10. Bölüm

3659 Words
Yer yüzünde birçok yönden üstün olan tek ve en garip canlısı şüphesiz insandı. Farkında olmadan yaptıklarını sonradan sorguladığında yazgısı çizgisinde ilerlediğinden bir haberdi. Vücuttaki görevi kan pompalamak olan organı epey enteresandı. Kemik namına bir şeyin olmadığı kalp bir çift söze kırılır. Değerli hissettiren ufacık hareketle bedene sığan kilometrelerce uzunluktaki damarlara mutluluk salgılardı. Bir çift söze kırılan basit bir şeye tav olan tuhaf organ hüzünlenmediği müddetçe gözlerden bir damla yaş akmasına müsaade etmezdi... Nilay’ın kenetli kirpiklerinden süzülen iri damlalar, şakaklarından yuvarlanıp buluştuğu yastıkta çember çizmişti. Çelimsiz vücuduyla sinir krizi geçirdiği an gibi yatakta çırpınıyordu. Hafif aralı dudaklarından nefes yerine canhıraş kısık iniltiler çıkıyordu. Hakan karşılaştığı vaziyet silmemek üzere belleğine kazınırken silkelendi. Mesafeyi sıfırlamak için attığı adımları kısacık boşluğu kapatmak bilmedi. Birkaç adımlık mesafe mile evrildi. Gözle görülen kızın kâbus gördüğüydü. Bilinmeyense onun gerçeğinden bir parça kesitti. Genç adam saniyelik süreçte dakikaları devirip mille ölçüşen boşluk kapattı. Başı iki yana savrulan Nilay’ın dibine takati kalmayan dizleri üstüne çöktü. Onu gördüğü sanrından çekip almak yanında olduğunu hissettirmek için nemli saçlarına ürkekçe dokundu. Eğildiği kulağına teskin edici cümleler fısıldadı. “Gördüğün gerçek değil kâbus Nilay yanındayım, varlığımı hissetmeli yanında olduğumu bilmelisin. Bundan sonra yanı başında olacağım.” Dokunuşları ve sözleri tesirini göstermeye başladı. Pervasızca savrulan beden hafif hafif kıpırdandığında burukça gülümsedi. Cılız gecelere dikkat kesildiğinde gülüşü silindi. “Vurmayın ne olur canım çok yanıyor.” Genç adam mırıltılı yakarışın çoğunluğu belirtmesiyle hiddetlendi. Edindiği yeni bilgiyle çileden çıkarken boğazı görülmez eller tarafından sarıldı. Teskin edici tüm kelimeler anlamını yitirip tükendi. Kulaklarını örseleyen cılız sesle sağır olmayı diledi. İşittiğini hazmedemezken diri öfkesinin aksine kahveleri merhameti misafir etti. Karanlık gökyüzü aydınlanırken alnını yatağın kenarına bastırdı. Parmak uçları kızın saçlarında dolanırken açık tutmak için direndiği gözleri kapandı. Nilay uykusunda gerçekleriyle mücadele ederken katran karası ortam bir zaman sonra göz alıcı aydınlıkla kaplandı. Çok uzaklardan kulağına çalınan dinlendirici ezgiye kulak verdi. Gevşeyen uzuvları daha cazip uykuyla sarmalandı. Göz kapaklarına vuran ışık huzmesiyle kirpiklerini araladı. Saçlarındaki varla yok arası baskıya anlam veremedi. Puslu odağına değen kısa dalgalı saçlarla gözleri yuvalarına dar geldi. Üst gövdesini doğrultunca başı ucunda diz çökmüş adamla korkup geriye kaydı. Hakan duyduğu hışırtıyla başını dikleştirdi. Endişeyle açtığı koyu kahveleri korkuyla titreyen irislere değdi. Uzaklaşmaya çalışan Nilay yataktan düşme noktasına gelince panikledi. “Hareket etme düşeceksin,” ayağa kalkıp kıza erişmek istediği mesafeyi sundu. “Korkma Nilay sana zarar vermem.” Genç kız yabancının sözlerine, emire amade benliğiyle itaat etti. Genç adam Nilay'ın sözlerine itimat edince tuttuğu nefesini usulca bıraktı. Nasıl davranacağını kestiremezken tıpkı genç kız gibi hareketsizce bekledi. Nilay yabancıyla kesişen gözlerini kaçırıp başını öne eğdi. İkidir karşılaştığı adamın yanında olmasını garipsedi. Tıklatılan kapıyla yerinde sıçrarken korkuyla kapıya baktı. Hakan kapı sesine korkan kızla gözlerini yumup sakince fısıldadı. “Korkmana gerek yok hemşire rutin kontrollerini yapmak için gelmiştir." Kirpiklerini aralayınca ürkek kara gözler kısacık an irislerine dokundu. “İçin rahat olsun Nilay başkası gelse bile, ben yanındayken kimsenin sana zarar vermesine izin vermem." Genç kız sessizce başını salladı karşındaki yabancının sözlerine cansızca dokundu. Adını bilmediği adam yüreğine cılız bir umut üflemişti. Hakan kızın sessizliğinin kabulleniş değil korkudan kaynaklı olduğunun bilincindeydi. Zamana ihtiyacı vardı sabretmesi şarttı kapının ardındaki kişiye onay verdi. Nilay'dan kopardığı bakışları servisteki süreci takip eden doktorla buluştu. Tebessüm ederek içeri giren doktoru başıyla selamlayıp kenara kaydı. Nihayet uyuyan hastasıyla tanışıp tokalaşmak için elini uzattı. “Merhaba Nilay Hanım ben doktorunuz Cem.” Genç kız şiddet dışında uzatılan eli görmezden gelip fersizce mırıldandı. “Merhaba” Doktor Cem bozuntuya vermeden elini önlüğünün cebine soktu. Saptadığı bulgularla ruh hâlini tahmin etmek zor değildi. Hastasının ilgisini çekmek için boğazını temizledi ”Kendini nasıl hissediyorsun?” Nilay eğik başını kaldırmadan mırıldandı. "Uyuşmuş gibiyim." Cem başını kaldırmayan hastasına anlayışla gülümsedi. “Uzun bir uykudan uyandığın için uyuşuk hissetmen çok normal. Önce hafif bir şeyler yemelisin, bir saat sonra psikolog meslektaşım sohbet etmek için yanına uğrayacak. “ Hakan’ın kahveleri ikili arasında mekik dokurken pencerenin önüne geçip kollarını göğüs hizasında katladı. Nilay'ın korkuyu sırtlanmış fısıltısıyla gözlerini yumup açtı. “Ben daha fazla burada kalamam bir an önce gitmem gerek." Cem başını olumsuzca çevirip Hakan’a döndü. “Nilay Hanımın kahvaltısını bitirmesini sağlar mısınız? " Hakan ürkek bakışların ağırlığını hissederken gözlerinin muhatabı doktordu. “Sormanıza bile lüzum yok." Odağı Cem’in memnuniyetle gülümseyerek çıktığı kapıdan sapmadı. Nilay söz hakkı tanınmayıp hayatına yön verilmesine alışkındı. İki yabancının müdahalesi aklını bulandırdı. Doktorun fıtratı hayat kurtarmak olduğundan kabullenilir yanı vardı. Ama adını bilmediği adamın uyum sağlamasını kabullenemedi. Uyandığı süreçte gördüğü adama yaptığını yaklaşımlarından dolayı yakıştıramadı. İçeriye giren hemşireyle düşüncelerinden sıyrıldı. Güler yüzlü orta yaşlı hemşire ihtiyaçlarını giderirken rahat hareket etmesi için serumu çıkarttı. Ne zaman takıldığını sorgularken adamla yine yalnız kaldığının farkında olmadan kendisiyle hesaplaştı. Ahmet’in yapacaklarının korkusuyla gitmek istiyordu. Zaten on sekiz yıllık yaşamında korkunun esiriydi. Günler geçtiğinden başına gelecekler şüphesiz boyut atlamıştı. Daha fazla geciktirmek olacakların şiddetini artırır altından kalkamazdı. Elinden bir şey gelmezdi eninde sonunda o mide bulandırıcı herifin yanına gitmeye mecburdu. Mahkumiyetini belirten düşünceleri uzuvlarına komut verip harekete geçirdi. Genç adam bulunduğu konumda tepkisiz kalmayı sürdürdü. Nilay'ın boşluğa dalan kara gözleri gittikçe mahzunlaşması aklından geçenleri bir parça ortaya seriyordu. Dile getirdiği gibi gideceği daha doğrusu gitmeye yelteneceği aşikârdı. Buna göz yumup müsemma göstermesi söz konusu olamazdı. Görüntüsü ve tetkikler ilk karşılaşmalarına göre iyiye işaret ediyordu. Ancak hâli hazırda kendisini toplayıp sağlığına kavuştuğu söylenemezdi. Hakan kendisine söz vermiş yemin etmişti bu doğrultuda ilerleyecek pes etmeyecekti. Nilay’ın ölümün kıyısına gelecek kadar aç kalmasının, üzerine ikinci deri gibi giydiği korkunun sebeplerini öğrenecekti. Genç kızın tabanları soğuk zeminle buluştuğunda çelimsiz vücudunun yatakla bağını kesti. Gözleri ekseninde noktalar uçuşurken uyuşmuş bedenini iki kapılı dolaba yöneltti. Hedefine ulaşınca derin soluklar alıp kıyafetlerine uzandı. Sırtında bakışlarının ağırlığını hissettiği adama seslendi. “Üzerimi değiştireceğim beni yalnız bırakın.” Hakan zeminde ayaklarını sürüyen Nilay’ın isteğini kendi talebiyle birleştirip yerine getirmek için pencere kenarından ayrıldı. Poşetten onun için aldıklarını poşetten çıkartıp adımladı. Omzu üstünden çattığı kaşları altından bakan Nilay'la aralarındaki mesafeyi korudu. Elindekileri uzatıp başıyla odadaki lavaboyu gösterdi. “Duş alıp” kahveleriyle elimdekileri işaret etti. “Giyinmen için elbette çıkarım Nilay." Nilay karşılaştığı tavırla alayla gülümserken adamın önceki yaklaşımlarından cesaret aldı. Sitemle soluyan ses kendisine ait olsa da ilk kez duyduğu tonlamaya yabancıydı. “Siz kimsiniz ki? Hangi hakla bana ne yapmam gerektiğini söylüyorsunuz?” Kızın hesap sorması Hakan'ın hoşuna giderken kaşları alnına kavislendi. Genç adam korkuyla sindirildiği gözle görülen Nilay'ın kendisini zorlayacağının farkındaydı. Nasılsa pes etmez kızla zıtlaşmaktan geri durmazdı. Koruduğu mesafesini bozmadan kapıya yöneldi. “Sana yardımcı olması için hasta bakıcıya haber vereyim.” Omzu üzerinden ardına kısa bir bakış atıp kulpa uzandı. Dirseğindeki tüy gibi dokunuşa inen kahveleri hayretle yanı başında beliren bedenin, öfkesini lanse eden kara gözleriyle buluştu. Nilay iki adımda gitmesine engel olan sözlerine kulak tıkayan, vurdumduymaz adamın dibinde bitti. Sitemini isyan eden tavırla dile getirdi “Allah aşkına kimsin sen? Neden gitmeme izin vermiyorsun?” Hakan bu sefer kızın haklı sitemiyle mahcubiyet duyan bedenini hafif meyille Nilay'a çevirdi. “Ben Hakan seni tesadüfen bayılmak üzereyken bulup hastaneye getirdim. “ Nilay ismini öğrendiği adamın kolunu serbest bıraktı. Kıvrımlı kirpikleri altından beklentiyle Hakan’a baktı. Amacının ne olduğunu bilmediği adamın koca boşluğu doldurmasını bekledi. Genç adam beklentiyle bakan kızla derin bir nefes aldı. “Senden istediğim çok şey var Nilay ama önceliğim sağlığına kavuşman. Korkularından arınman” kısa bir es verip ayakta güçlükle duran kızın gözlerine baktı. “Devamını kahvaltını yaparken konuşuruz.” Nilay'ın itiraz etmesine fırsat vermedi. “Daha fazla ayakta durup kendine eziyet etme. Önce duşunu alıp rahatla detayları konuşacağız.” Nilay iyiliğini isteyen adamın gidişini şaşkınca izledi. Birileri tarafından önemseniyor olmanın tuhaflığıyla olduğu yerde sendeledi. Hafızasını zorladığında hastaneye getirilmeden önceki süreci hatırladı. Süre gelen açlığına susuzluk eklenmiş pes etmeden yine iş arıyordu. Son iki aydır olduğu gibi eğitimsiz ve tecrübesizliği nedeniyle iş bulma umuduyla çaldığı kapı yüzüne kapanmıştı. Vücudu iflasın eşiğine gelmiş gözleri kararmıştı. Sonrası koca boşluğa sığan küçük kesitlerdi. En belirgin kesit dün olanlardı Hakan'ın yanından ayrılması, hemşirenin iki gündür uyuduğunu söylemesi ve dehşet verici boyutta korkmasıydı. Bölük pörçük görüntüler akarken tekrar karanlığa hapsolmuş, gerçekleri korkuları zifiri karanlıkta sergilenmişti. Ahmet babası ve abisi birlik olmuş bedenine indirdikleri kemer darbelerinin soyut acısıyla, kanıyla çizilen çemberde kıvranırken yakarıp yalvarmıştı. Millerce uzaktan gelen dinlendirici ses yükselmiş, aydınlığa eriştirip soyut acısını etrafındaki suretleri silmişti. Birkaç dakika evvel uykunun kollarından saçlarındaki baskıyla sıyrılmıştı. Sonrasında olanlar daha netti ismini yeni öğrendiği adamın yaklaşımı sözler vermesiydi. İyiliğini istemesiyse koca bir soru işaretiydi. Bu yaşına kadar en yakınları tarafından yaşatılanlar malumdu. Hiç tanımadığı yabancı ondan ne isteyecekti ki? Yaraları sarılıp sayılamayacak kadar çoktu Hakan'ın taleplerini nasıl yerine getirecekti? Fiziksel ve psikolojik şiddetle öyle manipüle edilmişti ki, yabancının isteklerini niçin yerine getirmeyi düşündüğünü sorgulamıyordu. Doğal kavisli kaşları birden çatıldı tanımadığı birine boyun eğmeye hazırlanan kendisine öfkelendi. Hastaneye getirdiği önemsediği için Hakan'a minnettardı. Belki düşüncesi nankörlüktü ama bu boyun eğmesini gerektirmezdi ki. Kaldı ki başına ne geldiyse her yapılana sessiz kalıp itaat ettiğinden gelmişti. Yakın çevresinin ettikleri zaten canına tak etmişti. Adamın yaklaşımı ve yaptıklarının verdiği cesaretle bu defa eğik başını yerden kaldıracaktı. En fazla adını bildiği adamda şiddete uygulardı yahut senelerce ailesinin çıkması için uğraştığı canını alırdı. Öylesi bir şey yapması açıkçası işine gelirdi hatta canına minnetti. Yaşadıklarına katlanamıyor bunca zaman sırf Allah korkusundan kaçındığı intihar girişiminde bulunmak istiyordu. Tıklatılan kapıyla hangi ara oturduğunu bilmediği yatakta, düşüncelerinin ağırlığıyla çöken gövdesini dikleştirdi. Fersiz onayıyla gök mavi hastane üniformasıyla içeriye giren, orta yaşlı balık etli güleç yüzlü kadın kapıyı kapatıp yanına geldi. “Merhaba Nilay Hanım öncelikle geçmiş olsun. Banyoya yapmanıza yardım etmek için Hakan Bey tarafımdan gönderildim." Nilay karşısındaki kadın burukça gülümseyerek yanıtladı. “Merhaba teşekkür ederim,” vücuduna enjekte edilenler saklı benliği gerçek karakterini, gün yüzüne çıkartmasına vesile olmuştu. Bu evreye geçiş yapmasında yaklaşımlarında payı büyüktü. Hasta bakıcıya göz kontağı kurdu. “Hanımefendi zahmet edip gelmişsiniz ancak ben duş almayacağım.” Usançla soluğunu verdiğinde omuzları düştü. “Yeterince vakit kaybettim bir an önce eve gitmem şart.” Bulunduğu semti sorgularken ardında kalan pencereye kısa bir bakış attı. Kendi kendisine mırıldandı “Hoş nerede olduğumu eve nasıl gideceğimi de bilmiyorum.” Eve gittiğinde olacaklar gözlerinde sahnelenirken bakışlarını hasta bakıcıya çevirdi. "Bir an önce buradan çıkmalıyım ne olur beni anlayın.” Sesi gittikçe kısılırken göz yaşları yanaklarını ıslattı. “Kocam evde olmayışımın bedelini zaten ödetecek onu daha fazla bekletemem. Geciktikçe daha çok hınçlanacak söylediğin gibi beni eve zincirleyecek.” Hasta bakıcının son işittikleriyle yüreği sızladı anımsadıklarıyla akan gözyaşlarını sildi. Nilay'ın önünde diz çöküp sildikçe yenisi eklenen yaşları silen ellerini tuttu. Nemli kirpikleri arasından inci tanesi gibi berrak suların süzüldüğü kara gözlere baktı. “Ah be güzelim daha küçücüksün canına yazık değil mi? Şiddet göreceğini bildiğin hâlde neden gitmek istiyorsun?” Gözlerini yumup açtığında derince iç çekti. “Vakti zamanında hayırsızın biriyle zorla evlendirildim. Dayak yemek bir süre sonra nefes almak gibi bir şey oldu.” Nilay'ı ikna etmek isteyen kadın geçmişine yol aldı. “Zaten dayanamıyordum beni satacağını öğrenince dayanamayıp evi terk ettim çocuğumun olmayışı büyük şanstı.” Kaşları çatılırken duraksayıp tedirgince sordu. “Çocuğun var mı?” kızın başını olumsuzca çevirmesiyle rahatlayıp kaldığı yerden devam etti. “Günlerce aç karnıma iş arayıp gecelerce bulduğum tenha yerlerde uyudum.” Kadının anlattıklarında kendini bulan Nilay sessizce gözyaşı dökerek dinledi. “Tecavüz etmeye yeltenenler oldu çok şükür rabbim yardım etti. Onun izniyle kurtulmayı başardım.” Kızın ellerini hafifçe sıkıp gülümsedi. “Sonunda bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdim geceleri lokantanın sandalyelerinde yattım.” Kadın için geçmişini anlatmak biraz güçtü ancak gayesi uğruna direnç gösterdi. Nilay'ı yüreklendirmek uğruna geçmiş defterini açmıştı. "Bir süre sonra zor olsa da kendi düzenimi kurup refaha eriştim. O günler acı hatıra olarak kaldı. Bak şimdi dimdik karşındayım ben geç kaldım ama başardım. Sen geç kalma kendine güven.” Hıçkırarak boynuna atılan Nilay’la gövdesini dikleştirdi. Kollarını çelimsiz bedenine sarıp sarılışına tüm samimiyetiyle karşılık verdi. Nilay hep merak ettiği çokça ihtiyaç duyduğu sarılma hissiyatını ilk kez tattı. Birinin varlığını sıcaklığını yakından duyumsamak bedeninden ziyade ruhunu sarmalamıştı. Sırtını sıvazlayan eller saçlarına konan buselerle içini çeke çeke ağladı. Kulağında yalnızlığını sökmeye çalışan sözcükler nasılda güzeldi. İlk hislerin güzelliğine içli içli ağlarken kadının baskın tonda söylediğiyle dudakları kıvrıldı. "Kendine inanırsan başarırsın. Sana zarar veren adama boyun eğme abla sözü dinle abla.” Kapı birden destursuzca açılınca ikilinin kolları gevşedi. Nemli bakışları kapı aralığına yöneldi. Çattığı kaşları altından öfkeyle bakan adam resmen burnundan soluyordu. Yemek tepsisini kavrayan parmakları beyaza kesmişti. Konuşmaya dalan hasta bakıcı kendisini odaya gönderen adamın isteğini yerine getirmediği için mahcuptu. Nilay ise adamı göz ardı etmeye çalıştı lakin pek mümkün görünmüyordu. Hakan'ın öfkesi gözle görülür elle tutulur boyuttaydı. Genç kız yanından uzaklaşan kadına gitmemesini belirtir gibi baktı. Görevini ihmal eden hasta bakıcının gözleri kapı aralığındaki heybetli gövde ve yalvarırcasına bakan kız arasında kararsızca turladı. Hakan görevliye haber verince kafeteryaya inip bir şeyler atıştırdı. Vakitti boş geçirmemek için maillerine göz atıp saatini kontrol etti. Yeterince zaman geçirdiğine kanaat getirince hazırlattığı kahvaltı tepsisiyle kafeteryadan ayrıldı. Odaya girdiğinde kızı bıraktığı gibi bulmasına hiddetlendi. Görevlendirdiği hasta bakıcıyla olan haline şaşkınlığı belirgin öfkesine zerre etki etmedi. Durulmak için kendisine zaman tanıdı zaten ürkek olan Nilay'a fevri çıkışıyla yardımcı olması mümkün değildi. Bu uğurda gerekirse katı kişiliğinden taviz vermesi gerekmeydi. Kıza sabırla temkinlice yaklaşmalıydı. Temkinli olma kısmı cepteydi ancak muallak olan sabır kısmı onu epey zorlayacak gibiydi. Aldığı derin nefesle göğsü yükselirken tepsiyi yatağın kenarındaki masaya bıraktı. Sükûnetini diri tutmak için gözlerini yumup açtı masayı kızın önüne iteledi. Masanın kenarlarını kavrayıp hafif öne eğildi. İnceleyen kahveleri Nilay'ın suretinde gezindi. “Duş almak istememeni anlarımda keşke bir elini yüzünü yıkasaydın.” Nemli kirpikleri arasından bakan kıza tepsiyi işaret etti. “Bir şeyler yemen gerektiğini biliyordun.” Hayret yüklü simayı terk eden gözleri hasta bakıcıya uğradı, nezaketen teşekkür edip çıkmasını işaret etti. Hakan'ın kendinden emin tavrına hayretle bakakalan Nilay, hipnotize olmuş gibi gözlerini adamdan ayırmadı. Kapı kapanma sesiyle olduğu yerde hafifçe silkelendi. Üzerine gölge misali çöken gövdenin geriye çekilmesiyle usulca soluğunu bıraktı. Kara gözleri çeşit çeşit kahvaltıyla bezenmiş tepsiye inince yutkundu. İştah kabartan görüntüyü göz ardı etmesi uzun vakit almadı. Ahmet'in şekil değiştiren eziyetine maruz kalmış nefsi körelmişti. Yataktan sarkan bacaklarını kendisine çekip yatağa kıvrıldı. Hakan kızın rahat yemesi için geriye çekilip kollarını göğüs hizasında katladı. Sükûnet içinde bir şeyler yemesini beklerken Nilay'ın yaptığına şaşırıp kaldı. Aç olmasına karşın inat etmesi mantığa aykırıydı. Kendince tepkisini dile getirirken farkında olmadan sağlığını riske atıyordu. Genç adamın Nilay’ın bile isteyen kendisine zarar vermesi dizginlediği öfkesini şahlandırdı. Dişlerini kıracak kudrette sıkıp masayı kızın yüzünün dönük olduğu yere itti. Öfkeyle sarmalanmış heybetli gövdesini koltuğa bıraktı. İşaret parmağını göz ucuyla bakan Nilay'a doğrultup tehditkârca soludu. “Ya güzellikle kendin yersin ya da ben kendi ellerimle zorla yediririm.” Göz bebekleri büyüyen kızla bıyık altından gülümserken çenesini sıvazladı. “Karar senin küçük Hanım nasılsa ben her ikisine de varım.” Nilay dediğim dedik adamla oturur pozisyona geldi. Ellerini yumruk yapıp isyankâr tavırla çıkıştı. “Allah aşkına bana ne yapacağımı söylemekten vazgeç!” Masayı iteleyerek uzaklaştırdı. “Bir şey yemek istemediğimi söyledim." Hakan inat eden kızla başını ağır ağır sallarken yerinden kalktı. Sabrı sınanmaya başlayan genç adam kenarlarını kavradığı masayı tehditkar duruşuyla itekledi. Adımları hedefine ulaştığında yatakta geriye kayan kızla dudakları alayla kıvrıldı. “Madem kendin yemiyorsun,” Kahveleri kalabalık tepside çatal ve bıçak arayışına girdi. Odağına düşen metal yüzeye uzanırken göz ucuyla Nilay'a baktı. Alaylı tebessümü yerle yeksan olurken sıktığı dişleri arasından soludu. “Lanet olsun!” Hışımla aralarında kalan masayı iteledi yatağın dibinde diz çöktü. “Yanlış anladın amacım sana zarar vermek değildi.” Başı eksenine incecik kollarını dolayıp hıçkıran kızla boğazı düğümlenirken güçlükle fısıldadı. “Sadece yemek yemeni sağlamak istedim,” boğazını saran baskının sıklaşmasıyla yutkundu. “Seni korkutacağımı hesap etmedim, özür dilerim Nilay,” cayır cayır yanan içine derin bir nefes çekti. “Çok özür dilerim.” Yumruk yaptığı ellerini küçük ritimlerle dizlerine vurdu. Fısıltılı yakarışı içindeki yangını tescilledi. “Yalvarırım ağlama,” ağlamasının şiddetiyle cılız bedeni sarsılan kızla, onu bu hâle getirenleri bir kaşık suda boğacak kadar kinlendi. Sert soluğu ciğerlerine sığdırırken kendisine olan inancını dile getirdi. “Sana yemin olsun akan gözyaşına sebep olanları bulup tek tek hesap soracağım." Kaskatı bedenini doğrultup Nilay'ın kollarını nazikçe başından çekti. Koyu kahvelerinden açığa çıkarttığı çocuksu simayla iri damlalar yuvarlandı. Duygularını büyük bir ustalıkla gizleyen genç adam seneler sonra bir kadın uğuruna ağladı. Genç kızın Hakan’ın ayaklanıp sakin ancak ürkütücü yavaşlıkla kendisine yaklaşmasıyla savunma mekanizması devreye girdi. En az hasarla kurtulma için güdüsüyle kollarını baş çevresine doladı. Adamın sesini duyuyor ancak algılamıyordu yaklaşan yabancı değil. Sanki Ahmet, babası, abisiydi... Ağlamanın şiddetiyle her zerresi titrerken kolları başından uzaklaştırıldı. Gözyaşlarının birikintisi görüşünü bulanıklaştırmış. Karşısındaki adamın ağladığına inanamamıştı kirpiklerini üst üste kırpıştırdı. Değişmeyen görüntüyle hıçkırdı yaklaşımları tuhaf yabancının, kendisi için ağlayışına daha güçlü hıçkırıklarla içli içli ağlayarak eşlik etti. Dakikalar birbirini kendisiyle yarışan gözyaşlarıyla kovaladı. Kendisini ilk dizginleyen taraf Hakan'dı, Nilay’ın kendisini toplaması için zaman tanıdı. Genç adam her şeyden ürken kızın yemek yememek için gösterdiği dirençle inatçı kişiliğe sahip olduğu kanısına vardı. Şüphesiz Nilay’ın bu özelliği onu kendisi de aynı karakteristik özelliğe sahip olduğundan epey zorlanacaktı. Hakan baskın kişiliği vesilesiyle ilerleyeceği yolda bir adım daha önde olacağını varsayıyordu. Kimin daha baskın olduğunu zaman gösterecekti. Hakan düşüncelerin sarmalından sabrının selametini aldığını fark etti. Ağlamaktan perişan düşen kızın hâli ayan beyan oradaydı lakin çekinceyle sormaktan kendisini alıkoyamadı. “İyi misin?” Hakan’ın alakası uyandığından beri tanıştığı kişilerin yaklaşımı Nilay’ı allak bullak etmişti. On sekiz yıllık hayatında mahrum bırakıldıklarının başını çeken insani yaklaşımı bir saat içinde tecrübe etmişti. İlk defa birisi ona sarılmıştı ve yine ilk kez birisi iyiliğini istiyordu. Garipsediği iki önemli detayı farklı yabancı kişilerle tatmasıydı. Hayatına kısa sürede farklılıklar katan adamı başıyla onayladı. İlaçlarını etkisiyle uyuşuk olan bedeni ağlamanın etkisiyle güçten düşmüş takatsizdi. Genç adam çöktüğü zeminden kalktı Nilay'ın verdiği onay gerçeği lanse etmiyordu. Ancak iyi olması için elinden geleni ardına koymayacaktı. İşe kahvaltı tepsisiyle oradan oraya ittirilen masayı çekmekle başladı. Sınırın altına inip dipleri gören değerleri normale erişmeliydi. Masayı Nilay'ın rahat erişeceği konuma sabitleyip geriye çekildi. Nilay kaçamak bakışlarını tepside gezdirdi inkâr etse de karnı açtı. Hatta içinde baygınlık hissiyatı olacak kadar açtı. Sadece yemeye çekiniyor bu nedenle direniyordu. Zaten hayatı boyunca ne zaman karnı doyasıya yemek yiyip düzgün beslenmişti ki? Kız olduğu için açlıktan ölsün diye bir yudum anne sütü içmediğini annesi kendi ağzıyla itiraf etmişti. Kan bağı olanlar açlıktan ölmesini beklemişti. Zorla evlendirildiği şahıs kuru ekmeği reva görmüştü. Hoş onu yediği için işitmediği hakaret kalmamıştı. Tuhaftı şimdi adını bilmekten öte geçmediği yabancı yemek yemesi için ısrar ediyor üstelik yemeğini ayağına getiriyordu. Nilay içine düştüğü özel durumun büyüsüne kapıldı. Direnişi kırılan genç kız yemeğe başlamadan evvel elini yüzünü yıkamak için ayaklarını yataktan sarkıttı. Tabanları zeminle buluşunca dikkatlice kalkıp lavaboya yöneldi. Genç adam gözünü bir saniye üzerinden ayırmadığı kızın lavaboya yönelmesiyle kirpiklerini bütünleştirip ayırırken sessizce mırıldandı. "Sonunda." Nilay'ın yalpalamasıyla aralarındaki mesafeyi çarçabuk kapattı. Gözlerinin etrafında uçuşan karartılarla zor bela ilerleyen Nilay, yakınındaki bedenle takatsiz adımları durdu. Göz ucuyla Hakan'a bakıp dik tutmakta zorlandığı başını öne eğilirken mırıldandı. ” Bir şey mi oldu?” Hakan'ın katılaşmış yüreği her an yere yığılacak gibi duran kızla buruldu. Kaygısı nahif sesine yansıdı. “Ayakta durmakta güçlük çekiyorsun Nilay başına bir şey gelmesini istemiyorum. İzin ver lavaboya gidene kadar sana eşlik edeyim.” Nilay kendisine önem veren adamın garipsediği belli etmese de çokta sevindiği yaklaşımına alışmaktan deli gibi korkuyordu. O şiddetle baskı ve aşağılanmayla manipüle edilmeye alışkındı. Hastaneden çıkmayı ne kadar geciktirirse geciktirsin. Gitmemek için direniş gösterip çırpınsa da eninde sonunda cehennem azabı gibi hayatına geri dönecekti. Hakikatlerinin batağına saplanan genç kız kara gözlerini, kendisinden yanıt bekleyen Hakan'ın harelerine ne ara iliklediğinin bilincinde değildi. Genç adam kızın mimiklerini dikkatle inceledi ilk an yakaladığı mutluluğa yakın ifadeyle umutlandı. Kısa süren ifade sonrası yerleşen tedirginlik silinmek bilemeyince ümidi yerle bir olurken kendisini teselli etti. ‘Sabır oğlum çokça da zaman ne yaparsa yapsın sakın pes etme.’ Nilay dalıp gittiği boşluktan vücudunun şiddetli titremesiyle çıktı. Zemin ayakları altından kaymaya başladığında tutunma gereksinimi duydu. Nilay'ın aniden titremeye başlaması durumun vahametini açık etmesiyle, paniğe kapılan genç adam olası yaralanmayı önlemek adına tutunması için kolunu kıza uzattı. Genç kız an geçtikçe aşırı reaksiyon veren bedenini ayakta tutmakta zorlandı. Düşme hissiyatı artarken kendisine uzatılan yardım elini geri çevirmedi. Nilay mecbur kaldığı durum karşısında başını öne eğdi. Hakan endişenin kol gezdiği vücuduna temas edilmesiyle bir nebze rahatladı. Dar açılı adımlarını Nilay'la senkroninize biçimde lavaboya yöneltti. Her ihtimale karşı boşta kalan kolunu temas ettirmeden kızı çember içine aldı. Doğabilecek her türlü duruma karşı tetikte olan genç adam musluğu açtı. Bir nefeslik süreçte imha ettiği çemberi tekrardan inşa etti. Uzuvları şiddetle titreyen Nilay avcuna dolan suları taşıyamadı. Güç toplamak için gözlerini sımsıkı yumup derin soluklar aldı. Yüzünde hissettiği ıslakla kirpikleri usulca aralandı. Tenine temas etmemeye dikkat ederek ferahlamasını sağlayan Hakan’a duyduğu minnet katlandı. Fersiz cılız sesiyle teşekkür etti. Genç adam özverili yaklaşımının ilk meyvesini almış içinde bir umut filizlenmişti. Çiçek açtığı günleri de görmek tek dileğiydi. Lavabodan çıkarken de Hakan tedbiri elden bırakmadı, oluşturduğu çemberi Nilay yatağına ulaşınca dağıttı. Suyun ferahlatıcı etkisi genç kıza bir hayli iyi gelmiş minnettar olduğu adamın, itiraz kabul etmez tonlamayla yemek ısrarına olumlu yanıt verdi. Günlerin ayları devirdiği vakittir süre gelen açlığını tükettiği gıdalarla sonlandırdı. Hakan nihayet kursağından lokma geçtiğini gördüğü Nilay'ın rahat hissetmesi için koltuğa geçti. Başını geriye yatırıp gözlerini kapattı. Genç kız iştahla yediklerinin ortalarında kulaklarında çınlayan seslerle çiğnediği lokma boğazına takıldı. Güçlükle itelediği lokma kaya olup midesine oturdu. Hakan kısa süre sonra oluşan sessizlikle kirpiklerini araladı. Koyu kahveleri başı öne eğilmiş büyük bir suç işlemiş gibi duran kızı buldu. Duruma anlam veremeyen genç adamın kaşları merakla çatılırken gövdesini dikleştirdi. "Bir şey mi oldu Nilay neden devam etmiyorsun?” bakışlarını tepside gezdirirken mırıldandı. "Azıcık yediğinle karnının doyduğunu hiç sanmıyorum." Nilay zihninde susmayan karmaşık sesleri bastıran Hakan’a bakamadı. Beyninde uğuldayan hakaretleri ondanda duyma korkusuna kapıldı. Hakan olağanüstü garipsediği durum karşısında bir şey oldu endişesiyle ayaklandı. Tepsideki su şişesinin kapağını açıp Nilay'a uzattı.  Genç kız odağına giren şişeyi temastan kaçınarak aldı. Küçük yudumları ardı ardına yuvarladı midesindeki taşlaşmış histen kurtuldu. Titreyen elleriyle şişeyi bırakıp geriye kaydı iştahı geçmişin çığlıklarıyla kapanmıştı. Hakan tavırlarına anlam veremediği kızın, yemeğe devam etmesi için epey dil döktü. Tepkisizliğini sürdüren yerinden kıpırdamayan Nilay’la sabrı tökezledi. Sözleri kâr etmeyince harekete geçip yarım bıraktığı ekmekten bir parça koparttı. Üzerine akışkan şekerli gıdayı sürüp yemesi için Nilaya uzattı. Eğik başı dudağına yaklaşan gıdayla doğrulan Nilay, bir miktar şaşkın bir miktarda çekingen gözlerini Hakan'a yönlendirdi. Adamın yaptığıyla birçok hissi barındıran duygu seli göz pınarlarından taştı. Yanaklarına yol alan gözyaşları ilk olmadığı gibi sonda değildi. Genç kızın döktüğü gözyaşları insanlığa dair içine umut tohumları serpiştiren adamın, sabır ve zamanla gelecekte filizlenecek yaşamının can suyuydu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD