Gani, masasının arkasındaki o deri koltuğa geçmedi. Adımları, odanın çıkış kapısına doğru yönelmek yerine, Cemre’nin tam önünde durdu. O devasa cüssesi, aralarındaki yirmi yılı aşkın yaş farkının getirdiği o ezici, tecrübeli gölgeyle kızın üzerine kabus gibi çöktü. Cemre arkasını dönüp gitmek istedi; elindeki tabletini, önündeki ders notlarını ve dosyaları orada bırakıp bu boğucu odadan kaçmak için can attı. Ama arkasındaki o devasa meşe kapı çoktan kilitlenmişti. Gani, odanın anahtarını cebine atarken yüzündeki o kendinden emin, yırtıcı gülümseme tek bir amaca hizmet ediyordu: Cemre’yi köşeye sıkıştırmak, ona kaçacak hiçbir açık kapı bırakmamak. Artık o lacivert temizlikçi önlüğü ve paspas geçmişte kalmıştı; üzerinde Gani’nin zoruyla giydirilmiş, üzerine tam oturan şık bir asistan elbise

