha karşılıklı soru cevap şeklinde sohbet ilerledi. Otuz yaşındaymış. Ben de yirmi beş deyince tebessüm etti, sebebini anlamadım. Çayım bitince artık daha fazla meşgul etmemek için ayaklandım. Ücreti sorup ödemeyi yaptım, aracıma binip uzaklaştım. Aslında belliydi devlet terbiyesi aldığı. Ustalık eğreti duruyordu onda. Baba mesleğine dönmüş demek ki, silah arkadaşları şehit olunca. Bu düşüncelerle evime geldim. Bir hafta sonra aracım, Barlas Ustanında dediği gibi tek seferde muayeneden geçti. Sonrasında sanayiye yolum düşmeyeceği için galiba daha da görüşmeyiz düşüncesiyle günlük rutinime döndüm. Anlamadığım bir konu vardı zihnimi meşgul eden, neydi beni ona çeken? Akrabalarımdan, okuldaki meslektaşlarımdan, hatta çocukların bekar velilerinden bile teklifler geliyor fakat hiç düşünmeden olumsuz cevap verip hayatıma devam ediyordum. Ama Barlas Usta ilgimi çekti. Muayeneden bir gün sonra akşam telefonuma mesaj geldi. Ekrana baktığımda, Barlas Uslu ismini görünce şaşırdım, açıp mesaj uygulamasına girdim. Barlas Uslu: İyi akşamlar, umarım araç tek seferde muayeneden geçmiştir. Yalancı çıkmak istemem. Ben: Size de iyi akşamlar, evet başardık tek seferde geçti. İki sene rahatım. Teşekkür ederim. Barlas Uslu: Sevindim, rica ederim. Tekrar iyi akşamlar. Ben: İyi akşamlar. Sonraki günlerde acaba yine bir bahane bulup yazar mı diye bekledim ama olmadı. İkimiz de birbirimizin uygulamada paylaştığımız durum fotoğraflarını takip etmeye devam ettik. Zamanla bir şey fark ettim . Ben kendi fotoğrafımı paylaşıyorsam yarım saat sonra o da durum güncellemesi yapıp kendi fotoğrafını paylaşıyor. Ben de her defasında ekran görüntüsünü aldım. Ara sıra açıp bakıyorum fotoğrafına. Acaba ilk görüşte aşık mı oldum?! Saçmalama Sare… Emre Abi benim komşum, eşiyle çok iyi anlaşıyorum. Bir ara konuyu çaktırmadan arabama, devamında Barlas Usta'ya getirdim. Belki hakkında bir şeyler öğrenirim düşüncesi ile. Emre abinin tek dediği; "Kesinlikle soyadı ile alakası yok, askeriyenin delibaşıymış. Sessiz sakin operasyon yaptığına TSK şahit olmamış." Aslında gayet sessiz biri gibiydi. Az konuşuyor. Anlamadım ama yapacak bir şey yok. Belki sevdiği, ilgilendiği birileri vardır. Ya da evli bile olabilir. Adamın üstüne atlamaya niyetim yok zaten. Tarzım değil… Barlas Usta ile What*App durumlarından birbirimize gönderme yapmayı bir süre sonra bıraktık. Aradan üç ay geçti. Hafta sonu akşama kadar evde temizliği yapmıştım. Üzerine duş alıp yorgunluk kahvemi de elime aldım ve balkonda kahvemi içip telefonda gezinmeye başladım. O an Barlas Ustanın Whats*App durumunu gördüm. # Babam için acil kan lazım. # diye yazmış. Kan grubu ve hastane adı da yazıyor. Hemen mesaj attım: Ben: Yeni gördüm, geçmiş olsun. Kan lazım mı hâlâ? Birkaç dakika sonra mesaj iletildi ve cevap geldi: Barlas Uslu: Teşekkür ederim Sare. Evet bulamadık, iki ünite kan lazım. Ben: Hemen geliyorum. Kan grubumuz aynı. Mesajı okuyunca aradı; "Efendim?" diye cevapladım. "Sare merhaba, ağrı kesici almamış olman lazım son üç gün içinde." Hızlıca düşündüm ve; "Hayır almadım." "Tamam çok güzel, o zaman verebilirsin kan." "Geliyorum hemen." deyip kapattım telefonu. Hızlıca giyinip eşarbımı da bağladım, arabaya atladığım gibi belirttiği hastaneye geldim. Girişte hasta ismini söyledim. Duruma babasının adını yazmıştı. Danışmadaki görevlinin beni yönlendirdiği kata çıktım. Koridorda dört beş kişi var, hiçbirini tanımıyorum. Sonra Barlas'ı gördüm, bir an o da benim olduğum tarafa bakınca iyice emin oldum doğru geldiğime… Barlas; "Sareee!" Hızlıca yanlarına adımladım ve; "Geçmiş olsun, acil şifalar." Ortaya genel söyledim, hepsi teşekkür etti. Barlas; "Hemşirelerin yanına geçelim, bir arkadaşım daha gelecek, iki üniteye tamamlayacak gibiyiz." "Sevindim, umarım sağlığına kavuşur baban, hemen." dedim. Üzgün ve yorgun görünüyordu Barlas. Babasını seviyor belli, askerlik mesleğini bile bir yerde babası için bırakmış aslında. Barlas'ın yönlendirmesiyle bir odaya girdim. Hemşire gerekli hazırlıkları yaptı ve uzanıp kan vermeye başladım. Bir ünite dolunca tekrar geldi hemşire, beni kontrol ettikten sonra. Beş dakika daha uzanmam gerektiğini söyledi. Uzanırken kapı tıklatıldı, Barlas içeri girdi. Elinde meyve suyu var. "Sare çok teşekkür ederim, bu meyve suyunu da içmen gerekiyor, tansiyonun düşebilir." "Şu an için iyiyim ama yine de yanımda bulunsun." dedim. Yanıma gelip yatağın başlığını dikleştirdi. Meyve suyunu çalkalayıp açtı. Uzatınca alıp içmeye başladım. Barlas karşımda ayakta bekliyordu. Durgun ve sessiz. Bir kaç yudum içtikten sonra; "Barlas Bey, neyi var babanızın?" diye sordum. "Karaciğer enfeksiyonu, fark edilmemiş ve kana karışmış. Şimdi temiz kan verip enfeksiyonu vücuttan atmaya çalışıyorlar." "Anladım, tekrar geçmiş olsun. İnşallah iyileşir bir an önce." "Teşekkür ederim Sare, sen nasılsın? Baş dönmen falan var mı?" Elimdeki meyve suyunu bitirince, gelip boş kutuyu aldı. "Yok, ilk defa vermiyorum ben zaten. Alışkınım yani, dönmüyor başım." deyip yine de dikkatlice kalktım yataktan. Koridora çıktığımızda ailesi diye tahmin ettiğim bir kaç kişi vardı. Annesi, abisi ve yengesiymiş. Tanıştırdı Barlas beni hepsiyle. Geçmiş olsun dileklerimi tekrar söyleyip Barlas'la da vedalaşıp eve geçtim yeniden. Hastanede Barlas'ın göz rengini artık anladım. Kehribar renkte gözleri var. Çok da yakışıyor. Ertesi gün akşama doğru telefonda kısa bir konuşma yaptık. Kanlar işe yaramış, babası sabah normal odaya alınmış. Ben de çiçek yolladım tekrar. Sonrasında teşekkür mesajı yazdı. Bu da son görüşmemiz oldu. Mesajlaşmak için bahanemiz kalmadı. Pek umudum kalmadı, sanırım araba ile ilgili bir sıkıntı da olmazsa bir daha Barlas ustayla görüşmeyiz diye düşünüyorum… Yıllar sonra hiç tahmin etmediğim bir dönemde karşıma tekrar çıkacağını bilemeden…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD